Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Nisan '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1160
 

Yazmak istiyorum deliler gibi

Yazmak istiyorum deliler gibi
 

İçimden öylesine yazılar yazmak geçiyor, konusu olmayan, amaçsız, deliler gibi hem de tükenircesine yazmak istiyorum. Ama destansı hikayeler gibi uçsuz bucaksız dur durak bilmeden yazmak, sonu olmayan masallara inat devrik cümleler kurmak istiyorum. 

Ama ne fayda, kafamın içinde dolaşan bütün kelimeler bir araya gelip sıralanmıyor bir türlü. Bir sıraya girip anlamlı cümleler kurmak mümkün olmuyor. Hep öyle kendi hallerinde, bir oraya bir buraya savrulup gidiyorlar. 

Halbuki bir ucundan yakalasam birisini, bir başlasam gerisi gelecek. Söylediklerimin bir anlamı olacak. Başıboş amaçsızca koşturup duran bozkır atlarına benzetiyorum dönüp duran cümleleri. Yakalanmıyorlar ki, yakalansa da bir türlü sakinleşemiyorlar. 

Yazmak istiyorum hep, yazarken kendimi unutmak, unuttukça kaybolmak, kayboldukça haykırmak, nefessiz kalmak ve sonra kendimi yeniden bulmak istiyorum. Sözcüklerde seni bulmak, kelimelerimde seni yaşamak, seninle konuşmak istiyorum. 

Yazmak hüzün demekmiş benim bünyemde, seni özlemekmiş, özledikçe istemekmiş, aramakmış satır aralarında biteviye, sorgulamakmış anlıyorum. Yazmak sen demekmiş, sevmekmiş, ölesiye korkarken hiç korkmamakmış. Yazmak yüreğimin söylediklerini zihnimden gelenlerle birleştirip bir tuval üzerine resim yapmakmış. Fırçası kalem olan, kelimeler de renkler olan bir resim yapmak ve karşısına geçip eserini seyretmekmiş. 

Tükenircesine yazmak isterken ben ne yazacağımı bile bilemiyorum. Bir çarkın içinde dönüp duruyor gibiyim. Çarkın içinden kontrolsüzce çıkıp duvarlarda paramparça olmak pahasına bağlarımı koparıp kendimi atmak istiyorum. Çığlık çığlığa bağırsın istiyorum cümlelerim. 

Oysaki ne kadar çok söyleyecek sözlerim var benim. Diyecek ne çok şey birikti yüreğimde. Elime kalem almaya ne çok nedenim var bilsen. Dilimin ucundakileri söylenmeyen cümleleri bir bir dökmek istiyorum elimdeki kağıda. Seninle konuşayım yazarken, seni düşüneyim, uyuyup uyanayım, arsızca tekrar tekrar sesleneyim istiyorum. 

Bazı şeyler eskisi kadar canımı acıtmıyor artık. Zamanın her şeyin ilacı olduğu kanıksanmayacak bir gerçek. Ve ben her şeyi zamana bırakıyorum. Üzerine yeni kırgınlıklar döşeyerek hem de. Yeni kırgınlıklar kapanan sayfaları tekrar açtıkça, tarafsız bir gözle izlediğim yeni bir film gibi kendimi bir tarafa bırakıp bir yabancı gözle izliyorum. 

İnsan hüzünlüyken söylediklerine hep hüzün bulaşır, kurduğu cümleler bozgun yemiş gibi olur ama yere sağlam basan ve kırık dökük cam parçalarına bulaşmış kelimelerle kurulur. Canını acıtır eline her aldığında, gözüne her battığında her sözcük. Kanatır içini, tekrarlarca tüter buğusu her hecenin. 

Kapanır içine kurşun işlemez ya bazen insan. Sadece içine dönerek kalemine söz geçirip kağıtlarla hasbıhal ederken bulursun kendini ya hani. Tek tek dilindekileri ve içinden geçenleri kağıtlara dökmek daha bir kolay gelir o zaman. Beni anlar mı acaba diye düşünmeden, rahatsız olmadan, duvarlara çarpıp kırılmadan, parçaların yerlere dökülmeden. Paramparça olmadan. Her bir harf, bir duygu kılıfına girmiş olarak gelir ve kalemle kağıdın sevişmelerini izlersin. 

Bütün noktalama işaretlerini gökyüzüne saçmak istiyorum şimdi. Sayfalarca yazarken seni, virgüllere ünlemlere düşman olmadan sadece noktayı kullanmak ve seninle noktalanmak istiyorum. Ve soru işaretlerini de hayatımdan çıkarıp atmak istiyorum. 

Şükran Demirtaş 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yavaş ve emin adımlarla; ama kararlı yürüdüğü yolda çakıl taşları birer birer ayağını tökezletmeye, boynunu bükmeye, zulmetine biraz olsun revnak katmak cömertliliğini esirgeyerek onu tüm uzviyetiyle alt etmeye çalışıyordu. Düşman, siyah, hunhar çakıl taşları… Engin denizin görünmez ufuklarında zihninin başköşesinde veya kuytusunda kendisine göz kırpan o cani taşlar birer birer denize dökülmeliydi artık. Yaşamın sancılığı varlığı cılız bir sivrisinek ısırması kadar dahi umurunda değildi. Denize hayran ama bir o kadar da bedbin bakarken geride bıraktıklarını, bırakmak için gösterdiği sarfiyatı bile düşünürken bu girdaptan bir an önce kurtulmak, elbise değiştirir gibi çekip atmak istiyordu. İmkânsızlığın dipsiz ve acımasız kuyusunu tahayyül etmek bile, şefkatli denizin kollarında kendini bulmak için yeterli bir sebepti. Hayata karşı izansız mıydı yoksa hoyrat mıydı? Belki de fazlasıyla munis… Zihnine istif olmuş bu düşünce yığınına direnç göstermek için belki ziyadesiyle muazzam, kıvrak bir zekâya sahip olmak melekesi, ihtiyacı olan tek şeydi. Sahip olmak mı? Hâlihazırda sahip olduğu tek varlığı beyninin her köşesini karış karış kemiren o zalim bir o kadar da mahzun düşüncelerdi. Beyaz bir kâğıt parçasına şefkatli denizin kıyısında yazıp arkasına attığı o karanlık geçim gailesi herzeleri ve kendisini sevdiğini söylediği insanlara karaladığı birkaç ibareyi bile gereksiz buluyordu. Arkasına bakmaktan tedirgin, bir adım öne atmaktan yorgun ve boynu bükük. Takatini ve beynine hücum eden düşünce silsilesini toparlayıp şu dünya dedikleri mekân müsveddesinde biraz daha mı oyalanmalıydı. Yoksa sonsuzluğa doğru atacak adımı çabuklaştırmak için silkinip mavi sulara kendini bırakmalı mıydı? Kafasında bir yığın meçhulât, arkasındaki silüet belki biraz daha tutunması için düşünceler deryasında çırpınmasına işaretti. Gölgesinin cılız kolları semeresiz bir ağacın kupkuru gövdesinde tutunurken kendisine bir şeyler mi aksettirmek niyetindeydi. Yoksa o da alelade gölgeler gi

Sonbahar yaprağı 
 19.03.2013 9:04
Cevap :
Bu bir blog olabilecek güzellikte uzun, anlamlı ve bir o kadar değerli yorumunuza diyecek bir şey bulamadım. Çok teşekkür ederim. Keşke başka bir şekilde yayınlansa ve her kes okuyabilse bu yazıyı. Selamlar, sevgiler Nazmiye Hanım.  19.03.2013 11:02
 

Ahhhhh yazmak, herhalde çok güzel bir duygu olmalı. en azından kendini kısıtlı da olsa ifade edebiliyorusn. Ya benim gibi yazma özürlü olurlarsa.. Kalemin ve yüreğine sağlık. Sevgilerimle...

SELVİ 
 25.04.2011 11:07
Cevap :
Canım benim, senin de ne kadar cevval ve de yürekli olduğunu bilmez miyim. Laf aramızda sen de sözlerde iyisindir bilirim. Sevgiler....  25.04.2011 12:51
 

Yazmak istiyoruz ama istediklerimizi yazabiliyor muyuz? Zihnimizde birbirini kovalayan fikirler, yazmak istediğimiz konular o kadar çok ki. Burası MB ortamı demişiz, kendimize belli sınırlar koymuşuz, o yüzden yazmak istediklerimizi yazamıyoruz. Bir de diyoruz ki, MB serbest yazım platformu. Ben buna pek inanamıyorum, Zihnimiz baskı altında, elimiz kolumuz bağlı, parmaklarımız ve klavyemiz de bağlı. Yani yarı bağlı değil mi Şükran hanım? Selamlarımla...

Yurdagül Alkan 
 23.04.2011 23:06
Cevap :
Çok haklısınız Yurdagül hanım. Sayfalarca yazmak isterken yayınlanacağı için tabiiki baskı altında hissediyor insan kendini. Yazımda da belirttiğim gibi insan sadece kalem ve kağıdıyla (şimdi klavye) rahat olabiliyor. Ne kadar serbest platform olursa olsun mutlaka bir baskı var. Ben bazen bu modda oluyorum, sürekli yazma hevesinde olduğum zamanlar çok oluyor. Ve bana çok iyi geliyor. Yorumunuz için çok teşekkürler. Sevgiler, selamlar...  24.04.2011 12:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 249
Toplam yorum
: 1563
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 2992
Kayıt tarihi
: 19.03.11
 
 

Doğup büyüdüğüm şehirde, İstanbul'da yaşıyorum. Emekliyim. Gezmeyi, görmeyi, keşfetmeyi sevdiğim ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster