Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Kasım '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1077
 

Yazgının tebessümünde !

Yazgının tebessümünde !
 

 

Oldum olası erken kalkmaktan nefret ederdi. Gökçe gittiğinden beri de tüm düzeni bozulmuştu. Kim dediyse bekarlık sultanlıktır diye, on-yüz-bin milyon kere taş düşsündü kafasına! Yan komşusundan da nefret ediyordu. Bütün geceyi es geçiyor, sabahın beşinde sevişmeye başlıyorlardı. Öyle ritimli bir gürültüydü ki önce kendisini Van Gölü Ekspresi'nde sanıyor sonra da uyanıyordu. Artık programı o da biliyordu ve pazartesi-çarşamba-cuma günleri küçük odada yatıyordu. Azgın komşusunu boğmazsa, kesin bir gün yöneticiyi boğacaktı. Saat dokuz olmuştu ve mübarek kalorifer ne zaman yanacaktı. Bir sabah sıcacık yatağından sıcak odaya uyanamayacak mıydı. Söylenerek kalktı yataktan. Terliğinin tekini bulmakta zorlandı. Her zaman açık duran kapı neden kapalıydı, anlayamadan çarptı; "Lanet olsun sana Gökçe." dedi !

Artık ellisine geliyordu Korcan. Ayna karşısında geçirdiği dakikalar da artmıştı. Kumral teni, sarıya çalan saçları ve mavi gözleri onu klasik Türk erkeği olmaktan çıkarıyordu; ama yaşlanıyordu işte. Hayatını yeniden mi kurmalıydı yoksa hiç de sultanlığa benzemeyen bekarlığa devam mı etmeliydi. Gökçe ile 24 yıl süren evliliğini bir süre önce sonlandırmıştı. Evlendiği ilk günden boşandığı güne kadar kendine sorduğu, "Neden onunla evlendim ki?" sorusunun cevabı belliydi. İyiydi, hoştu Gökçe; uzun yıllar üniversitede öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra artık özel bir hastanede Doçent Nörolog olarak çalışıyordu; ama kendisine faydası yoktu. Bir türlü Halenur takıntısından kurtulamamıştı. Halenur, Korcan'ın delicesine sevdiği, iki yıl flört etmelerine rağmen evlenmeye bir türlü cesaret edemediği biricik aşkıydı. Öyle güzeldi ki bazen bakmaya kıyamazdı. O'na, "Nedenini ben de bilmiyorum; ama ben seninle evlenemeyeceğim." dediğinde, Halenur'un gözlerinden süzülen yaşları hiçbir zaman unutamamıştı. Genç kadın gözünü kırpmadan bakmış, "Yazıklar olsun senin erkekliğine." deyip, arkasına bile bakmadan uzaklaşmıştı.

Zor günler başlamıştı Korcan için. Yüksek ihtisasını da yapmış, doktoraya başlamıştı. Halenur'u çok özlüyordu. Evlilikten de artık korkmuyordu. O'nu görme arzusu dayanılamayacak hale gelmişti. Çıkıverdi bir gün karşısına. Halenur'un gözlerindeki kin ürkütücüydü! Daha ağzını bile açmadan, "Defol. Hangi yüzle karşıma çıkıyorsun? Yüzünü bile görmek istemiyorum!" demişti. Hiç ağlamadığı kadar çok ağlamıştı o gece. Kendini derslerine vermiş, asosyal bir yaşam sürmeye başlamıştı.

Bir sene kadar sonra Halenur'u yanında bir erkekle sarmaş dolaş gördü. İşte o an yıkıldı. Silecekti onu tüm hücrelerinden. Bu kadar kolay vazgeçmesine, mücadele etmemesine, sorgulamamasına çok içerliyordu. İşte o zor günlerinde tanıdı Gökçe'yi. Aynı üniversitenin Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı'nda öğretim üyesiydi. Ara sıra karşılaşıyorlar, bazen de öğle yemeklerini birlikte yiyorlardı. Hoş bir kadındı. Yüzündeki devamlı gülen ifadeyi destekleyen gamzeleri inanılmaz güzeldi.

"Korcan, ben senden çok hoşlanıyorum." deyiverdi bir gün yemekte!

Şaşırdı Korcan. Ağzındaki son lokmayı yutmakta zorlandı. Gökçe gülümseyerek suyu uzattı ona.

"Şeyy!! Çok şaşırdım Gökçe. Beklenmedik bir hamle oldu bu. Ama çok da hoşuma gitti. Cumartesi işin var mı? Bu mevsimde Heybeli çok güzel olur. Beraber gidelim mi?"

Keyifli bir hafta sonu geçirdiler. Birbirlerinden ne kadar hoşlandıklarını anladılar. Halenur'u anlatmak istedi ona. Çünkü bir yaraydı içinde. O yara kapanmadan yeni bir ilişkiye başlamak da Gökçe'yi yaralayabilirdi. Açık olmalıydı. Oldu da. Gözlerini kırpmadan dinledi Gökçe.

"O kadını anlayabiliyorum. Aynı şeyi bana yapmış olsaydın, inan tepkim çok daha sert olurdu. Kişiliğinle ilgili olarak kafamı çok karıştırdığını söyleyebilirim; ama bunları bana dürüstçe anlatmanı da çok takdir ediyorum. Madem ki onu başka bir erkekle gördün, unutmuş gitmiş işte seni. Eğer sen de unuttuğundan eminsen, ben seninle yol almak istiyorum Korcan." dedi.

Bir şey diyemedi Korcan; ama sımsıkı sarıldı Gökçe'ye, arzuyla öptü dudaklarını. Birkaç ay sonra da evlendiler. İlk yıllarda mutluluklarını etkileyen tek neden, çocuk sahibi olamamalarıydı. Gökçe'de yumurtlama bozukluğu vardı ve sanki bu yetmezmiş gibi bir de 38 yaşında menopoza girdi. Psikolojisi iyice bozuldu. Aşk değildi aralarındaki; ama Gökçe'yi seviyordu. Yine de, aynı evde yaşayan iki yabancı gibiydiler. Gökçe'nin bir akşam yemekte söylediği söz sonun başlangıcı oldu.

"Belki de bugünleri gördü Halenur! Şimdi benim yerimde o olacaktı!"

"Seni anlayamıyorum Gökçe! Çeyrek asırdır birlikteyiz. Sana olan saygı ve sevgimden asla şüphe edemezsin. Çocuk sahibi olamadık ve menopozla erken yüzleştiğin için de benden uzaklaşıyorsun. Her şey çocuk mu? Tüm bunlar yetmezmiş gibi bunca yıl sonra hâlâ Halenur'u sayıklıyorsun. Evlendiğimizden beri onu görmüyorum. Öldü mü kaldı mı bilmiyorum. Sen çatacak yer arıyorsun ve kendi mutsuzluğunun bedelini bana ödetmeye çalışıyorsun!"

Bu konuşmadan 5 ay sonra tek celsede boşandılar. Gökçe evden ayrıldı. Yapayalnız kalmak korkunç bir duyguydu. Allah'tan üniversiteden de ayrılmıştı, yoksa sürekli karşılaşmaları kaçınılmazdı.

Kanvas pantolon üzerine kadife ceket ona yakışıyordu. Kendini Da Vinci Şifresi'ndeki Robert Langdon'a benzetiyordu. Asansöre binmeden önce karşı kapıyı çalıp, "Biraz sessiz olun ya da gidip ormanda sevişin." demeyi düşündü, sonra vazgeçti. Sabah trafiğinde üniversiteye varması bir saati buluyordu. Öğrencileri onu pek severdi. Kız öğrenciler baygın baygın bakar, o da güler geçerdi. O yaştaki kızların idolü ya babaları olurdu ya da hocaları!

"Günaydın profesör." dedi çocuklardan biri.

"Hocam, İktisat Teorisi dersinize giremedim." dedi bir diğeri.

Okulu seviyordu. Haftada 2 gün de büyük holdinglerden birinde part-time danışmanlık yapıyordu. Bunların dışında, bir de 6 kişilik MBA sınıfı vardı. 6 sivrilmiş zeki genç. Gözlerinde şimşekler çakıyor, "Biz geleceğin yöneticileriyiz." diyorlardı adeta! İçlerinde tek kız vardı. Beste. Uzun siyah saçları ve kapkara gözlerine inat bembeyaz teniyle çok dikkat çekiciydi. Çok güzel bir kızdı. O gözler yaşının çok üzerinde olduğunu bağırıyordu. Pek ender gülüyordu. Sorulmadan cevap vermiyor; ama sorulan her soruya da doğru cevap veriyordu. Küçücük sınıfın en çalışkanıydı.

"Profesör, giydiğiniz hiçbir mavi gömlek gözlerinizin güzelliğini örtemez." dedi, bir akşam çıkarken Beste.

Bir anlam veremedi Korcan. Şaşırdı da! Ununu eleyip eleğini astığını düşünürken genç ve güzel bir bayandan böylesi bir iltifat almak, pırıltısını yitirdiğini düşündüğü gözlerinin hâlâ beğenildiğini duymak çok hoşuna gitmişti. Beste'den bir daha böyle bir yakınlık görmedi; ama bakışlarındaki derin mânâ onu ürkütüyordu. O boş gibi görünen bakışların, dersi dinlemediği anlamını taşımadığını anladığında da çok şaşırmıştı. Bir akşam çıkışta, "Beste, dersi öyle dikkatli dinliyorsun ki bazen o kapkara gözlerinin beni delip geçtiğini hissediyorum." dedi. O anda, bunları nasıl söylediğine kendisi de şaşırdı!

Hafifçe gülümsedi genç kız, "Bu sözlerinizden gözlerimi beğendiğiniz anlamını çıkarabilir miyim profesör?" dedi.

"Elbette, sen hem çok güzel hem de çok zeki bir kızsın. Eminim ki erkek arkadaşın da senin ne kadar özel bir insan olduğunun farkındadır."

Aslında gülmeye hazırlanan yüzü birden asıldı Beste'nin. "İyi akşamlar hocam." dedi ve çıktı.

Evinin en çok balkonunu seviyordu Korcan. Hele dolunaylı gecelerde hiç içeri girmek istemiyordu. Gökçe'nin gidişiyle yemek anlayışı da değişmişti. Genellikle kolay yemekler hazırlıyordu kendine. Dönüşümlü olarak tavuk-kırmızı et ve balık yiyordu. Yanında da 1-2 kadeh şarap olmazsa-olmazıydı. Son lokmayı aldıktan sonra elinde kadehiyle arkasına yaslandı. Ne kadar güzel bir kızdı Beste. Son derece vakurdu. Keşke 20 yaş genç olsaydım diye geçirdi içinden. Düşüncelerinden utandı. Neredeyse kızı yaşındaydı.

Okula her zamankinden daha keyifli gitmeye başladığını fark etti. Artık yandaki azgınların sevişmesi de rahatsız etmiyordu onu. Daha özenle tıraş oluyor, parfümünü de sıkmayı ihmal etmiyordu. Beste'nin mavi gömlek giymesinden hoşlanmadığını düşündüğünden farklı renkler giyiyordu. Bir akşam çıkarken, "Mavi gömlekleriniz yenilgiyi kabûl etti galiba!" dedi Beste ve Korcan'ın cevap vermesini beklemeden çıktı sınıftan. Beste'nin derse gelmediği günlerde çok aksi oluyordu. Ama onu gördüğünde, simsiyah gözlere dalan masmavi gözlerin pırıltısı diğer beş çift göz tarafından da fark ediliyordu.

İkinci dönemin ortalarında, bir cuma akşamı Beste, "Hocam, yarın müsaitseniz sizi sinemaya davet edebilir miyim?" dedi.

Beklenmedik bir anda gelen bu teklifle şaşkına döndü Korcan. Ama çabuk toparladı kendini.

"Hangi filme gideceğiz?"

"The Rebound. Catherine Zeta-Jones başrolde. Romantik komedi sever misiniz?"

"Ailen izin verirse akşam yemeğini de birlikte yiyip sonra sinemaya gidelim mi?"

"Harika olur."

"Tamam, adresini verirsen; 19:00'da alırım seni."

Tarif edemediği bir heyecan içindeydi. Bir an önce eve gidip hazırlanmak için sabırsızlanıyordu. Yol aldığı yön onu ürkütüyordu; ama Beste'den de çok hoşlanıyordu. Bunun kabul edilmesi zor bir gerçek olduğunu bilmesine rağmen Beste'ye yakın olma düşüncesi bile gözlerindeki ışıltıyı arttırıyordu. Tam zamanında randevu yerinde oldu. Az sonra indi Beste. Dimdik, kendinden emin yürüyüşü baş döndürüyordu. Arabaya girdi, Korcan'a doğru uzandı ve yanağından hafifçe öptü. İnanılmaz güzel kokuyordu genç kadın.

"İyi akşamlar hocam."

Hareket etmesine imkan yoktu. Beste'ye döndü. Akşamın karanlığında bile pırıl pırıl parlayan gözlere daldı. Gülüyorlardı.

"Hadi gidelim; ama, daha yemek yiyeceğiz." derken, Korcan'ın elini tuttu.

Ne yemekten ne de filmden bir şey anlamadı Korcan. Filmin ortalarına doğru kulağına, "Catherine'in Michael'dan 25 yaş küçük olduğunu biliyor musunuz?" dedi Beste.

Filmin kalanında Beste'nin bu soruyu sormasının altında yatan nedeni anlamaya çalıştı Korcan. Daha doğrusu anlamamaya çalıştı! Geri dönülemez bir yola girdiğinin farkındaydı; ama Beste ile olmaktan büyük keyif alıyordu. Hemen her hafta sonu birlikte vakit geçiriyorlardı. Alışveriş yapıyorlar; şehirde ne kadar konser, tiyatro varsa gidiyorlardı. Kızı yaşında bir kadınla yakaladığı uyuma inanamıyordu. Bunu Gökçe ile asla başaramamışlardı. Hoşlandığı her konudaki sevincini Korcan'ı öperek göstermeye alışmıştı Beste. En kalabalık yerlerde korkusuzca dolaşıyorlardı. Kim bilir kimler görüyordu! Sonunda korkulan oldu ve Pink Martini konseri'nde öğretim üyesi arkadaşlarından birine yakalandılar. Beste geride kalmaktansa elini uzatmış ve "Merhaba hocam." demişti!

"Bu hafta sonu harika bir yere gideceğiz, bavulunu hazırla. Sabah 8'de alacağım seni." dedi Beste bir gün!

Şaşılacak çok şey vardı bu cümlede! Resmiyet ne zaman ve neden kalkmıştı? Bundan ne kadar ürkmeliydi? Ve bugüne dek sinema-tiyatro-konser-yemek ile sınırlıyken paylaşımları, şimdi gecelemeli nereye gidiyorlardı? Neydi hedefi Beste'nin? Evet, o da onunla olmaktan büyük keyif alıyordu; ama bir hedefi yoktu. Nasıl olabilirdi ki? Bir an önce Beste'nin gerçek düşüncelerini öğrenmeliydi.

"Beste, bu akşam seni eve ben bırakayım mı hem de biraz konuşuruz."

Salacak'ta ara sıra oturdukları kafeye gittiler. Her ikisi de birbirlerine bakıyordu. O muhteşem gözlere bakarken konuşamayacağını biliyordu Korcan. Yüzünü denize döndü.

"Beste, aramızdaki her neyse, sen ne ad veriyorsun?"

"Cicim ayları bitti ve ciddi şeyler konuşmaya geldi sıra, öyle mi Korcan?"

"Korcan!!" İşte o an karşısındaki kızın 24 yaşın çok üzerinde olduğunu hissetti. Gözleri tekrar birleşti.

"Seni seviyorum Korcan ve seni bugüne dek hiç sıkmadım. Benden önceki yaşamınla da zerre kadar ilgili değilim. Madem ki artık açığız birbirimize karşı, işte düşüncelerimi öğrendin. Senin de beni sevdiğini biliyorum. O halde nedir bu telaşın?"

"Beste, kızım olacak yaştasın. Evet, ben de senden çok hoşlanıyorum, seninle olmak için çıldırıyorum, senden bir an olsun ayrılmak istemiyorum, seni bir gün göremesem nefes alamıyorum; ama mantığım beni bir yerde durduruyor. Keşke daha genç olsaydım. Hem, annen-baban duysa ne derler?"

"Erkeğin yaşı olmaz Korcan. Babam da annemden 15 yaş büyük. Ha 15 ha 25, ne fark eder? Daha nice örnek var. Hatırladın mı Catherine'i? Ne kadar mutlular Michael'la. Ailem henüz seninle ilişkimi bilmiyor; ama hazır olduğumuzda tanıştıracağım seni canım. Babamla da çok iyi anlaşacağına eminim."

Neden o filme gittiklerini şimdi anlıyordu. Planın bir parçasıydı. Yine de ruhu onu istiyordu. Boşverdi mantığına. Ne kadar güçlü bir kızdı. Beste'nin, yaşıtlarıyla neden yapamayacağını anladı. O'nun için doğru tercihti ve bunu ilk gören de Beste olmuştu.

Cumartesi sabahı 8'de kapıdaydı Beste. Spor Cabrio ile adeta bütünleşmişti. Giydiği daracık kot pantolonun üzerinde omuzlarını açıkta bırakan bir bluz vardı. İnanılmaz güzel görünüyordu. Korcan'a doğru uzandı ve dudaklarına yakın bir noktadan öptü. Bayılacağını düşündü Korcan. O'nun yanındayken saatler hiç geçmesin istiyordu. Hayatının en güzel iki gününü geçirdiğini düşündü Şile'de. Yarı yaşındaki bir kadının verdiği mutluluk, gösterdiği ilgi ve şefkat inanılmazdı. Beste, geçmişi deşmiyor, hiçbir şey sormuyordu. Sahil boyunca el ele uzun yürüyüşler yaptılar, güneşi birbirlerine sarılı uğurladılar. Beste'nin baharında çok mutluydular.

"Bu hafta annemle konuşacağım aşkım. Çok anlayışlıdır ve onunla iki arkadaş gibiyizdir. Merak etme, sorun çıkmayacaktır. Önümüzdeki cumartesi akşamı da hep birlikte bir tanışma yemeği yiyelim diyorum. Ne dersin tatlım?"

"İçimde bir korku var Beste'cim. Ya karşı çıkarlarsa!"

"Hemen o gün senin yanına taşınırım. Benim sensiz bir yaşamım olamaz Korcan. Kabul ederler ya da etmezler, bu onların bileceği iş."

Bu ihtirası bazen korkutuyordu onu. Artık Beste'ye teslim olmuştu, farkındaydı. Kendini onun kollarına bırakmak muhteşem bir şeydi aslında.

Ne kadar dikkat ederlerse etsinler okulda dedikodular artıyordu. Bir an önce son vermeliydiler buna. Allah'tan okulunu bitirmişti Beste ve sadece MBA öğrencisiydi. Kim karışabilirdi ki onlara! Her ikisi de bekardı ve aradaki yaş farkı da sadece ikisini ilgilendirirdi.

Pazartesi sabahı daha ilk derste, "Korcan." deyince Beste, buz gibi bir hava esti sınıfta! Hemen "Korcan Hoca'm." diye düzeltmeye çalıştıysa da olan olmuştu. Ders arasında güldüler hallerine. Artık onlar konuşurken kimse gelmiyordu yanlarına. Kararını vermişti Korcan. Cumartesi akşamı ailesini de tanıdıktan sonra Beste'ye evlenme teklif edecekti. O'nunla mutluydu ve sanki daha da gençleşiyordu yanında.

"Beste, öğleden sonra tek ders var, sonra Kanyon'a gidelim mi? Cumartesi akşamı için yeni bir gömlek almak istiyorum da. Korkma, mavi almayacağım."

"Tamam yakışıklı; ama sosyetik hatunları kesmek yok, anlaştık mı?"

"Aşk olsun sana!! Senin gibi muhteşem bir kadına sahipken, öyle bir şey yapmak için deli olmalıyım. Sahi, sen ne zaman konuşacaksın seninkilerle?"

"Babam seyahatte, yarın akşam dönecek. Annemle de yarın okuldan sonra konuşmayı planlıyorum. Merak etme canım, çok modern insanlardır."

Artık el ele dolaşmakta sakınca görmüyorlardı. Sobelenme ihtimali de umurlarını beş geçiyordu. Alışverişten sonra koridor boyunca dizilmiş kafelerden birine oturdular. Hafif bir şeyler yeseler fena olmayacaktı. Siparişlerini vermişler ve henüz arkalarına yaslanmışlardı ki;

"Aa!! İnanmıyoruumm, anneemm!! Beni gördü, yanımıza geliyor. Mecburen erken tanışacaksın aşkım." dedi Beste!

Kızıyla yarışır güzellikteki kadın hızlı adımlarla yanlarına geldi.

"Beste'cim, bu ne güzel sürpriz kızım? Dersin yok muydu bugün?" derken, kızının karşısında oturan adamı merak ediyordu.

"Annecim, aslında yarın konuşacaktım sizinle; ama erkek arkadaşım Korcan'ı tanıştırayım."

O ana kadar başı önünde olan Korcan, ayağa kalkarken gözlerini hafifçe kadına çevirdi.

"Korcan'cım, işte bu da benim canım annem, Halenur."

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

MERHABA ATA KEMAL BEY ÖYKÜLERİNİZİ YENİ OKUMAY BAŞLADIM VE MÜPTELASI OLDUM..O KADAR SÜRÜKLEYİCİ Kİ HER ÖYKÜYÜ TEK SOLUKTA OKUYORUM VE SONUNU TAHMİN ETMEYE ÇALIŞIYORUM AMA NERDE SİZ ÖYLE BİR SON HAZIRLIYORSUNUZ Kİ ŞAŞIRIP KALIYORUM :) İNANIR MISINIZ SABAH İŞE GELİR GELMEZ BLOGUNUZU AÇIYORUM VE HAYALGÜCÜNÜZÜN BİZİMLE PAYLAŞTIKLARINI OKUMAKTAN ZEVK ALIYORUM...SEVGİLER.. HOŞÇAKALIN...:)

ŞENNUR BAYRAM 
 08.12.2010 8:57
Cevap :
Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz ve beğeniniz için. Çok mutlu oldum Şennur Hn. Sevgiler.  08.12.2010 11:04
 

Okumaya başlarken, sonu için kendimi hazırlamaya çalıştım. Olabilecek tüm ihtimalleri düşündüm. Daha beterini bekliyordum, insaflı davrandınız :)) Güzeldi her zamanki gibi, bir solukta okudum. Sevgilerimle Ata Kemal bey.

Nilgün Akad 
 21.11.2010 22:26
Cevap :
Yoktunuz çoktandır Nilgün Hn. Beğenmenize sevindim. Bence Beste ve Korcan çok güzel bir aşk yaşıyorlar :) Teşekkürler, sevgiler.  21.11.2010 22:47
 

Bu ne hayal gücü:) O kadar zor bir durum ki; bu üçgenin içinde kalan herkes sıkışmış, ben kendimce bir son yazdım, aşk kazansın ve Halenur sussun:))) Çok mu kötüyüm yoksa:)

mea culpa 
 15.11.2010 22:08
Cevap :
Halenur konuşsa ne yazar? Beste çok güçlü bir kız. Ama ne O ne de Korcan konuşmayacaklardır. Halenur kızını vazgeçirsin diye uğraşacaktır ama galip gelen aşk olacaktır. "Parkta torun gezdiren Halenur" eminim ki damadını da bir gün gelecek, yine çok sevecektir :) Teşekkürler Ms Culpa, sevgiler.  16.11.2010 5:48
 

Ne korkunç bir durum..Her iki taraf için de katlanılacak gibi değil...Diğer taraftan cinsler arasındaki yaş farkı, ilk zamanlar olmasa da, erkek için de kadın için de sorundur bence:) İlginç bir hikaye, güzel bir kurgu, film izlemiş gibi oldum...Elinize sağlık...

fatma iyibilgin 
 09.11.2010 16:51
Cevap :
Halenur ve Korcan için elbette korkunç bir durum. Ama Beste çok güçlü bir kız ve bence Halenur da harika bir anneanne olacaktır :) Gençliğimde çok aptalca inanışlar vardı. "Kadın erkekten 3-5 yaş küçük olmalıdır," "Erkek kadından uzun olmalıdır," "Erkek kadından zengin olmalıdır." Ne komik !! Kadın erkekten uzun olsa, Kadın erkekten yaşça büyük olsa mutlu olunmaz mı? Günümüz kadınları müthiş bir evrim geçirdi. Erkeklere açık ara fark attılar. Bugün 25 yaşında bir genç kız biyolojik yaşının çok üzerinde bir olgunluğa sahip olabiliyor. Hâl böyle olunca da huzuru olgun bir erkekte buluyor. Nice güzel örnekler var. Neco, Kayahan ve Uğur Dündar gibi. Bence, Beste ve Korcan da çok mutlu bir çift olacaktır :) Teşekkürler Fatma Hn, sevgiler.  09.11.2010 17:13
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8320
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1148
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster