Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
40
 

Yazı ile Şaka Olmaz

Yazı ile Şaka Olmaz
 

Babası anlatıyordu. Arabanın içinde Mevlüt’ün halası, kızı ve babaannesi vardı. Babası “Benim gençliğimde kahve içtim diye övünürlerdi. Yokluk zamanıydı. Şimdi her şey bolca. Kahveye itibar eden yok. Durdu. Ekledi. “Mevlüt gavur imam kavşağına gelince beni uyar. Kavşağı kaçırırsak çok uzun yol gideriz.” Dedi.

Aradan kısa bir zaman geçmişti ki Mevlüt “Baba kavşağı geçtik.”

Mevlüt’ün babası Necip “Oğlum sen hayal görüyorsun. Daha gavur imam kavşağına gelmedik.”

Mevlüt’ün halası “Necip abi gavur imam diye niye demişler. Gavurdan imam mı olur?”

Necip anlatmaya başladı. “Niye öyle dediklerini bilmiyorum ama kavşak Ankara, Konya, Adana istikametlerini birbirine bağlıyor. Belki de çok araba geçtiği için İzmir’e gavur dedikleri gibi buraya da gavur imam demişler. Bu isimler çok eskiden konmuş şeyler. Şimdiki insanımız yüz yıl öncesine göre aydın sayılır. Atatürk’ümüz sağ olsun. İnsanımız onun sayesinde kolayca yazmayı ve okumayı öğrendi.”

Mevlüt araya girdi. “Baba her şeyi biliyor ve anlıyorsun ama benim ‘kavşağa geldik’ sözümü anlamadın. Şimdi Konya’ya kadar gideriz artık.”

Necip “Oğlum sen benden iyi mi bileceksin. Durdu ekledi. Kavşağa az kaldı ama bir türlü  rastlayamadık. Ama dur ileride bak. Oradan döneceğiz.”

Mevlüt “Benden söylemesi. Bu yoldan gidersek Çumra’ya zor ulaşırız. Benzin bitmese keşke. O zaman yolda kaldık demektir.”

Necip bir şey görmüştü. Arabayı yavaşlattı. Bir adam yol ortasında durmuş önlerini kesmişti. Necip arabayı adamın tam önünde durdurdu. “Hayrola bilader. Niye durdurdun bizi?” Dedi.

Adam “İleride yol kapalı. Gitmeseniz iyi olacak. Canınızı seviyorsanız geri dönün.”

Necip “İleride ne var ki gitmeyelim. Hem canımız niye tehlikeye girsin?.”

Adam cebinden bir kağıt çıkardı. “Alın bu notu. Geri dönerken yolda okursunuz.”

Necip “Sağ ol bilader. Bize uyarı yapıyorsun ama neden uyarı yaptığını söylemedin.”

Adam cevap vermedi. Geri dönüp yürüyerek uzaklaşmaya başladı. Necip şaşkındı. Arabayı ilerletmede tereddüt etti. “Bu tekinsiz yerde bir uyarı aldıysak hem de, ıssız bir yerde adamın, sözünü dinlemekten başka çare kalmıyor.” Dedi. Geriye döndü. Araba ters istikamette yol almaya başladı.

Necip “Oğlum notta ne yazıyor oku bakalım.”

Mevlüt babasından kağıt parçasını aldı. Katlanmış kağıdı açtı. O da ne. Siyah mürekkeple yazılı Arapça bir not. Birkaç cümle. Mevlüt “Baba bunda Arapça yazıyor. Sende bende Arapça bilmeyiz. Cümleler mühim ki Arapça yazılmış. Bu benim olsun mu?”

Necip “Ver bakayım notu. Ben biraz elif cüzünü bilirim.” Notu eline aldı Diğer taraftan yolda ilerliyorlardı. Necip önce “Yol dedi. Çıkmaz dedi. Geri dönün dedi.” Ekledi. İyi de kağıttakileri adamda söylemişti. Neden bize söylediklerini not ile yeniden iletti.?”

Mevlüt “Biliyorsun baba. Yazı denen şeyin yaptığını bazen insan zihni başaramaz. Adam bizi garantiye almak ve bizim bu yoldan geri dönmemizi sağlamak için bir tür, ikna çabası içine girmiş olmalı. Hele yarın bir olsun. İşin kokusu yarın çıkar.”

Necip “Oğlum ben sana kavşağa geldiğimizde haber et dedim. Bak ta nerelere geldik. Benzinde tükenmek üzere. Elli kilometre ya yaparız ya yapmayız.”

Aradan uzun bir süre geçmişti. Nihayet levhada ‘Gavur İmam Kavşağı’ yazısını okudular. Kavşağı dönüp ilerlediler.

Saat sabahın beşiydi. Alemdar yoluna girmişlerdi. Uzun mu uzun fazladan yolu kazasız belasız geldikleri için şükrettiler. Bir köprüye gelmişlerdi. Burası Alemdar köprüsüydü.

Mevlüt “Şu köşe Çatalhöyük’e çıkıyor. Buraya kazı alanına bisikletimle her sene gelirim. Tek yakındığım köpeklerin bana saldırması. Yolun kenarında bir fabrika var. Oranın köpekleri.”

Necip “Oğlum sen akıllı birisin. Köpeklerle niye dalaşıyorsun. Daha hızlı araçlara binsene. O zaman köpeklerde saldırmaz.”

Çumra’ya girmişlerdi. Az sonra Necip kız kardeşini ve annesini evlerine bıraktı. Ve Mevlüt evlerine geldiğinde içeriye bir beklenti ile girdi. Hemen televizyonu açtı. Elinde kumanda haber kanallarından birini seçti. Ekranda sıcak gelişme diye yazıyı okudu. ‘Konya Karapınar yolunda üniversiteli gençler feci bir son yaşadı.’ Ekranda otobüs cayır cayır yanıyordu.

Mevlüt babasına seslendi. “Gel baba acele. Gittiğimiz yolda ne olmuş.”

Necip geldi. Sıcak gelişmeyi izlemeye başladı. Mevlüt “Baba demek ki o notu bize veren adam bizi manen kurtarmış.”

Necip “Otobüse çarpan içi mazot dolu tanker ne yapar adamları. Allah ana ve babalarına sabır versin. Dedi ekledi. Notu bize veren adama şükretmeli. Bize bulaşacak manevi belaları defetmiş. Gel de ana baba olarak dizini dövme.”

Mevlüt bir süre daha sıcak gelişmeyi izledi. Ama az sonra tanker şoförünün kazadan kurtulduğunu öğrendi.  “Gencecik kızlar ve delikanlılar. Azrail hepsini bir araya toplamış. Canlarını hesap vermeden almış.” Diye söylendi.

Mevlüt yol yorgunuydu. Odasına çıkıp hemen yattı. Konya Karapınar yolunda ölen bir üniversitelinin çantasından, Candan Erçetin’in ‘Yalan’ isimli şarkısının sözleri çıkmıştı. Ve tarihini ve saatini yazmıştı notun altına. Tarihe bakanlar kaza gününde yazılmış olduğunu görmüşlerdi.

Mevlüt birden gözlerini birden açtı. Rüya görmüştü. Saatine baktı. Akşamın yedisiydi. Yatağından kalkıp masasına geçti. Çekmecesinden anı defterini çıkardı. Tereddüt etti. “Ölen insanların acısını her gün yaşar mıyım acaba?” diye gördüğü rüyayı yazmaktan vaz geçti. Şimdi daha rahattı. “Acı ile ölenlerin edebiyatı kimseye kar getirmez.” Dedi kendi kendine. Hemen önündeki televizyonu açtı. Haber kanallarının hepsi sıcak olan ölüm otobüsünün yanışını veriyordu. “Çok iç karartıcı.” Kayıtsız kalmak istemiyordu.  Günlüğünü çıkardı. Yazmaya başladı. “Öğrenci yurdundan neşe ile çıkan öğrencileri tanrım cennetine koy. Benim bu gün tek söyleyebileceğim bu.” Diye yazdı. Kalemi elinden bıraktı. Tekrar sıcak gelişmeyi takibe devam etti.

Az sonra rüyasını televizyonda yeniden yaşadı. Mevlüt “Maneviyatları alt üst eden şarkı sözleri. Diye söylendi. Ekledi. Yazı ile şaka olmuyor demek. O öğrenci şarkı sözlerini yazmasa acaba, diye bir ihtimal düşünmek olası bir şey bence. Bir şeyin üzerine kırk kez gidildi mi gerçek oluyor. Bu da onlar gibi. Şarkı sözü kazanın ipini salıvermiş.” Sonra yolda karşılaştıkları adamın kendilerine verdiği Arapça notu düşünmeye başladı. Hemen çekmecesini açtı. İçinden notu çıkardı. Dikkatle incelemeye başladı. Düzgün bir yazıyla yazılmıştı not. Sonra o adamın kim olduğunu düşünmeye başladı. Bir meczup olabilir miydi ki acaba.

Derinlerde içinden acı bir his duydu. Sanki ağlar gibi bir hıçkırık çıkardı. “Ne oluyor bana. Dedi. Demek ta içime kadar işlemiş bu.” Ağlamamak için kendini zorladı ama gözlerinden bir iki damla yaş aktı.

Tuna M. Yaşar

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 231
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 349
Kayıt tarihi
: 14.09.10
 
 

1973 Karabük doğumluyum. Üniversite uluslararası İlişkiler mezunuyum. Arkeoloji ve okültizm ilgi al..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster