Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '15

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
222
 

Yazılmamış Dünya Tarihi

B İ R İ N C İ  B Ö L Ü M

Genellikle dünya tarihi yazının bulunmasıyla başlar. Ondan önceki yakın bazı çağlar da (Yontma taş devri-cilalı taş devri-maden devri) olarak kısaca anlatılır .

Genelde tarih bilimi tartışmalı bir bilim dalıdır.Kimine göre tarih bilim değildir. Böyle düşünenler, tarihi olayların anlatana göre değişik yorumlandığını, bu nedenle tarihin bilim olarak kabulünün zor olduğunu ileri sürerler. Buna karşılık, diğer bilim adamları, belgeli ve kanıtlı tarihin bilim olduğunu söylerler. Bir de,”resmi tarih” denilen deyim yerindeyse “nötr-yansız”tarih vardır.

Bir örnekle anlatacak olursak kimi tarihçilere gore Kanuni Sultan Süleyman iyi bir yöneticidir. Kimi tarihçilere gore ise zalim bir tirandır. Resmi tarihe göre Kanuni Sultan Süleyman; şu tarihte doğmuş, şu tarihte padişah olmuş, şu zamanlarda şuraları feth etmiş, şuralarda yenilmiş ve şu tarihte ölmüştür.

Görüldüğü gibi; tarih biliminin öyküye dönük yönü vardır. Nitekim; birçok tarihi olay sonradan öyküye-giderek söylenceye-dönüşmüştür.

Yazıdan önceki dünya tarihinin de olduğuna inanılmaktadır.Öykü olması kaçınılmazdır. Bu nedenle, öykümüze başlayabiliriz.

Bir zamanlar mekan(uzay) ve zaman vardı. Zaman, tıpkı fazla şişirilmiş bir balonun patlaması gibi patladı. Yaklaşık 15 milyar yıl önce ortaya çıkan bu olaya Big Bang denilmektedir. İşte, bizim uzayımızın ve bizim zamanımızın tarihinin başlangıcı bu Big Bang olayı olmaktadır.

Hiç şüphe yoktur ki, uzayda ve zamanda daha birçok Big Bangler olmuştur ve olmaktadır. Birçok fizikçi birden çok uzay  olduğuna inanmaktadır. O nedenle de, zamanın bu uzaylarda da patlaması ve yeni Big Bang’ler olması doğal olmaktadır.

Evet, dünyamızın tarihi Big Bang ile başlamıştır. Zamandaki bu patlamadan sonra 10 mikro saniye içinde evren; electron, foton, kuark, nötrino, gravitasyon ve  gluondan (gluonlar atom altı parçacıkların birleşmesini sağlayan çekim güçlü parçacıklardır)oluşan bir karışımla, bir tür mağma  ile kaplanmıştır.

20 mikro saniye sonra  quarklar birleşmeye ve maddenin özü olan proton ve nötronları oluşturmaya başlamıştır.

10 dakika sonra,ilk atomlar olan hidrejen ve helyumun çekirdekleri oluşmuştur. Bundan sonraki 300.000 yıl boyunca elektronlar çekirdeklerin çevresinde yörüngeye girmişlerdir. Böylece, ilk hidrojen ve helyum atomları ortaya çıkmıştır.

Bu gelişmeden sonra 100 milyon yıllık dönemde galaksiler(gökadalar  ) oluşmuştur. Bizim gökadamız Samanyolu, bize yakın Andromeda gökadası ve başka yirmiye yakın gökadası ortaya çıkmıştır. Uzay, sayısız gökadalarla dolmuştur.

Big Bang’ten 1 milyar yıl sonra da ; evrende yıldızlar ve güneşler ve gezegenleri parıldamaya başlamışlardır. Bu süreç sırasında atomlar bir araya gelip suyu, amonyağı ve etil alkolü oluşturmuşlardır. Temel moleküller oluşmuştur.

Bu moleküler oluşumdan sonra, yaklaşık 4 milyar yıl önce uzayda ve dünyamızda ilk cansız hücreler oluşur. Hidrofob(sudan kaçıp gruplaşan moleküller-alkanlar ve yağlar), mayalanma hücreleri, karbon dioksit ve metan bu gruba girmektedir. Ayrıca; klorofil, hemoglobin, RNA ve DNA lar da bu dönemde ortaya çıkmışlardır.

Dinazorlar çağı:

Bundan sonra yaklaşık 3,5 milyar yıl kadar önce ilk canlı hücreler oluşur ve bunlar bir araya gelerek bitki, hayvan dediğimiz organizmaları oluşturur.

Canlıların oluşmasıyla birlikte dünyanızda Hint söylencelerinde yer alan “dört çağ” başlar. Bunlar ; yazıdan önceki tarihin dört çağı olup sırasıyla,Dinazorlar Çağı, Lemurya Kıtası çağı, Mu kıtası çağı ve  halen yaşamakta olduğumuz çağdır.

Tarih öncesi uygarlıklar arasında sayılan yitip gitmiş uygarlıklarda da benzer söylenceler vardır. Buna gore dünyamızdaki yaşam dört kez yıkıma (tufan)uğrayacaktır. Son çağın 2012 yılında son bulacağı(son tufan)na dair Maya kehaneti vardır. Ama ,gerçekleşmemiştir. Belki de gerçekleşmiş ve yaşanmaktadır da bizler ayrımına varamıyoruzdur.

200 milyon yıl önce  dünyaya dinozorlar egemen olmuşlardır. Karada, havada ve denizde yaşamış devasa yaratıklardır. O çağda, bitkiler de devasa boyutlardaydı. Örneğin, eğrelti otlarının boyları iki metreyi aşıyordu. Dinozorların akıllı yaratıklar oldukları ve ileri bir uygarlık geliştirdikleri düşünülmektedir.

65 milyon yıl once düştüğü varsayılan büyük bir göktaşı, dünyada buzul çağını başlatmış ve dinozorlar(bir varsayıma göre ise yeterince üreyemedikleri için) yok olmuşlardır. Bu sırada  memelilerin (insanların da)atası olan lemurgiller gelişmişlerdir. 5-15 milyon yıl önce ilk primat-kişioğlullarının atası-Afrika’da ortaya çıkmıştır. 7 milyon yıl once Doğu Afrika’da ön-insanlar denilen varlıklar gelişmiştir. 3,5 milyon yıl önceye ait olduğu saptanan ilk ön insan fosili”Lucy” bu bölgede bulunmuştur.

Lemurya Çağı:

Yaklaşık 3 milyon yıl once ilk kişioğulları oluşmaya başlamıştır. Bunlar;homo hobilis-homo erektus-Neanderthal insanı-homo sapien ve Cro-magnon insanı olup kişioğlunun evrimleştiğini de ortaya koymaktadırlar. 500.000 yıl önce kişioğulları ateşi bulmuşlardır. 100.000 yıl önce bize en çok benzeyen homo sapiens’ler ortaya çıkmışlardır.

Bütün bu gelişmeler Lemurya denilen büyük bir kıtada olmuştur.

Dünyanın başlangıcında kıtalar ve okyanuslar bugünkü durumlarından değişikti. Lemurya Kıtası ve  Mu kıtası diye çok büyük iki kıta vardı. Lemurya; Afrika, Hint Okyanusu  ve Çin’in ve Orta Asya’nın olduğu yerlerdeydi.

Mu kıtası ise; Pasifik Okyanusunun bulunduğu alandaydı.

Dünya ikinci çağını ve ikinci büyük yıkımı Lemurya’da yaşamıştır.

Lemurya kıtasının Mu ve Atlantis kıtalarıyla kardeş kıta olduğu söylenir. Lemurya, Afrika’nın doğusundan Pasifik Okyanusu’na dek uzanırdı. O zmanlar Afrika ve Hindistan bitişikti.

Lemuryalılar biseksüel(çift cinsli)yaratıklardı. Boyları üç metrelere ulaşıyordu. Venüsten(belki de Sirius’tan) gelen uzaylı varlıklar bunlara kozmik gizleri öğretmişlerdir. Bunun sonucunda, günümüz uygarlığından çok gelişkin bir uygarlık ortaya çıkmıştır.

Lemuryalılara göre ölüm, daha yüksek alemlere çıkmaktı. Kendileri istedikleri için ölürlerdi. Lemurya kıtası, büyük depremler ve yerküre mağmasının yüzeye çıkması sonucu yok olmuştur.

Yüksek  ve dikdörtgen biçimli yapılar, tapınaklar yapmışlardır. Sümerce ve Çincenin kökünü oluşturan bir yazı ve konuşma dili (Mayax dili denilmektedir)kullanıyorlardı. Yazıyı, sağdan sola doğru (Araplar gibi)yazıyorlardı.

Kozmik ve güneş enerjisinden yararlanıp ışık ve ısı sağlamışlardır. Lazer ışınını bulmuşlardır. Günlük yaşamda  kullandıkları kara ve hava taşıtları ve gemiler, nükleer güçle çalışıyordu.

Lemurya ile ilgili olarak bulunan yazıtlarda ve resimlerde, bugünkü Gobi Çölü’ne inen uzaylılardan söz edilmektedir.

Lemurya kıtası yeraltı ateşlerince yutulunca seçilmişler(Manu’lar)Atlantis kıtasına göç etmişlerdir. Bir kesimi de  yaklaşık 9000 yıl once Amerika, Hindistan ve Çin’e göç etmişlerdir. Oralardaki uygarlıkları kurmuşlardır.

Bazı ezoterik(bilimsel olmayan ama bilime yakın) açıklamalara göre Lemurya ırkı üç aşamadan geçmiştir. İlk aşamada,plazma bedenleri vardı ve tomurcuklanarak ürüyorlardı. Sonraki aşamada biseksüel bedenleri oldu ve yumurtlama ile üremeye başladılar. Son aşamada ise kadın ve erkek cinsleri oluştu ve cinsel birleşme ile ürediler.

Bu uygarlığın yaklaşık 52.000.000 yıl önce dev dalgalar, depremler ve yıkımlarla yok olduğu varsayılmaktadır. Bu denli eski uygarlığa ait kalıntıların(devasa yontular)Paskalya Adalarında ve Şili’de bulunduğu düşünülmektedir.

Bu ikinci büyük yıkım(tufan)dan sonra Pasifik okyanusu’nda ortaya çıkan anakara  Mu’da yeni bir uygarlık gelişmiştir.

Mu Uygarlığı Çağı:

Mu uygarlığının yaklaşık 100.000 yıl önce ortaya çıktığı ve yaklaşık 12.000 yıl önce büyük yıkımlarla son bulduğuna dair bilgiler ve belirtiler vardır.

James Churchward adlı bir İngiliz tarafından, Tibet’teki bir tapınaktaki Naakal rahiplerinin kendisine verdikleri tabletlerdeki bilgilerden  yararlanılarak  böyle bir kıtanın ve uygarlığın varlığı  ortaya atılmıştır. Bu kıta, Pasifik okyanusu(Büyük Okyanus)nun olduğu alandadır. Kuzeyden güneye 3000 mil,doğudan batıya 5000 millik bir alanda üç kara parçasından oluşan bir anakaradır ve burada ortaya çıkan uygarlık Mu uygarlığıdır.

Günümüzdeki Polinezya, Mikronezya ve Malinezya takım adalarının, bu batık kıtanın kalıntıları olduğu ileri sürülmektedir. Mu uygarlığı yaklaşık 70.000 yıl önce çok gelişmiştir. 12.000 yıl önce de 64 milyonluk nufusuyla sulara gömülmüştür. Bu olay, tarihteki üçüncü büyük yıkım(tufan) olmaktadır.

Mu uygarığı;Lemurya’dan sonra ortaya  çıkmış ve eski batık kıta olan Lemuryalı göçmenlerin barındıkları diğer iki kıta üzerinde egemenlik kurmuştur. Bunlar; Atlantis kıtası ve Orta ve kuzey Asya’da(Göbi Çölü) kurulmuş olan Uygur imparatorluğudur. Bu iki uygarlık Mu kıtası batana  dek Mu uygarlığının sömürgesi olarak kalmışlardır.

Mu uygarlığında tek tanrı vardır. Naakal denilen rahipler bulunmaktadır. Tanrı Ra(güneş anlamına gelmektedir)dır. Ra tanrı adı sonradan Maya, İnka, Mısır ve eski Hindistan’da da kullanılmıştır. Zaten; bu eski uygarlıkların da Mu uygarlığının kalıntıları olduğuna dair görüşler vardır.

Mu uygarlığı dört ayrı ırktan oluşuyordu. Yazı dilleri ayrı, konuşma dilleri ise ortaktı. Mu uygarlığında yaşayanlar; telepati,  durugörü, çift bedenlenme, yıldızlar arası yolculuk gibi alanlarda yetenekliydiler.

Mu kıtasından  bugünkü Amerika’ya, Orta Asya’ya, Mısır ve Mezopotamya’ya göçler yaşanmıştır. Bu göçler, kıtanın çökmesinin yaklaşmasıyla olmuştur. Diğer yandan; Avrupalı ırkların bir Mu sömürgesi olan Uygur imparatorluğu’ndan ortaya çıktıklarına dair belirtiler vardır.

Mu uygarlığı’ndan Osiris çıkmış ve bir peygamber olarak Atlantis halkını ve Mısır halkını eğitmiştir.

Mu kıtası(Atlantis Kıtası gibi)nükleer güçlerin yıkıcı amaçlar için kullanılması sonucu yok olmuştur. Dinsel öğretilere gore Mu uygarlığı,Nuh Tufanı ile ortadan kalkmıştır.

Mu uygarlığına ait oldukları düşünülen Yumaguni piramitleri Japonya’da su altında bulunmuş olup; yükseklikleri 30 metreye yakın üç piramittir. Ayrıca, çevrede kişioğlu başına benzeyen yontular ve hiyeroglif tipi yazılar bulunmuştur. Bu buluntuların yaşları on iki bin yıla dek gitmekte olup Mısır’daki Sfenks’in yaşıysa 5000 yıl dolayındadır.

Ayrıca  büyük yıkım sırasında Çin’e ve çevre adalara kaçanlara ait olarak bulunan tabletlerde

“Kıtamız battı. Biz buraya kaçtık”yazdığı anlaşılmıştır.

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 448
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster