Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
128
 

Yazmak...

Yazmak...
 

Sevmek ne güzel şey hem de rahatsız edecek kadar sevgisizliği (Hatice Atalay'in sayfasından)


Gelmen, gelmemenden daha çok acıttı canımı. “Yaz!” demiştin bana. “Sakın yazmaktan vazgeçme!” O yazılarda senin toprağın, suyun var, sen varsın.” demiştin. “Hatta daha çok yaz!”

Bir gün bu yazılardan birinin konusunun sen olacağını hiç düşünmemiştim. Acılar yazdırır genelde bana, bilirsin. Yazdıracak kadar canımı yakamazdın ki sen. Kıyamazdın ki sen bana. Benim bir parçamdın sen. Çocuk yanımdın. Çocukluğumdan bir kez vazgeçmiştim zaten bir kez daha vazgeçemezdim ki. Bu öyle bir yarım kalmak olurdu ki…

Büyük laflar ettik. Büyüdük ya… Buna hakkımız var sandık. Hak gördük kendimizde. Altından kalkamayacağımız yükler üstlendik. Yolculuğumuzun hiçbir anında terk edilmiş bir istasyonda bırakamayacağımızı bile bile...  Kendimizden başka hiç kimseyi, hiçbir şeyi terk edemeyeceğimizi unuttuk. Yüklerimizi bile.

“Büyümek için acele etme.” derdi annem. Bense sanki zaman hızla geçmiyormuş gibi daha çabuk geçsin isterdim. Büyükkk, kocamannn olayım. Kocaman olunmuyormuş ‘yaş’ alındıkça. Belin büküldükçe boyunla birlikte sen de küçülüyormuşsun. Küçücük kaldım seni küçük sanırken. Minicik bir kız çocuğuyum şimdi kırmızı ayakkabıları yerine yastığına sarılıp uyuyan. Uykusu kaçtığında babasının sıcak kolları yerine tavanlardan medet uman.

Sen yokken büyümeliydim aslında. Geçmişin yaralarını sardım çünkü. Affetmenin özgürlüğüyle tanıştım. Yıllardır kaskatı kesmişti kalbimin bir yanı. Artık çarpıyor biliyor musun kanat çırpan bir kuş misali. Ama uzaklara götürmüyor bu kez beni. En yakınıma, canımdan bir parçaya, beni en çok kanatan ama kendimi onsuz bıraktığım yıllara inat daha da çok O’na götürüyor.

Tuhaf bir şekilde sakinim mesela. Sigarayı bıraktım. Nefretle birlikte başka bir zehri daha terk ettim anlayacağın. Temizliyordum kendimi beni yavaş yavaş öldüren her şeyden. Daha öldürücü bir zehrim olacağını bilemedim.

Sildiğimi sandığım senin de bu yüzden çok kızdığın yazılarımı buldum geçen gün. İlk işim telefona sarılmak oldu. Elime alınca fark ettim, senin olmadığını. Kaybettiği oyuncağını bulan çocuğun sevinci ve neyi kaybettiğini bilmeyen yetişkin kederiyle bir arada, muallakta kalakaldım dakikalarca. Neden sonra anladım biliyor musun? Benimkisi dalından inciri koparabilmek kadar kısa süren bir sevinçmiş. Boşveeerrr o da çocukluğuma dair bir ‘an’ işte.

Milyonlarca ‘an’dan biri de biz olacağız değil mi? Şöyle bir aklımıza düşecek ve hemen silkelenip, hafızamızın derinliklerine gömeceğiz yeniden görünene dek. Biz gömdükçe o daha da derinleşecek, derinleşecek ve bizden bir parça olacak. Ta ki hafızamızın dehlizlerinde kaybolana dek…

Saçmalıyor muyum? Doğru ya buna da cevap veremezsin.

Şuna cevap verebilir misin? Birbirinin karşısında duramayan, yanında olamayan, bulanık sularda bile yansımasını seyredebilir mi? Biz cümlelerimizi nasıl ki kendimize sakladık, o bulanık sular da kendini yağmura saklar. Yağmursa senin sevdiğin benimse sövdüğüm … Çoğu zamansa ürktüğüm…

Cibran’in deyişiyle;

“Dostum,

Sen ve ben

Hayata hep yaban kalacağız.

Birimiz diğerine

Ve her birimiz kendisine.

Senin konuşacağın

Ve benim seni dinleyeceğim güne değin.

Sesini sesim sanarak.

Ve karşında durduğum güne değin.

Bir aynanın karşısında duruyormuşcasına.”

O günse henüz gelmedi. Geniş vakitler umalım hayattan. Belki de dünya ‘3 günlük’ değildir. Kim bilir?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 252
Kayıt tarihi
: 12.08.11
 
 

Bazen kelimeler içinize sığmaz olur ve taşar. İşte o zamanları yaşadığım şu günlerde yazdıklarımı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster