Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '08

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
2074
 

Yazı Yazmak üstüne..

Yazı Yazmak üstüne..
 

saçlar ağarana kadar yazmak...


Şimdilerde tozlu defterlerde kalan, zamanlarca birçok yazı yazım, şiirler yazdım yüzlerce. Kimini şimdi hatırlayamadığı, kimini okuduğumda utanacağım, kimini okumak bile istemediğim, kimini okuduğumda, bir kere daha okumak istediğim, adına o zamanlar kendimce denemeler dediğim, edebi anlamda ne kadar denemeye benzediğini hiçbir zaman bilmediğim, kendim yazıp, kendimin okuduğu yazılar, bir kısmını yalnızca bazı arkadaşlarıma gönderdiğim birçok ustayı örnek alan şiirler.. Şimdi o defterlerin bir kısmının nerede olduğunu bilmediğim bir zaman diliminde yaşıyorum.

Yaşlanıyorum belki, belki de bir vurdumduymazlık bu benimkisi. Arasam bulur muyum acaba? Bulduğumda da nasıl bir tepki veririm bilmiyorum. Ama şunu iyi biliyorum ki yalnızca yazmışım. Ne için yazmışım, uzunca düşünüp analiz etmem gerekiyor.

Sonra düşümdüm insan neden yazar diye. Aklıma bazı cümleler,, bazı anekdotlar geldi. Yazı ve yazmak üstüne..

Yazmak bir hayat analizidir çoğu zaman. Çoğu zaman ise bir mutluluk. Yani mutlu olur yazı yazan, şiir yazan insan. Belki de çoğu zaman bir şeyleri unutmak, bir şeyleri protesto etmek için yazılıyordur. Bir şair ya da yazar şöyle yazmıştı : ” <ı>unutmak istemediğim için yazıyorum. Annemin yüzünü, babamın sesini, eflatun menekşelerle sarılmış evimi, kurbağaları, tozlu yolları, kasaba camilerini, eski köprüleri...” Öyle midir gerçekten… bir şeyleri unutmak için yazı yazılır mı? Eğer öyleyse gerçekten, yaşanmışlığa değer bir şeyler var demektir kayıt altına alınacak. Unutulmak içinde olsa, sonra hatırlanacak için de olsa, hatta yazılandan para kazanılacak bile olsa, tüm yazılanlarda bir yaşanmışlık bir insan öyküsü yatar. Belki de insanoğlunun yalnızlığının sesidir yazılanlar..

Dedim ya, yazı yazmak aslında bir yaşam biçimidir. Hele ki roman gibi uzun soluklu yazılar yazanlar için. Geçmişte okuduğum bir kitapta yazar şöyle diyordu. ‘ bu kitabı yazmak için bir dağ başında 2 yıl konakladım. İki yıl sonra kitabımı yayın evine götürdüğümde beni tanıyamadılar, saç sakal birbirine karışmış durumdaydım..” Yani o kadar soyutlamış kendini bu hayattan. Yazmaya değecek kadar önemli olan neydi ki o yazar için, kendini bu kadar soyutlayacak ?..

Bir anekdot: Kafka evlenmeyi düşündüğünde önündeki en büyük engelin yazmaya olan tutkusu olduğunu söyler. Ona aşık olan Felice adlı bir kız da ''sen yazarken ben yanında otururum'', der. Kafka ona; ''...geniş bir mahzenin en iç kısmındaki oda da duran bir yazı masasında geçen ve yalnızca yemek almak için mahzenin kapısına yürümesiyle bölünecek olan bir hayat hayali...'' kurarak cevap verir... Yani, yazı yazmak, evlenmekten ve birlikte yaşamaktan daha önemlidir..

Yazmak hem eğlenceli, hem tehlikelidir çoğu zaman. Uzun süre yazı yazarak bir stil geliştirirsiniz, kendinize ait özel bir yazı yazma biçiminiz olur. Yazdıklarınız beğenilir çoğu zaman belki ama, çoğu zamanda gizli düşmanlar, size karşı olan bir kitle yaratırsınız farkında olmadan. Her yönüyle bir şekilde kabul edilir yazmak, yazar olmak.. Ama her şeyden önemlisi ne söylediğin değil, ne düşündüğün ve ne yazdığındır önemli olan. Bu da eşittir tarz. Yani yazar kendi tarzını böyle yaratır. Belki de onu bu yöne iten okuyuculardır!..

Kafamın bir köşesinde kalan bir ufak kırıntıda : <ı>“.. yazılanlar şişedeki mektuplardır... kim bilir kim okuyacak... Belki hiç açılmayacak şişeler... hiç açılmamışlar... “ diyordu. Biraz öyle sanki yazıklarım, şimdi düşündüğümde.. Buna ben de bir bilgi ekleyeyim. Yazılanlar aslında belki korktuklarımızdır. Kimseyle yüzleştiremediğimizden de gün yüzüne çıkartamamışızdır.

Yazmak belki de çoğu zaman bir yalnızlıktan kaçıştır. Yada yalnızlığa itiliş. Ernest Hemingway 'yaşamayan, yaşayamadığı için yazar' dediyse de bence insan yaşadığı için yazar. O yaşadığı zamanları yazdı, bunun bittiğini anlayınca da kendi ipini çekti... Ben henüz ayaktayım. Kendi ipimi çekmeye niyetim yok.

Bir yazar demiş ya “ <ı>mektuplar yazıyorum, çoktan ölmüş birine...” İşte o misal, yazdıklarımız okunur mu ? Ne kadar okunur bilinmez ama bu sefer tozlu sayfalardaki defterlerde kalmayacağı kesin. En azından gün yüzünde, güne karşı yazılıyorlar…


../..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

söz uçar yazı kalır yazılanlar elbet bir gün sahibine ulaşır...

ay.şen.nur 
 06.07.2008 17:29
Cevap :
Evet, haklısınız !.. Belki de o yüzden yazılıyordur, o kadar güzel roman, hikaye, şiir vs. ne dersiniz ?  07.07.2008 11:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2514
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster