Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
465
 

Yazı nedir?

Yazı nedir?
 

Yazıyla, en iyi derdini anlatır insan... Hem de binlerce senedir.


Yazıyla başlar tarih... Yazı öncesi, ancak hikaye edilebilir insanlığın...

Yazı, uygarlığın başlangıcı, geçmişin en güçlü tanığıdır.

Bilim ve hukuğun, yazılı kanıtlara dayandırılması boşuna bir çaba mı?

Kaderin alın yazısı diye ifade edilişi, sözün uçup yazının kalması, suya bile yazmaya çalışması insanın; ancak ve sadece onun gücünden ileri gelir; başka bir şeyden değil...

Yazı, binbir işini birden görür insanın...

Kiminin zaferlerini yazar tarih; kiminin sonsuz ihtiraslarını... Biri aşkın kitabını yazar, diğeri nefretin... Kimi tutkulu mücadelelere adayarak yazar kişisel tarihini, kimi okuduklarıyla o tarihe tanıklık eder.

Ama işte, bütün bu insanların, en ortak yanı, yazıya olan bağımlılıklarıdır. Kimi anlatmak için, kimi öğrenmek için; kimi dertleşme niyetine, kimi sır saklamak için sarılır yazıya...

İnsanı insanca büyütür yazı... En hızlı, en çok okuyan büyür.

Yazı, var eder düşünceyi... En iyi, yazarak anlatabilirsin doğruyu insanlara... Konuşmak daha kolay olsa da, en çok yazmak besler insan ruhunu...

Yazı, tüm sınırları aşarak evrenselleşir yazanı... bir tek satırla tüm dünyaya seslenirsin; hem de oturduğun yerden; başka hiçbir şey yapmadan... Bilgi teknolojileri, seni ölümüne özgürleştirir. Ve uçabilirsin kelimelerin gücüne yaslanarak... Yazdıkça güçlenir hayaller... Seni nereye istersen, oraya götürür yazı...

Okudukça öğrendiğin, yazıdır aslında. Bilgi, yazıdan alır desteğini... Yazı, adam eder niyeti olanı... Ve yazmakla çizmek de para etmez kifayetsiz muhterise...

Yazarak başlar hayalet kelimelerin dansı... Kimi, suskunluğuna hapseder yazılarını... Ağzından tek söz çıkmayan; satırlara dünyaları anlatır.

Herkesin tanımı kendine göre... Ve herkes, kendi hayatını yazar çaktırmadan...

Yazı öyle bir şeydir ki... 40 yıldır tanıyamadığın dostunu, yazılarından anlayabilirsin ancak.

Yazı, iç sesidir aklının... Yüreğindeki duygular, yazınca ete kemiğe bürünür. Herkese dokunamazsın ama; hislerini her kişiye anlatabilirsin yazıyla...

Yazı sensin, etinle kemiğindir senin... Başka şeyler anlattığını sansan da, yazarak yenersin kendine yabancılığını... Yazı, yabancıları senleştirirken; seni de onlara dönüştürür...

Yazı, sonsuz ve sınırsız bir denge oyunudur. Bazen içinde, bazen de dışında sürüp giden...

Yazı; düşünebilme, söyleyebilme cesaretinle kendine olan güvenini coşturur.

Hiçbir dostun, sevdiğin kelimelerin kadar analayamaz seni... Çünkü o kelimeler senin... Başkasının değil...

Hadi öyleyse... Otur, bir yazı da sen yaz; canın ne isterse...

Evrensel düşüncesinin damarlarında dolanırken söylediklerin, biz yine seninle yazıyı konuşalım.

Ne dersin? Olmaz mı? Olur, olur!

Hadi bakayım. Hadi dedim ama...

Sen eline bir kağıt, bir de kalem al önce. Gerisi kendiliğinden gelir nasılsa.

Diyecek sözün olduktan sonra... Gerisi çocuk oyuncağı... Hem de ne oyuncak!

 

Not: Yazıda kullanılan görsel internetten alınmıştır.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazının büyülü gücüne bazen akıl erdiremiyor insan, "herkes kendini yazar çaktırmadan" doğrudur. "Her yazar biraz kendini yazar biraz da kendine!" diyordu bir yazıda, emeğinize sağlık Cem bey selamlar

Cemile Torun 
 12.05.2014 23:41
Cevap :
Emeğinize de, düşüncenize de teşekkür ederim sevgili Cemile hanım. Cemce sevgilerimle...   13.05.2014 15:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1287
Toplam yorum
: 3558
Toplam mesaj
: 73
Ort. okunma sayısı
: 1676
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek O..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster