Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '15

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
244
 

Yazılmamış dünya tarihi 3

YAZILMAMIŞ  DÜNYA  TARİHİ

BÖLÜM 3

Yazan:Uçar Demirkan

İnka Uygarlığı:

MÖ yaklaşık 12000 yıl önce Asya kıtasından(yıkılmış Büyük Uygur İmparatorluğu’ndan)yola çıkarak o zaman Amerika ile bitişik olan Bering Boğazı’ndan geçip Güney Amerika’ya gelmişlerdir. İlk yerleşim izleri MÖ 6500 lü yıllara dek uzanmaktadır.

MÖ 1200 lü yıllarda bu halk;dinsel merkezler, büyük mezarlıklar ve anıtsal yapılar inşa etmişlerdir.

İlk İnka topluluğu Titicaca Gölü çevresinde ortaya çıkmıştır. MS 12 inci yılda en gelişmiş dönemleri başlamıştır.

Çok tanrılı bir dinleri vardı. Başlıca tanrılar yaratıcı tanrı, güneş tanrısı(Ra tanrı), ay tanrıçası, iklim tanrısıdır.

İnkalar;altın madeninin güneşten gelmiş bir tanrısal şey olduğunu düşünürler ve kutular, mücevherler, süslü mezar taşları ve tapınaklar yapmada kullanırlardı. İnka İmparatorluğu’nu 1533 yılında yıkan Pizarro; bu altınları almış, eritmiş ve İspanya’ya götürmüştür. Ancak; İnka İmparatorluğu İspanyolların denetiminde 1572 yılına dek sürmüştür.

İnkalar güneş tanrısına hayvanlar, bazı kez kişioğlu kurban ederlerdi. Rahiplerin yanında rahibeler de(mamcunlar)da vardı. Törenleri bunlar yönetirlerdi.

İnkalar mimaride ikizkenar yamuk kullanmışlardır. Ayrıca; tüm imparatorluğu süslemeli su kanallarıyla ve çeşmelerle donatmışlardır. İnkaların efsanevi lideri Manco Capac, güneş tanrısı İnti tarafından Titicaca gölünden çıkarılmış ve kral yapılmıştır.

İnkaların iki gizemli yapısı; saklı şehir(Machu Pichu) ve Sacsayhuaman surlarıdır. Bu yapılar, hiç harç malzemesi kullanılmadan yapılmışlardır. 1930 larda bulunan İca taşlarındaki oyma şekillerde; idoller, açık kalp ameliyatı ve beyin ameliyatı; dinozor çizimleri yer almaktadır. And Dağları arasındaki çöllerde devasa mymun, örümcek, kuş resimleri bulunmakta ve bunlar yukarıdan, havadan bakılınca görülmektedir. Ayrıca; Nazca’da 20-30 bin dolayında kişinin gömülü olduğu mezarlar bulunmuştur.

İnka İmparatorluğu; bugünkü Ekvador, Peru, Bolivya, Arjantin ve Şili’yi kapsamaktadır.Dört eyelet olarak örgütlenmişlerdir. Buralarda 700 ü  aşan dil ve lehçe konuşuluyordu.

İnkaların iki ayrı takvimi vardır. Venüs takvimi 225 günden, Mars takvimi ise 687 günden oluşmaktaydı.

İnka inancına gore tanrı(uzaylılar) geldiği yerden uzayın sırlarını, yazıyı, tarım bilgisini, sanat ve mimari anlayışını getirmiştir. İnkalara ait yıkıntılarda bulunan taş bloklardan birinde astronot ve uzay gemisi resimleri bulunmaktadır.

 

Polinezya İmparatorluğu:

Günümüzdeki Polinezya, Mikronezya ,Melanezya adalarının bulunduğu bölgenin Mu İmparatorluğu’nun kalıntıları olduğuna inanılmaktdır. Diğer yandan; Yamaguni kalıntılarının da Polinezya İmparatorluğu ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Denizin dibinde piramitler bulunaktadır. Piramitlerin üzerinde kaplumbağa ve kartal resimleri  görülmektedir. Ayrıca, büyük bir stadium kalıntısı vardır.

Polinezya adalarında  çok eski çağlarda mağaralara ve kayalara yapılmış resim ve kabartmalar bulunmuştur. Yaşlarının bir milyon yıl dolayında olduğu anlaşılmıştır.

Mikronezyanın Carolin adalarında geniş teraslar, dev yıkıntılar ve büyük tapınak kalıntıları bulunmuştur. Bu adaların en büyüğü Ponape adası olup imparatorluğun başkenti olduğuna dair belirtiler vardır. Ponape adasına garip parlak sandallarla birkaç beyaz yabancı gelmiştir. Bunlar, batan Mu kıtasından gelenlerdir. Yerli ada halkına yeni büyüler öğretmişlerdir.

Çok hızlı giden gemiler ve yıkılmayan kaleler yapmışlardır. Sonra, bir tufan olmuş ve Mu kıtası sulara gömülmüştür. Adalar kalmıştır.

Ölülerini platinden yapılmış tabutlara koyuyorlardı. Nan Madal adasında ağırlığı 10  tona varan binlerce bazalt sütun bulunmuştur. Bunların kullanıldığı alan ada dışına taşmakta ve denizde yitmektedir. Paskalya Adaları’nda 600 e yakın yontu bulunmaktadır. Kimi 50 ton ağırlığında, kimi 33 metre boyundadır.

Ayrıca,  bazı yazılı tabletler bulunmuştur. Bir mağarada bir timsah resmi vardır.

Türkiye’de de Adıyaman’daki Nemrut Dağı’nda benzer yontular vardır. Kahta’nın 25 km kuzeyinde 2200 metre yükseklikteki bir dağdadır. Sümer krallarının buraya yazlığa geldiğine dair bilgiler bulunmaktadır. Kommagene kralı Birinci Antiochos buraya taştan bir anıt mezar yaptırmıştır. Kommagene devleti Asur kaynaklarında Kommuli olarak anılan bir devlettir.

Anıt mezarın çevresinde o dönemde tapılan tanrılara ait yontular vardır. Tamamı, taş bir duvar ile çevrelenmiştir. MÖ birinci yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır.

Pitcairn adasında da boyu 4 metreyi bulan yontular vardır. Oysa, adada bu yontuları yapacak bir taş ocağı yoktur. Borneo adasındaki dağlık yörelerdeki mağaralarda 400 bin yıl öncesine ait büyük bir incelikle örümüş kumaş parçaları bulunmuştur. Cambier adasında Mısırdaki mumyalardan çok daha eski tarihli mumyalar vardır. Diğer adalarda da; geçmişte buralarda yüksek bir uygarlığın yaşadığına dair arkeolojik buluntular vardır.

Sümer Uygarlığı:

Bu uygarlığın Mısır Uygarlığı gibi;  batan Atlantis kıtasından gelen göçmenlerce kurulduğu   düşünülmektedir. Cevat Şakir’e gore ise Orta Asya’dan(Büyük Uygur İmparatorluğundan) gelmişlerdir. Tarihçi Hammel de Sümerleri (Ural-Altay)lı-Türk- olarak benimsemektedir.

MÖ 4000-2000 yılları arasında en yüksek düzeyini yaşamıştır. Bir Mezopotamya uygarlığıdır. Sümerlerden yine Mezopotamya’da olmak üzere birçok başka uygarlıklar da-Akadlar-Elamlar-Babilliler gibi- türemiştir.

Yazılı tarihe göre ilk kez yazıyı ve astronomiyi Mezopotamya’da Sümerler kullanmıştır. Ayrıca bu uygarlık; dil, tıp, aritmetik, din, büyü, mitoloji alanlarında da parlak bir dönem yaşamıştır. Yaratılış ve tufan(büyük yokoluş) söylencelerine ilk kez Sümerlerde rastlanmaktadır. Bir diğer önemli söylence Gılgameş Destanıdır.

35 büyük kentten oluşan bir uygarlıktır. Çevresindeki diğer kişioğlu toplulukları ve devletleri ile ilişkiler kurmuşlardır. Gılgameş ünlü krallarıdır. Nippur kentinde görkemli bir tapınak vardır. Burası, Sümerlerin dinsel başkentidir. Çok tanrılı bir dinleri vardır. Tapınaklarına Ziggurat denilmektedir. Zigguratlar tanrılara ulaşmak için yedi katlı  yüksek yapılar olarak yapılırlardı.

Sümerlere göre önce büyük bir deniz vardı. İlksel deniz; gök ile yerin birliğinden oluşan kozmik dağı ortaya çıkardı. Bundan sonra yer ile gök ayrıldı ve yaradılış tamamlandı.

Kişioğlunu tanrılar balçıktan yaratmışlardır.(Bu söylence,sonradan ortaya çıkan kitaplı dinlerde de vardır.)Tanrılar ölümsüzdü. Ancak; kişioğlunu ölümlü yaptılar. Ayrıca Sümerlerdekutsal kitaplardaki ilk kişioğlu olan Adem’e benzer Adapa söylencesi vardır.

Çanak çömlek yapıp madenleri işletiyorlardı. Gelişmiş yapı teknikleri vardı. Mısırlılar gibi onlar da tekerleği bulmuşlardır. 60 tabanlı bir sayı sistemleri vardır. Aritmetik ve geometri bilimini onlar    kurmuşlardır. Çarpma-bölme cetveli yapmışlardır. Astronomide de çok ilerlemişlerdir. Çok büyük ve yaygın sulama  kanalları, barajlar, bentler kurmuşlardır.

Toplumsal yapıda din adamları-askerler-halk ve köleler vardır. Kral-rahiplerce yönetilmiştir. Sümerler kendi  içlerindeki Akatlar tarafından içten çökertilmiştir.

MÖ 4500 yıllarına ait bir tablette güneş sistemi resimlenmiştir. Sümerler “gökten inen tanrılar uygarlığı” olarak anılmaktadır. Yapılan kazılarda ortaya çıkan buluntulara göre uygarlığın tarihi 240.000 yıl önceki  yıllara dek gitmektedir. Bazı tabletlerdeki bilgilerden köklerinin 450.000 yıl önceye dek uzandığı anlaşılmaktadır. Tabletlerdeki bilgilere göre tanrılar ateşten gemilerle geldiler ve Sümerlerin ilk ataları ile birleştiler. Sonra,uzaydaki  yerlerine geri döndüler. Tarihçi Berosenin bulduğu bilgilere göre Sümerler, denizden (Batık Atlantis kıtası kalıntılarından)gelen yarı kişioğlu yarı balık varlıklarcaeğitilmişlerdir.Yazı, Sümerlere tanrılar tarafından öğretilmiştir. Kafasında yıldız taşıyan, kanatlı toplarla gökyüzüne uçan tanrı resimleri çizmişlerdir. Keza; Sümerlerin belge damgalamak için yaptıkları silindir biçimli mühürlerde uzay varlıkları resimleri bulunmaktadır.

Söylenceye göre 450.000 yıl kadar once Niburu ya da Marduk adlı gezegenden(yıldızdan) gelenler Sümer uygarlığını kurdular ve Sümer tanrıları oldular. MÖ 1600 dolayında yerküreden ayrıldılar. Günümüzde söylencede sözü edilen bu gezegenin  güneş sisteminin  henüz bulunamamış onuncu gezegeni olduğu ileri sürülmektedir.

Eski Mısır Uygarlığı:

MÖ 6000 li yıllarda Nil Nehri kıyılarında ve çevresinde-tüm eski uygarlıklar  su olan yerlerde kurulumuştur-doğmuş bir uygarlıktır. Başlangıçta Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır olarak gelişmiştir. MÖ 3150 yılında Hor-Aka adlı firavun iki Mısır’I birleştirmiş ve bir imparatorluk kurmuştur.

Nil Nehri çevresinde gelişmiş bir tarım uyguladılar. Çöldeki madenleri işlettiler. Özgün bir yazı sistemi kurdular. Karmaşık yapı ve tarım projeleri uyguladılar. Bunun için seçkin bir bürokrasi, dini liderler, firavun ve altındaki yöneticiler ve askerlerden oluşan  bir örgütlenme kurmuşlardır.

Anıtsal piramitler ve dikilitaşlar yapmışlardır. Uygulamalı tıp bilgileri olduğu-bazı ameliyatlar yapmışlardır-anlaşılmaktadır. İlk gemiyi yapmışlar ve Atlantik Okyanusu’na dek ulaşmişlardır. Fayans ve cam tekniğini geliştirmişlerdir. Bilinen en eski yazılı barış anlaşmasını, Anadolu’da kurulu Eti Devleti ile yapmışlardır.

Kutsal kitaplardan Tevrat’ta da Mısır anlatılmaktadır. Geniş bir ölü kültürü ve mumyalama teknikleri vardır. Matematikte de çok ilerlemişlerdir. Çok tanrılı bir dinleri vardı. Tanrı yontuları tapınaklarda saklanır,  ayinlerde rahiplerce dışarı çıkarılır, tanrılara ibadet edilirdi.

Mısırlılar da öldükten sonra ruhun yaşadığına ve bir gün yerküreye geri döneceğine inanırlardı.

En önemli tanrı Osiris-Atlantis halkınca Mısır’a getirilmiştir-tir. Bazı araştırmaclar Mısır’ın Atlantis İmparatorluğu’nun bir sömürgesi olduğunu ilri sürmektedirler. Firavunlar Osiris’i temsil etmektedir. Ayrıca doğa tanrıçası İsis vardır. Osiris, İsis’in kocasıdır.

Mısırlılar birçok piramit(en ünlüleri Keops-bu piramit Sirius yıldızı’na dönük yapılmıştır-) ve tapınak(En ünlüsü Karnak)yapmışlar ve bunlar günümüze dek gelmişlerdir.

Mısırlılar; senet(en eski masa oyunu), fayans ve seramik, kumaş, mısır bitkisi, tunç işleri, Mısır hiyerogrifleri,madencilik,gemi yapımı,tıbbi kuruluşlar,ondalık sayma sistemi,astronomiye dayallı takvim, yerkürenin bilinen ilk jeolojik ve topoğrafik haritasını bulmuşlar ve uygulamışlardır.

Mısır, astronomide çok gelişmemiştir. Yalnızca Nil taşkınlarını önceden anlayabilmek için astronomiye dayalı bir takvim geliştirmişlerdir. Nil Nehri, Akyıldızın(Sirius)doğu yönünde görülmesiyle taşıyordu. O nedenle Mısırlılar takvimlerini Sirius’un devinimlerine gore düzenlemişlerdir.

Geometri, mimarlık ve mühendislikte çok ilerlemişlerdi. Piramitleri, astronomideki bazı tesbitlere yönelik yapılmışlardır. Mısırlılara göre gökteki Samanyolu,ruhlar evreninin Nil Nehridir.

Keops piramidinin 73.000 yıl önce yapıldığı anlaşılmıştır. Giza piramitlerinin yapımında(Keops-Kefren-Mikelinos piramitleri) matematikteki Pi sayısının hesaplamalarda kullanıldığı gözlenmiştir.

Piramitlerin yapımında  kullanılan ağır taşların kas gücüyle piramidin yüksekliklerine konulması olanaklı değildir. Bu taşlar, yerkürenin manyetik güçlerini bilen ve denetleyen kişilerce yerleştirilmiştir. Bu yolla ağır taş bloklar ağırlıklarını yitirmekte ve kolayca yukarılara taşınmaktadır.

Bu olayda “büyülü çubuklar” kulanılmıştır.  Walter Owen’e göre bu çubuklarla “sesin  gücünden” yararlanılarak piramitler yapılmıştır.

Eski Mısır uygarlığı, çeşitli istilalar sonucu yok olmuş ve günümüzde Mısır ortaya çıkmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 449
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster