Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ekim '10

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
665
 

Yazarlıkta, "terfi etmenin" yolları...

Yazarlıkta,  "terfi etmenin" yolları...
 

4 – 5 yıldır Milliyet Blog’da tecrübe kazandık dedik amma, biz söyledik. Biz dinledik. Bir türlü de yıldız da olamadık gitti. Ne uzadık ne kısaldık. Hep aynı.

Eğer, Nasrettin Hoca devrinde olsaydık, böyle mi olurdu halimiz? Kim bilir nerelerin kırpılmış yıldızları olarak dünyaları dolaşıyor olurduk.

Düşünüyorum. Yahu biz, bu ocağa hizmet ettik. 5 yıldır iznimizi bile bir defa olsun kullanmadık. Grev yapmadık. Pankart açmadık. Ekmeği yanında, kendi halinde birisiyiz. Kovulsak bile, geri gelenlerimiz oldu

Şişinmek gibi olmasın ama, blog yazma uğruna, sahura kalkar gibi, klavyenin başına tünedik. İcabında bir tek kelimeyi bulmak için, klavyeler başında uyuya kaldık.

Bizi köşe yazarı yapmıyorlar, anlaşıldı. Bari tecrübelerimizle, yeni “Blog açacak’ lara” faydalı olalım dedik. Dile kolay. 6 binlere gidiyoruz garik. Blog Çarşısına geldik, “gari demeyelim gari!” Tü, tü, tü maşallah, dedik. Alttan verir samanı, üstten çıkar dumanı. Elemtere şiş, kem gözlere şiş.

Tamam. Karar verdiniz. Blog açacaksınız. Blog açmak, hamur açmağa benzemez. Baştan hamurunu tutturmak için, mayasını neyini ayarlayın önceden. Konunuzu iyi seçin.

Biraz yazıda ahkam kesin. Mahalli şive kullanın. Hoş kaçar. “Bakkallarda yufka ekmeği satışı başlesin. Herkesler, dürüm dürüm dürülsün. Garınlarımız, hölemmecine bi doyuvesin. Bütün lokantalarda, bulgur aşı, fasille, guyu kebabıinen, Nazilli pidesi ossun!”

Dikkat edin. Şimdi hamuru yoğurmağa başlayın bakalım. Sakın ola ki, içine yabancı madde karıştırmayın. Sakın ola ki, “copy – paste” (Kopyala – yapıştır) yapmayın. Yoksa, kopya kuzumuz Molly’ yi, önce kızdırır, sonra da kalbini kırarsınız.

Uzun uzun da “semiz otu” nasıl pişirilir diye koskoca sayfayı doldurmayın öyle. Okunmaz! Semiz otunu seven var, sevmeyen var.

Sonra, kurnazlık yapıp, çok okunuyor diye, namaz hocasının tavsiyelerini “Blog kategorisine” sokuşturmayın. Hocadan evvel, editörleri kızdırırsınız sonra. Sahadaki futbolcu yalandan kendini attığında, hakemi kızdırdığı gibi. Aman ha!

Sonracığıma, “Tık’lara” pek de itibar etmeyiniz. Modası geçti. Terfi etmek, postu başka yerde sermek için o tık’ların esamisi okunmuyor artık.

Tıklarla şimdiye kadar kimse de zengin olmadı. Borsada bile muamele görmüyor artıkın. Bunu bilse bilse ne işe yaradığını, Sabiha Hanımın melekleri bilir.

“Tık, tık’ları, sadece nalçanın çıkardığı “ses” olarak bilirdik. Kafiyeli olsun diye buna kadın kalçasını da eklediler. Sakın aldanamayasınız. Ne işiniz var sizin salçayla, nalçayla, kalçayla, di mi? Ekmek arası salçalı, pardon kalçalı tost mu istedi canınız? Gidin Kemeraltına, olsun bitsin. Siz siz olun, lütfen yeni icatlar çıkarmayın başınıza.

Sonra, elinizden çıkan lâfı, klavyeniz duymuyorsa, sizin kulağınız duysun. “Bu gün canım sıkılıyor. N’apsam diyorum. Bi türlü bilemiyorum” deyip deyip de blog döktürmeyin. Telli Dede Türbesinde bile kurşun dökerken, daha itina ile döküyorlar. Önce ne yazacaksanız, iyice düşünün derim. Milletin zaten canı sıkılıyor, bi de siz sıkmayın.

5-6 yıllık blog’cuların keyifleri keka. Onlarla işimiz yok. Onları, ustalarınız belleyeceksiniz. Zaten bir avuç kişiler. Onların arabasının tekerleğine çomak, momak sokmayın sakın. diline sakın ola ki düşmeyin. Hem vezir hem rezil yaparlar. Siz vezir olmak için, onlara sık sık yorumlar yağdırın. Sizi bir sevdiler mi, korkmayın bre.

Blog açmak, dükkan açmağa, yufka açmağa benzemez dedik. Siz siz olun, blog’larda kıskançlığa düşmeyin. “ Onun kanı, benimkinden kırmızı mı? Bizim neyimiz eksik.? Ellere var da bize yok mi?!” demeyin ikide bir. Sırası gelir, siz de terfi edersiniz.

Köşeler, köşe kapmacalara dönüştü, Tam seyirlik. Hadi hayırlısı. Köşe’lerden köşe beğenmedik. Özümüz, köşeden başka bir şey görmüyor. Uğur getirsin diye “ Köşe” taşlarına yüz sürdük. Kâbedeki o taş gibi. Fırından dört köşeli ekmekleri seçtik alırken. Köşesinden köşesinden, kıyır kıyır yedik. Bize “Köşe” bulaşsın bari diye. Olur a! Hasbinallah! Köşe kapmaca oynadık çocuklardan, hep yenilme pahasına. Ay ışığında balkonlara, kibritlerden evler, çatılar, balkonlar yaptık köşesi bolcana. Daha ne edelim? En son keşkek pişirdik. Köşeli tabaklarda dağıttık.

Kim icat etti bu köşeleri. Adam bir makale yazardı baş sayfaya. Biz onu bilirdik.

Biz kimselere: çerçeveli, çerçevesiz, renkli renksiz veya desenli “köşe yazarlığı” verilebilmesi için, aşağıdaki kıstaslar gözetiliyor zannederim. Şimdiye kadar davranışlarınız, münasebetleriniz ve de münasebetsizlikleriniz olsun, bel altı vuruşlarınız, gözler önüne alınacaktır sanırım.

Terazilerde tartılacağız bir bir. Safi ağırlığımız, kabahatlerimizden düşülecek. Eh, geriye ne kaldı? Bir “Sır’at” Köprüsü kaldı..

Blog hayatınızda kara defterler olacak. Bir yanına sevapları, bir yanına günahlar yazılacak. O terfi edecek aday, sofradan aç kalkmışsa, şükür demesini bilmiş mi? Tavuklara kışt demiş mi? Bu yollarda karoser’i eğriltiniz mi, Şaside vuruk var mı? Far ayarları tamam mı, Hem geri viteste, hem el freni çekikken, gaza basıldı mı? Yoksa karbüratör mü tıkalı? Benzin mi gelmiyor? İşte…Bütün bunlara bakılacak, terfi ancak ve ancak, ondan sonra. Ne kadar zor di mi bu işler! Ben valla, vazgeçtim köşe yazarı olmaktan. Sizi bilemem!

Zor iş gibi gözükür ilkten blog’culuk. “Siz siz olun, “pankart” açmayın eskidikçe. Olmaz gari deyip de, açılım maçılım da istemeyin.

Ha, unutmadan söyleyeyim son olarak. “Orası burası kalkan” blogcu, yaramaz. Onlara yüz vermeyin. Fazla havaya girerler, burnu havaya kalkıktırlar, “eşek benim değil mi, dama kadar binerim” deyip de havaya girenlerden, sakın ha, uzak durun. Orasını, burasını kaldıranlar, “ medyatik olma” hastalığına yakalanmışlardır. Uzak durmak da evladır.

Yorumlara cevap vermezler o burnu kalkıklar. Yorum kapılarında güneşte kurutulan pastırma gibi bekletirler insanı cayır cayır.

Kimimiz “ Şarkılar yazdım sana, sazlar seni kıskandı” diye güfteler yazdı. Kimimiz blog aşkına şiirler döktürdü, kimimiz kızamık döktürdük. “Islama köfte” tarifi gibi, malzemesini çok koyduk.

“Kadifedendir kesesi / Tık tık kokar nefesi / Dudağında busesi / O bir aşk heveslisi / Yesin onu ninesi. / Enine nanay / Dikine nanay / Şinanay yavrum, şinanay / Bu blog’larda ,/ Sen sen ol, aşık olma / Geriye kalıp basılma / İleriye çıkıp asılma / Baltayı da taşa vurma / Aşık olcaksan, rol yapma / Sonracığıma / Saçını başını yolma /Kahvesi Yemen’den gelir / Köşelerden köşe beğenir / Ah ciğerimin köşesi / Ah iki gözümün, hiç birisi / Ah seni seni / Ah seni gidi / Arabası dört teker / Köşesiz seni kim çeker / Köşesiz hayat, beterden beter / Bana köşe yastığı da yeter / Unutma, küllük’te, gül de biter!”

Ama, her şeyden evvel, blogculuk iyidir. Her gün kendini görürsün. Bir ayna gibidir. Birbirinizi görür, iyi ki varız, deyip kuvvetli bir “çaaak!” yaparız.

Ayna kırılırsa karışmam!..

Gerisi sen sağ, ben selamet.

Ört ki, ölem!

Şahin ÖZŞAHİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Muzaffer bey; tebessümle okudum yazınızı,teşekkürler tebessüm için ve emeğinize sağlık..selamlar.

cinford 
 27.10.2010 9:30
Cevap :
Teşekkürler.  27.10.2010 11:45
 

Sevgili Murat Hacıoğlu'la Twitter'da azıcık söyleştik. Bilginize! Sevgilerimle.. twitter.com/sabiharana

Sabiha Rana Melekler Yüreğinizden Öpsün 
 26.10.2010 14:47
 

Daha önce yapmış olduğum yorumu doğrulayan bir konferanstayım şu an. Gelecekten çok umutluyum! Yaşasın ''Yeni Medya!'' :)

Sabiha Rana Melekler Yüreğinizden Öpsün 
 26.10.2010 14:09
Cevap :
Valla, iskele sancak, alabanda dedik. Kıyıya yanaşmaktan vazgeçtik. Enginlere yol alalom dedik. Enginlerde olaylar var. Olaylar çok şeylere gebe. Olaylar sizde çözülecek. Dönüşte döktürüver bir makaleck. Hanyayı da görelim Yanya'yı da. Rotamızı seninle alalım. Neşemizi bulalım.Tez elden haber alalım. Haydi rastgele. Selamlar  26.10.2010 14:34
 

Tık'ları köşelerle karıştırmamak gerekir elbette ama TIK'sız köşelerin bayata kaçacağını da hatırlatmak isterim. İnternette yazıyorsak;tık mühim efendim. Gazete yönetimlerinin perde arkasında TIK'lar konuşuluyor. Çok TIK'lanan blog yazarlarından endişe ediyor artık köşe yazarları. Son zamanlarda gazete yönetimleri kendi gazetelerinin blog yazarlarına internet sayfalarında yer vermeye başladılar.Bu sadece Milliyet.com.tr'ye mahsus bişi değil.Özellikle de ''vasat''okunanları seçiyorlar ki Gazetelerindeki paralı köşe yazarlarını ürkütmemek için. Yavaş,yavaş hepsine yol gözüküyor.Ben MB Yazarlığımla gurur duyuyorum. Adam gibi köşem olmazsa şuradan şuraya dahi kıpraşmam ve kıpraşmıyorum da!Daha doğrusu bazı blog yazarlarının kabul ettiği; kırmızı başlıklı köşeleri şimdilik kabul etmiyor ''hayır'' diyorum! Bunu yazan naçizane blog yazarı Sabiha Rana. Sevgim saygımla üstadım! :)

Sabiha Rana Melekler Yüreğinizden Öpsün 
 26.10.2010 2:27
Cevap :
Hımm! Neler varmış sizde neler. Demek siz de gözlemlediniz bloglarda esen rüzgarı ve devrilen çamları. Nâpalım?! " Bir kedim bile yok!" diyenler, şarkıyı değiştirdiler 'Bir köşem bile yok!' demeğe başladılar. Saha sonra da 'köşesiz hayat çekilmez' diyecekler. O da yetmeyecek, 'köşelerden köşe beğenmeyecek' Sonra da ' Bu köşe yaz köşesi, bu köşe kış köşesi' diye diye köşesine oturup, tesbihi eline alıp, cezvesini ateşe sürüp, emekliliğini yaşayacaklar. Demek ki, kolay kolay kıpraşmıyorsunuz. "Kırmızı başlıklı köşeleri" şimdilik kabul etmem " diyorsunuz. Bir roman mıydı, film miydi, bilemiyeceğim. " Kırmızı başlıklı kız mı?" demek istediniz, burasını anlayamadım. Bir bakıma da doğru söylersiniz. " Tık işi ayrı, köşe işi ayrı. Karıştırmamak lazım" Tıktıksız hayat olmaz demeğe getiriyorsunuz. Kasaptan et alırken, kemiği ile alıyoruz daha lezzetli olsun diye. Burdan bakarsanız haklısınız. Ama, okunmak da gurur verici bir şey olsa gerek ayrıca. Bu konu derindir vesselam. Kalın sevgiyle.  26.10.2010 8:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 906
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster