Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1730
 

Yazı mı? Tura mı?

Yazı mı? Tura mı?
 

Kararsızlıklarımızı aşmanın bir çok rasyonel yöntemi olabilir; ama tüm bu yöntemler işe yaramıyorsa...?!

İki seçenek arasında kalmak ve sadece birini seçmek zorunda olmak. Bu ikilemi çoğu kez, bir çok farklı durumda yaşarız. Ya birini ya ötekini seçmek zorundayızdır. Bu durumda başvurulabilecek geleneksel yöntemlerden birisidir yazı tura atmak. Bu yöntem bazen kararsızlığa çözüm olduğu gibi bazen de adaleti sağlamak için kullanılabilir. Bazen de, örneğin bir futbol maçında oyuna hangi takımın başlayacağını belirlemek üzere yazı tura atılır. Bu geleneksel yöntemin orijinine baktığımızda -benim bildiğim kadarıyla- karşımıza Romalılar (J. Sezar dönemi) çıkar. Madeni paranın bir yüzündeki Sezar’ın kafa resmi (tura dediğimiz taraf) anlaşmazlıklarda ve hatta mahkeme kararlarında onay amacıyla (tura geldiğinde Sezar’ın kararı onayladığı anlamında) kullanılmıştır. Tarihsel süreçte bir çok toplumda kullanılabilen bir karar mekanizması aracı ya da basit bir şans oyunu olagelmiştir. Birkaç ay önce internetten okuduğum bir haberde İspanya’nın Granada şehrine bağlı bir beldede eşit oy alan iki aday arasında belediye başkanının yazı tura ile belirlendiği belirtiliyordu. Yani demokrasiyi tamamlayıcı bir yöntem bile olabiliyor yazı tura.

Bazen hepimizin gerçekten de iki seçenek arasında kararsız kaldığımız durumlar vardır. Her iki seçeneği de enine boyuna incelemiş ama birini seçecek yeterli sonuca ulaşamamışızdır. Kararsızlık gerilim yaratır ve karar vermek için bizi yönlendirecek bir işaret ararız. Bazı insanlar bu aşamada karar verme sorumluluğunu bir başkasına yüklemeye çalışır, bazıları kararı erteler veya sürüncemede bırakır, bazıları da öyle veya böyle bir seçim yapar. Bazı konularda, kararsız kalmaktansa yanlış olacaksa bile bir karar vermenin daha yararlı olacağı söylenir. Bu bir çok durumda doğrudur. Özellikle kişilik özellikleri veya ruhsal durumu nedeniyle karar vermekte sürekli zorlanan kişiler için herhangi bir karar, kararsızlıktan daha iyi olacaktır.

Karar verme sürecini olabildiğince rasyonel değerlendirmeler ile daha bilimsel hale getirebilmek ve kararımızla ilgili yeterince doğru ve yeterli veriye sahip olmaya çalışmak kuşkusuz en akılcı yoldur. Ancak bunun da kararımızı netleştiremediği durumlarda sezgilerimize de güvenmeliyiz ve onu kullanabilmeliyiz. Sezgilerimiz çoğunlukla doğru çalışırlar ama biz onları göremez veya bazen doğru okuyamayabiliriz. Bazılarımız sezgiler konusunda daha şanslı olabilir, bazılarımızın ise sezgisel görme bozukluğu olabilir. Bu konuda belki potansiyel olarak hepimiz sezgisel algılama gücüne sahibiz, ama bazılarımızda hatlar kapalı veya karışık olabiliyor. Bu konuda kendimizi geliştirmeye çalıştığımızda mutlaka bir ilerleme gösterebileceğimizi bilmeliyiz. Bunun için ruhsal gelişim öngören bir çok Asya veya farklı orijinli spiritüal yaklaşımlardan, ayrıca içgörü ve algılama esnekliği kazandıracak bireysel veya grupla kişisel psikolojik gelişim uygulamalarından yarar görebiliriz. Böylece sezgilerimizi güçlendirebilir ve bizim için doğru ve yararlı olan seçenekleri daha kolay fark edebilir, tercih edebiliriz. Kararlarımız böylece daha isabetli olabilir. Hiçbir kararımızın yüzde yüz garantisi olamayacağını; bazen, doğru sanıp yanlış karar vermiş olabileceğimizi de aklımızda bulundurmalıyız.

Tüm bunlar işe yaramazsa ve hala iki seçenek arasında karar vermekte zorlanıyorsak da geriye mükemmel geleneksel çözümümüz kalıyor; ‘yazı tura atmak’. En azından kararın sorumluluğunu biraz azaltmış olacak ve olası yanlış kararda pişmanlık veya suçluluk duygumuz daha az olacak. Ayrıca kararı biraz da evrenin doğal akışına bırakmış gibi olacağız ve sonuç belki de tesadüfi olmayacak?! Neyse, biraz şaka gibi gelse de gerçekten bazen yazı tura doğru bir yöntem olabilir. Bilimsel ve zihinsel yöntemlerle de çok yanlış kararlar verebileceğimize göre ve eğer ikili kararsızlıklarda elimizdeki mekanizma işe yaramıyorsa bir madeni para da sorunu çözebilir. Yazı mı? Tura mı? Sadece buna karar vermek gerekiyor tabi. Ancak bunu bir kesin çözüm yolu gibi sunduğum yanlış anlamasına yol açmak istemem; bunun sorumluluğu size ait, ben sadece kişisel yaklaşımımı ifade etmek; aslında kararlarımızın çok doğru olduğunu sansak bile bazen yazı tura olasılığından çok farklı olamayacağını vurgulamak istedim. Bol şanslar.

Uzm. Psk. Bülent Korkmaz

www.krmgelisim.com

www.facebook.com/krmgelisim 

http://www.krmgelisim.com/duyurular-haberler/tutsak-ruhlar-kitabimiz-yayinda

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben şu otuz bir seneye sığdırdığım onca yaşanmışlıklarla dolu hayatımda -ilginçtir- hiç karar vermek zorunda kalmadım. (Önceden planlayıp çıktığım alış-verişler hariç) Bunun sebebi, her durumda ve her ortamda ne istediğini biliyor olmam olabilir ya da riski ve getirileri eşit olabilecek iki ayrı seçenekle karşı karşıya kalmamış olmam olabilir, ki bu çok ilginçtir! Diyeceğim; ikilemde kalmak, karar verememek ya açgözlülükle ilgili bir şey ya da ne istediğini bilmemekle ilgili bir şey! İnsan önündeki seçeneklerle ilgili konuda ilk önce ne istediğine karar verebilmeli ki, son çare bile olsa, yazı-tura'ya başvurmak zorunda kalmasın!.. Sevgiyle kalın...

habişş 
 13.09.2007 18:33
Cevap :
Siz de mutlaka kararlar veriyorsunuz (kognitif olarak) bence tabi, ama işte yazıda da söz etmeye çalıştığım, sezgisel algınızın güçlü olması bu kararlarınızın verilme sürecini hızlandırıyor ve zihinsel gündeminize almadan işleri kolayca hallediyor. Ayrıca biraz spontanlık ta kazandırıyor ve ikilemlerin çoğu kez farkına bile varmıyorsunuz veya varsanız da kararsızlık gerilimine yol açmıyor. Naçizane tahminim bu, değilse e o zaman sizi bir psikoloji laboratuvarına almak lazım:). Paylaşımınıza teşekkür ederim. Hoşçakalın.  14.09.2007 11:10
 

Bülent Bey. özellikle duygusal konularda ve ikili iilişkilerde insanlar o anki hislerine kapılıp yanlış kararlar alıyorlar. Sonrasında da bu duygu fırtınası bitince mantık devreye giriyor vazgeçiyorlar.  Türk insanı biraz işler yolunda gitmesin hemen "terkediyorum, gidiyorum" deyiverir. Ya da "çık git bu evden" der. Ama sonra fikri değişir. O zaman da ilişkiler yıpranır, kimse o insanın ciddiyetine ve kararlarına güvenmez. Bu ikilemi iş yaşamında ya da duyguların daha az işe karıştığı durumlarda (ev kiralamak ya da bir giysi satın almak) daha nadir görüyoruz. Ama anahtar kelime "duygu" ise, duygularımızın yoğun olduğu zamanlarda, kararları ertelemek en doğrusu sanırım. Sevgi ve saygılarımla.  

Kwan Yin 
 12.09.2007 18:25
Cevap :
Sevgili Eda hanım, tabiki duygu yoğunluğu içinde ilişkiler, evlilik ve bunun gibi konularda afaki karar vermek doğru değil, size katılıyorum. Ancak söz ettiğiniz tepkisel kararlar zaten tam anlamıyla bir 'karar verme süreci' içermiyor. Bu anlarda tabiki ertelemek (konu üzerinde sağlıklı ve yeterli düşünme, değerlendirme süreci için) daha doğru. Ben, üzerinde karar vermek için varolan tüm yollar tüketildikten sonra-yani bir karar verme süreci işledikten sonra- halen kararsızlık varsa vereceğimiz kararın yazı tura atmaktan artık çok farklı olmayacağını ironi katarak vurgulamak istedim. Yoksa insanları yaşamlarıyla kumar oynamalarına yöneltici bir fikir öne sürmüyorum. Ancak kararsızlığın da (özellikle kronikleşmişse) insanı ne denli tüketen, yıpratan bir şey olduğunu da iyi bilirsiniz (en azından mesleki formasyonunuzla). Ben kararsızlık gerilimini azaltabilecek (biraz da dalgacı) bir esin vermeye çalıştım. İlgi ve katkınıza teşekkürler. Hoşçakalın.  14.09.2007 10:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 4111
Kayıt tarihi
: 02.07.07
 
 

Uzman Psikolog Bülent Korkmaz kuruculuğunu yaptığı KRM GELİŞİM'de ve özel bir hastanede, aynı zam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster