Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Nazan Adıgüzel Köseoğlu

http://blog.milliyet.com.tr/nazankoseoglu

20 Eylül '07

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
898
 

Yazmak, sanatsal bir vesikadır

Yazmak, sanatsal bir vesikadır
 

Asla bir başkasına tamamıyla açmadığımız yüksek duvarlı ve gizemli bir katedraldir düşüncelerimiz. O yarı aydınlık katedralin soğuk duvarlarında gürültüyle dağılır başıboş ve ehlileştirilmemiş bir yığın asi ses ve bizim farkına bile varmadığımız yada hiç keşfetmeyeceğimiz geniş zifirilikte tuzla buz olur, kaybolur. Ancak farkındalığımızın heyecanla oynaşan aydınlığına sürtünen, ona usulca dokunan sesleri renklendirmemiz mümkün olabilir ve kelimelerin dünyasında onları vaftiz edebiliriz. Geri kalanların hepsi, belki varlıklarını bilsek, ufkumuzu genişletecek, lakin adlarını asla öğrenmeyeceğimiz lekesiz, katışıksız, hiç dokunulmamış karanlığa gömülen yıldızlar gibidir.

Yazmak, tarihin zayıf hafızasına karşı, bir tedbir olarak ortaya konulan isyanın sanatsal vesikasıdır. Unutulmaya karşı en haysiyetli direniştir ve başıboş zifirilikte savrulan henüz düşünceye dönüşmemiş bir gürültünün huzura ve ışığa kavuşması hikayesidir. Düşünce yazıyla serpilir, genişler, zihne ve vicdana ziya olur.

Göktürkler yazıya ‘Bengü’ demişlerdir; bu, ölümsüzlük manasını taşır. Yazmanın ebedileşmek, yok olmamak ve faniliğe cephe alarak yaşamak olduğunun çok önceleri farkına varmışlar, Seneca’nın dediği gibi kalemin kılıçtan daha keskin olduğunu sezmişlerdir. İnsanoğlu kendi tarihi boyunca, ölümün yenilmez suretini yaralayarak, yazının kudretiyle kendine yeni yaşamlar biçmiş ve bir bakıma kendi tekelinde yeni tarihler de yaratmıştır.

“Öldükten sonra yaşamak istiyorum.” Bu söz henüz on beş yaşında, Nazi toplama kampında hayata gözlerini yuman Anne Frank adlı bir kızın hatıra defterine yazdığı bir cümledir. Belki de o yüzden bu küçük kız hep yazdı yazdı, öleceğini bile bile ve buna rağmen ölüme meydan okurcasına inatla yazdı. Çünkü o, ancak yazarak var olacağını, küçük yaşına rağmen seziyordu. Nitekim öyle de oldu.

1942 yılında Nazi zulmünden dolayı Almanya’dan kaçarak Hollanda’ya sığınan Yahudi bir ailenin kızıydı Anne. Henüz on üç yaşında olmasına rağmen, savaş onun çocuk yüreğinde telafisi olmayacak yaralar açıyor, savaş boyunca sıkıştıkları o küçük çatı katı odada hayatın acımasız çehresine karşı direnmeye çalışırken, aralıksız günlük tutuyor ve savaşın zulmünü bir çocuktan beklenmeyecek kadar derin manalara taşınabilecek kelimelerle ortaya koyuyordu: “Onların (kamplardaki esirlerin) katledileceklerini biliyoruz. İngiliz radyosu gaz odalarından bahsediyor; ben bunları duyunca hasta oluyorum. Ama belki de çabuk ölmenin bir yoludur bu.”

Tam iki yıl kaldı Anne, ailesiyle ve bir başka Yahudi aileyle birlikte daracık, nefessiz bırakacak kadar küçük o çatı katında. İki yıl korkunun pençesinde, ölümün adım seslerini duyarak, savaşın kör tanıkları olarak yaşadılar. “Akşam yattıktan sonra kendimi bir hapishanede görüyorum; tek başıma, ailemden ayrı, yapayalnız. Bazen yolda yürüdüğümü hayal ediyorum, bazen sığınağımızın alev alev yandığını yada bizi, hepimizi almaya geldiklerini görüyorum” diye anlatıyor Anne Frank kabuslarını, tek sırdaşı günlüğüne. “Ben bunları sadece görmüyorum, hayal etmiyorum, sanki bütün vücudumla yaşıyorum. İçimde bunlar her an başımıza gelecekmiş gibi bir duygu var. Hiç bir şekilde eskiden olduğu gibi normal hayata döneceğimizi düşünmüyorum. Bunu hayal bile edemiyorum” diyor küçük Anne ve ekliyor: “Savaş bittiğinde, bundan bahsedebileceğimi hiç sanmıyorum. Bu benim için İspanya’da küçük bir şatoya sahip olmak gibi bir şey adeta; yani öylesine ulaşılmaz. Hiçbir şeye inanmıyorum artık. Eskiden yaşadığımız evimizi, arkadaşlarımızı, okulumuzu, yaptığımız şakaları düşündükçe, tüm bunları başka birisi yaşamış gibi sanki ve o ben olamam.”

Anne Frank 1944 Nisanında kırmızı, turuncu ve gri renklerle kaplı defterine “Bu korkunç savaş bir gün sona erecek ve biz tekrar Yahudi değil, insan olacağız” diye yazıyor ve dört ay sonra saklandıkları evde Naziler tarafından yakalanıp toplama kampına götürülüyor. Bir daha hiç yazamıyor Anne ve 1945 Martında, Hollanda’nın hürriyetine kavuşmasına sadece iki ay kala, henüz hayatının baharında olmasına inat eden o yorgun yüreğiyle zulme dayanamayarak ölüyor.

“Yazmak, yaşanmayan hayattan bir çeşit intikam almaktır” der Orhan Pamuk; Anne da kendi intikamını yazdıklarıyla alıyor. Bugün tüm dünya tanıyor bu küçük kızı. Amsterdam’da saklandıkları o ev turist akınına uğruyor, onun yaşadıkları filme çekiliyor, hatıraları kitaplaştırılıyor. Öldükten sonra yaşamak istemişti Anna; o şimdi hayatını kaybeden binlerce Yahudi’den farklı olarak, yazmanın kudretiyle yaşıyor.

Bir Yunan kralı ünlü filozofa sormuş: “Akıl mı önemlidir yoksa yiğitlik mi?” Filozof şöyle bir düşünmüş ve “Akıl olsaydı” demiş “Yiğitliğe gerek kalır mıydı hiç?” Savaş, insanoğlunun ayıbıdır ve öldürmek için hep ‘yiğitçe’ (!?) nedenler bulunacaktır. Yazmak, yiğitliğe gerek duymamaktır, akıldır, vicdandır ve en önemlisi son kazanan olmasıdır. İşte yazının gücü budur; yaşamak ve yaşatmaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Anne Frank'ın Günlüğü"nü orta okul yıllarımda okuduğumda algılamıştım savaşın, öfkenin, nefretin soğuk yüzünü.
Tüm çocuklarımızız, gençlerimizin, yetişkinlerimizi okuması dileğiyle...

Pınar Yeşiltay SEVİM 
 26.09.2007 18:14
Cevap :
Yorumun için teşekkür ederim Sevgili Pınar. Aynı dileğe katılıyorum. Sevgiyle kal..  26.09.2007 23:48
 

Michel Schneider
    Çeviri: Pınar Yasemin Akan
    Yapı Kredi Yayınları
    Fiyatı: 14 YTL
    DENEME
Michel Schneider 'Hayali Ölümler' kitabında Balzac’tan Flaubert’e, Kant’tan Zweig’a, Nabokov’dan Capote’ye, Montaigne’den Sigmund Freud’a kadar 36 yazarın son anlarını ilginç ayrıntılarla birlikte zengin bir anlatıya dönüştürüyor. Yazarların nihai sona yaklaşırkenki hastalıklarını, son sözlerini, korkularını samimi bir dille okurlara aktarıyor. 'Sözcükler de ölüm gibi, kimseye ait değildir' sözünden yola çıkarak yazılmış, hayali ölümler üzerine bir deneme...

superBoy 
 26.09.2007 10:04
Cevap :
Çok ilginç bir kitaba benziyor. Teşekkür ederim verdiğin bilgi için. Zaten yakında elimdeki kitap bitmek üzere, okuyacaklarım arasına not edeyim ;))  26.09.2007 10:29
 

ÇOK HAKLISIN NAZAN.SEVGİLER...

superBoy 
 24.09.2007 11:10
 

haklısın nazan.insanlar akıllı olsalardı biraz savaşma gereği ortadan kalkardı.O zaman ne şehit verirdik vatanımızda,ne de başkalarıyla düşmanlık yaşamazdık.Ama kendileri çıkrmışlar bu kini,akılsızlığı.

sevgilerimle.....

superBoy 
 24.09.2007 10:26
Cevap :
Savaşma güdüsü insanoğlunun hamurunda var maalesef. Hiçbir savaşın kazanım sağladığına inanmıyorum. En büyük darbeyi ise zavallı çocuklar ve kadınlar alıyor ne yazık ki!  24.09.2007 10:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 692
Toplam mesaj
: 156
Ort. okunma sayısı
: 24944
Kayıt tarihi
: 26.10.06
 
 

Yazmak, tarihin zayıf hafızasına karşı, bir tedbir olarak ortaya konulan isyanın sanatsal vesikas..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster