Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ekim '21

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
16
 

Yazı - Bölüm 3

BÖLÜM 3

 

Anlatılanlara göre; düzenin sahibi Tifah’ın saplantılı duyguları vardı. Herşeyden önce yaşama karşı ölçülemeyen bir bağlılığı vardı. Yanlış anlaşılmasın hayata neşe ile bağlanan enerjilerden değildi onunkisi. Kim bilir kendisinin kaçıncı kolonu idi. A evet söylemedim mi. Sizin yıllarca aradığınız klonlanma bizim ile sizin aranızdaki bir dönemde insan içinde yapılmaya başladı. Ama artık yalnızca Tifah’ın onayı ile olmak kaydı ile. Yönetmek, hakim olmak, sonsuzluk… Tifah’ın saplantıları idi. Ve tüm bunlarda tek olmak, onun asla paylaşamayacağı, paylaşmayacağı hislerdi.

 

Size kendisini resmetmek için; iğrensem de kendisini düşünmek istedim. Gördüğüm görüntü hiç de naif değildi.

 

Karanlık ve ıssız bir şehirde cılız bir beden geziyordu. Uzaktan gören bir göz bu çıplaklığa acıyabilirdi. Tabi o zamanlarda değil, günümüzde. Yıkılmış bir şehir olan Heres’in içerisinde çırılçıplak iskelet bir beden, geçmişin Atina’sının mitolojik sokaklarındaydı. Bir zamanların kuş seslerinin öttüğü, ihtişamlı erkekleri ile at arabalarının zafer taklarının altından geçerken gül yapraklarına bulandığı şehir taş yığını halindeydi. İskelet ise ortalarında sanki fethin sahibi gibi gurur ile yürüyordu, kulaklarında kibir melodisi yalnızca kendisinin duyduğu.

 

            Öyle ya o Tifah’tı. Yeryüzünün son fatihi. Kibri; şeytanın bile kıskanabileceği kadar olan. Yokedilmez olan; yeryüzünün hangi zamanında varolmuştur? Kim bilir kadim zamanlardan bir varlıktır belki de. Boşverin hepsini; kendisine yakın olanlar gerçeği zaten biliyor, Tifah’ı yaşatan teknolojidir. Siz ne güzel hisler ile “insanlığa” çare oluşturmuş olursanız olun; bir karanlık düşünce gelir, yaşamı zindan eder dünyaya.

 

Size gördüklerimi anlatmaya devam edeyim. Tifah kendi kendine konuşur haldeydi. Solgaxın en kalitesinden çektiği belliydi yürüyüşünden. Tifah’ın kullandığı solgax bir tek şahsına münhasır olarak üretilirdi. Eski usul. Yani güneşi ve gerçek suyu almış bir bitki. Bir çakmak ve kaşık üzerinde kavrulmuş ve damara aşılanmış şekilde. Ka’dan dönmüş suları kullanmazdı Tifah. Bunun ölüm korkusu ile alakası yok elbette. Öyle bir korkuya ihtiyacı olmayan birine bu korkuyu maledemezsiniz. Tifah’ın korkusu kadim olan bir gücedir. Ki O bunu daima bilmektedir. Bilinmeyen, elem olan ise; yeryüzünden ondan başkasının O’nu bilmemesidir.

 

“ Gözler kapalı, bir cadde de yürümek ve hissetmek diğerlerinin bilmediklerini. Siz beni izleyen lüzumsuzlar, cadde nedir bilmezsiniz ya; geçmişi, geleceği çizmek ne güzeldir. Bilemezsiniz herşeye hükmetmeyi, ancak delicesine istersiniz. İmkanınız, zamanınız hiç olmayacak olsa dahi. Size bir ders vermek isterdim ancak dersler son alındığında yalnızca ben vardım. Şimdi ise öğrettiğim kimse yok. Olmasını istemedim de. Ben istemediğim için olmayacakta. Yalnızca ben ve yeni vücutlarım o bilgiye mazhar olurlar.”

 

Gülmeye başlar büyük bir keyifle ve öylesine ki; korku karşıda olanın derinliklerine işleyebilirdi. İskeleti andıran yüzü kemikten bir baş gibiydi. Birden gülerken göğe doğru dönen kemik baş, karşısına direk bakmaya başladı. Söyleyeceklerinden simülasyonun arka tarafındakiler kesin olarak korkmuşlardı. Bana sorarsanız onların cesaretleri takdire şayandır. Tifah’a çalışıyor olmak? Evet belki; tüm dünya onun için yaşıyor ama bir nefes kadar yakın olmak ayrı bir konudur. 

 

Simülasyonun ardındakiler kendi aralarında konuşamıyorlardı. Bir dudak hareketi, bir mimik. Asla. Yüzyıllar geçse de değişmeyen bir husus var.

 

“Can tatlıdır”.

 

Yüzyılların geçişi bu tadı öldürmeye muktedir değildir (inançlar dışında). İnanç ancak ve ancak tat verir ölümde ve her yüreğe de nasip değildir.

 

Kolek; simülasyon ardından çenesini tutmaya zorlanan en zayıf halka idi. Bir önceki gece ise; aşırı solgax almıştı. Kolek ile aramız iyiydi. Sizler nasıl diyorsunuz “kanka” diyebileceğimiz bir karakterdi. Çenesi düşüktür. Genel kanının aksine çok konuşur ve sinirlidir. Ancak gerçekte korkak bir bilişim dâhisi olduğunu Lajen’de ben e biliyoruz. Kendisi bilmiyor sadece. Sosyal gibi görünen ama aslında asosyal olan bir yapısı vardı.

 

Bir parmak şıklaması duyuldu önce iskelet parmaklarından. Ardından bütün şehir birden bire yanmaya başladı. Tifah bütün dünya zevklerinin üzerinde görmeye başlamıştı kendisini. Gülüyordu, gerçekte olmasa da zihninde sıçrıyordu sevinçten. Kolek, o parmak hareketi için diğerleri ile birlikte bekliyordu. Onlar; Tifah’ın bu şehvet anının fahişeleriydi. Tifah rahatlamak istediği her an; buraya gelir ve gönlünce hazırlattığı simülasyonların içerisinde düşündeki kıyameti yaratırdı. Kim biliyor ki belki de planladığı.

 

O gün yaşayanların bilmediği bir geçmiş zamanların şehirlerinden; taslak resimler üzerinden yeniden simülasyon şehirler kurdururdu kendisine. Adamdaki hazzın sınırı yok. En ince detayları ile kendi elleri ile çizerdi bir şizofreni hastaları kadar iyiydi. Şehirlerin ortak noktası ise; içerisinde dolaşan tek kişinin kendi oluşuydu. Çığlık atan adam resmiydi her finalinde simülasyonun. Sizin döneminizde görmüştüm. Kağıtları üst üste diken kişi yıkmaktan nasıl hoşlanır ya; bu adamda şehirler kurup yıkıyordu.

 

Kolek’in yanındaki gösterge toplanma zamanının geldiğini gösteriyordu. İçinin ürperdiği kesin. Zira Tifah’ın yanına gidecek ve en keyifli anında araya girerek; haber vermesi gereken kişi olduğunu biliyordu. Tifah’ı artan korkusu ile bir süre daha izledi. Birkaç saniye sonra belki biter de, bu boşalmanın dalgaları kendisine vurmaz diye umuyordu.

 

Tifah, bulunduğu dünyanın zamanına da hakim olduğunu düşünüyordu. Kolek bu sefer de şanslıydı anlaşılan. Tifah yeterince, otoritesini fazla fazla hissettirerek bekletiyordu herkesi bu günde. Gitmeye karar verdi. Tifah arkasına döndüğünde Kolek ile gözgöze geldi.

 

Kolek’in nutku tutulmuştu. Etraflarındaki bütün şehir yanıyordu. Tifah çıplak bedeni ile ellerini iki yana doğru açmış. Kafasını sol omzuna düşürmüş bir şekilde hafif hafif sallanıyordu. Gözlerini yeniden kapattı. Kolek’i görmemezlikten geliyordu. Kolek; sesini dahi çıkartamıyordu. Tifah kollarını yavaşça kendi bedenine dolamaya başladı. Hala sallanıyordu ama. Hafifçe yüzünü kastı. Birazda titreme gibi gülümsercesine yaptı bunu. Bu kasma sonrasında her türlü şerh dilinden dökülebilirdi.

 

“KAPAN”

 

Simülasyon sonlandırıldı. Kolek hiçbir şey diyemedim. Tifah yürüyerek uzaklaştı. Simülasyon alanından çıktığında kıyafetleri üzerini yeniden sarmıştı. Kolek; bir başına bir süre sadece nefes alışını düzenlemeye çalıştı. Bugünde kurtarmıştı bana kalırsa.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 312
Kayıt tarihi
: 07.12.10
 
 

İlköğretimimi İstanbul'un üç farklı semtinde tamamladım. Ardından ticaret meslek lisesi, moda- ta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster