Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '07

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
498
 

Yazı mı yazsak? "Bişey" mi yazsak?

Yazı mı yazsak? "Bişey" mi yazsak?
 

Yazı yazmak ciddi bir iştir. Aslında şöyle demem gerekiyor sanırım; yazı yazmak ciddiye alınması gereken bir iş. Peki neden böyle demem gerekiyor? Çünkü; yazının okuyucu ile buluştuğu noktada, yazar okuyucusu ile ne kadar muhatap olabilmektedir, ciddiyetin ölçüsü muhataplığın netliği ile alakalı bir durum arzetmektedir zira. Ya da yazarın kendisi, yazısında ne kadar kendi olarak vardır? Beni başkasıyla görüştürmeye hakkı yok sanırım, taklitle niye muhatap olayım aslı varken, değil mi ama! :) Yani bu durumda okuyucu kiminle, hangi varlık derecesinde ve tanımında, yazı ekranında görüntü almaktadır veya vermektedir? Bu beklentiler ışığında yazı yazmak, yazıyla sunum yapmak ciddi bir iştir.

Herkes yazabilir, herkes konuşabilir. Hatta herkes saatlerce konuşabilir, sayfalarca yazabilir. Önemli olan bu değildir. Peki nedir o zaman önemli olan? Şudur; "-ee sonuç olarak ne diyorsun şimdi kardeşim?" sorusunun sözcülüğünde, ortaya konan beklentinin karşılığında uygun bir yerde konum almaktır. Hatta mümkünse okuyucu ya da dinleyicinin zihninde böyle bir sorunun oluşmasına fırsat vermeden, diyeceğini diyebilmektir. Yazı ya da konuşma kendi içinde bir kısır döngü oluşturmamalıdır. Okuyucu ya da dinleyici; senin ifadelerinde ve hatta sende kendini bir şekilde bulabilmelidir. Maksat da budur zaten. Yoksa " - banane senin hülyandan, düşünden ve hayatından" diyebilir, zira kendini orada bir yere koyamamıştır, kesişim kümesi yoktur okuyucu ile yazan arasında.

Yani sözün özü şudur; "İnsan, konuşmaktan ziyade, "bişey" konuşmalıdır. Ya da insan, habire yazmaktan ziyade "bişey" yazmalıdır. Ki okuyucu ya da dinleyicinin başı dönmesin, nereye bakacağı, net bir şekilde ortaya koyulsun. Yazı ya da konuşma, bir yerlere işaret etsin.

Ve dahi: Yazan da, konuşan da; akabinde yazdığı ve konuştuğu önüne konduğunda sahip çıkıp çıkmama noktasında sıkıntıya girmesin. Eğer kendini sürekli olarak ötekileştirir ve kendinden uzak bir tavır içinde olursa sahip çıkmasıda zor olur ortaya koyduğu eserlere.

Misal;
Üstad Necip fazıl Kısakürek'in "Başmakalelerim" adlı kitabından:

"Bir yerde, kesik bir baş bulmuşlar, acaba kime ait? Muhtarlık odasında bir camekana koyup, başı teşhir etmişler. Gelene sormuşlar, gidene sormuşlar, hiç tanıyan yok.

Nihayet adamın biri, tanır gibi olmuş; "aburlabutlar mahallesinden Hasib oğlu Nesib'e aittir" demiş.

Gitmişler Aburlabutlar mahallesine... Hasib oğlu Nesib'i bulmuşlar, yaka paça getirmişler, kesik başın karşısına geçirmişler ve sormuşlar;

- Bu baş senin mi???

Hasip oğlu Nesip; gözleri faltaşı gibi açık, korkunç bir saffet ve tabiilikle haykırmış!

-Vallahi benim başım değil!"
.................................!

Yazdıklarımız ve konuştuklarımız bizi yansıtmak durumundadır. eğer yansıtmıyorsa, "bu yazı benim mi? değil mi? " ikileminde durmak zorunda kalırız.

Efendim sevgi ile kalınız.
Muhabbetler...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Pek çok bloğu okurken hissettiklerimle bu yazıda karşılaştım. Ne güzel tesadüf...Ne güzel anlatım...

yelda kanca kocabaş 
 11.04.2008 10:03
Cevap :
Teşekkür ederim. Dünyada anlaşılıyor olmaktan daha güzel ne var ki! başarı ile kalınız.  11.04.2008 23:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 50
Toplam yorum
: 121
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 616
Kayıt tarihi
: 20.03.07
 
 

  Yıldız yüklü gecelerde Üşüyerek beklerim. Canım tellere takılır, Ellerimde yüreğim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster