Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
3448
 

Yedek olmak ya da üçüncü şahsın dramı!

Yedek olmak ya da üçüncü şahsın dramı!
 

Görsel: www.fotokritik.com


Yedek; asıl olmayan fakat ona aday ya da rakip olan…Bir şeyin kaybolması, yok olması ya da işlevini yitirmesi halinde yerini alabilecek olan benzeri. Gereğinde kullanılmak üzere fazladan bulundurulan şey.

Bu şey, canlı ya da cansız varlık olabilir; yedek parça, yedek lastik, yedek bellek, yedek sporcu ya da yedek dost…

En iç yaralayıcı olanı da galiba yedek insan olmak… İster bir işyerinde, ister bir takımda ya da sevgi ilişkisinde, nerede olursa olsun, yedek insan olmak zor iş olsa gerek.

Adeta "yedek lastiksiz asla yola çıkmayın!" öğütünü hayatın yerli yersiz her yerine yaya yaya, özgür iletişim çağında bilgisayarlarımıza “back up” lı yeni formatlar ata ata oluşan reflekslerle bazı insanlar aşk yolculuğuna da öyle çıkarlar. Yedekli!

Artık o aşk, o sevda ne kadar aşk, ne kadar sevda ise?

Söz konusu sevdanın “yedek insan”ı, uygulamada “asıl olan” herhangi bir şekilde elden çıktığında acilen kendisine başvurulacak kişidir. Açık uçlu bu kaybediş dönemlerinde yedek insan el üstünde tutulur. Burada ana amaç, bir yandan giden sevgiliye nispet yaparken diğer yandan kaybolan ilgi-sevda eksikliğini acilen doldurabilmektir. Açık uç kapanıp asıl ilişki normale döndüğünde ise yedeğe bu kez asıl sevgiliye karşı bir tür “demoklesin kılıcı” işlevi yüklenir. Fakat -genel bir kural olarak - yerini bilmesi ve şımarmaması amacıyla yedeklik döneminde gösterilen ilginin de kesin bir sınırı vardır. Bu, “Sınırlı Sorumlu (SS) Yedekleyen Sevgililer Yaşam Kooperatifi Ana Sözleşme hükümleri" arasında yer alan en önemli kuraldır!

Söz konusu bu kooperatif üyeleri, hukuğun ve yasaların sürekli korumaya çalıştığı "iyiniyetli üçüncü şahıslar"dan oluşmaz. Onlar, aksine karşısındakini "üçüncü şahıs" konumuna düşürenlerdir. Onlar, iktisat ilminin temel karakteri "Homo ecomicus"u sisli sevda bulvarlarına da taşıyıp orada da çılgınca koşturanlardır. Üyeleri ağırlıklı olarak erkeklerdir. Cep telefonu ve internetin yaygınlaşmasıyla son dönemlerde bayan üye sayısında da ciddi artışlar gözlenmektedir.

Bu türden bir kooperatifleşme eğilimi neden acaba? Nedeni, gündelik hayatın albenisi yüksek canlılığı içinde, düzeni dışa karşı hâlâ çok iyi işler görünse de, artık çökmekte olan bir "değerler dünyası"nın temel bir sorunu olsa gerek: bireysel yalnızlık kaygısı! Yine de -manevi aidatı çok yüksek ve çıkışı zor olan- böylesi bir üyelikten Tanrı herkesi korusun! Korusun da...İki kişi arasında derin bir bağlılık ve kültür ilişkisi, insan olmanın vazgeçilemez hallerinden biri ve insanlık tarihinin en hatırlı sözcükleri olan "aşk" ve "sevda" da sanırım bu kaotik çağımızda insanlar gibi bunalımda.

Bu karmaşa ve bunalım içinde yelpazenin diğer ucunda; "asıl" olan yedeklerle, yedek olan "asıl"ların içler acısı konumları ise ayrı bir dram.(*)

Benimse büyük üstat şair Attilâ İlhan’ın ünlü “Üçüncü Şahsın Şiiri" gelir aklıma böylesi durumları duyup gözlemlediğimde hep (**) …Yedekliğin diğer hallerindeki "İkinci şahıslık"tan terfien. Her ne kadar bu şiirin kahramanı sevgilisinin ona karşı duyarsız kaldığı platonik bir aşık gibi dursa da... Spinoza'nın '' ben seni seviyorum, bundan sana ne'', diye serzenişini anımsatsa da!...

Diğer yandan, siz bir başkasını düşünseniz de, sizi seven başka biri var! O kişi, siz onu "asıl olarak" sev(e)meseniz bile sizi (kendince ve gönlünüzün ait olduğu kişinin varlığını bile bile) sevebilir. Biyolojik bir gerçek: Kalp eller gibi değildir, tek başına da atar! Bu da "yedekliğin masumane hali" olsa gerek!

" Gözlerin gözlerime değince - Felâketim olurdu, ağlardım - Beni sevmiyordun, bilirdim - Bir sevdiğin vardı, duyardım..."

Yaşamda bir şeyi, bir varlığı ya da durumu asıl güçlü yapan, anlamlı kılan “öteki”nin varlığıdır. Kadını güçlü kılan erkek, erkeği güçlü kılan da kadının varlığıdır. Geceyi gündüz, gündüzü gecenin varlığı anlamlı kılar. Ateşi suyun, zenginliği de yoksulluğun varlığı güçlü kıldığı gibi…Tehlikeli bir soru olsa da, bunu muhataplarına sormak gerek: "Asıl"ı güçlü kılansa yedeğin varlığı mıdır yoksa?

"...Hayırsızın biriydi fikrimce - Ne vakit karşımda görsem - Öldüreceğimden korkardım - Felâketim olurdu, ağlardım..."

Bazıları, hayata tüm güçleriyle ne kadar “asıl”salar da, koşulların -şu ya da bu şekilde- olumsuz devinimiyle daha da ivme kazanan bazı yetersizliklerin peşrevinde sürüklenir, ömür boyu “yedek” kalabilirler. Bir ömür sürebilen bu yedeklik mevsiminde hep üşürler. İçleri üşür. Birçoğu da bu üşüme illetinin en beterine yakalanır:”Ruh üşümesi”ne!

"...Üşürdüm, içim ürperirdi - Felâketim olurdu, ağlardım - Akşamlar bir roman gibi biterdi..."

Ve gün gelir, bu yedeklik seyrüseferi de biter. Yedeklenmiş sevgi(li)ler, Nuh'un gemisine eş büyüklükte bir römorkörün yedeğinde soğuk, kirli ve sisli körfezlerin karanlık sularına çekilirler...

Şöyle ya da böyle, şu ya da bu şekilde, yaşamda ne kadar yedek kalınsa da er ya da geç, ölümün o dingin sonsuzluk tünelinin girişinde herkes “asıl” olur!

"...Sen kalkıp ona giderdin - Benzin mum gibi giderdin - Sabaha kadar kalırdın - Hayırsızın biriydi fikrimce..."

Hepimiz bir gün kalkıp ona gideriz, o dingin sonsuzluk tüneline, ebediyen kalırız orada, onun kollarında...

Asıllarla yedekler yoksa orada ilâhî adalet gereği yer mi değiştirirler? Bilinmez! Oradaki bir çok şeyin bilinemediği gibi...

O yüzden mi acaba, yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi sevdada da yedeklenmiş “asıl”lar -üstadın tabiriyle (***) - “güldüler mi cenazeye benzerler”?

İ.Ersin KABAOĞLU,

20 Kasım 2009, Ankara

(*) Bir,iki örnek: Dünya sinemasının yaşayan usta yönetmenlerinden Theo Angelopoulos’un yeni filmi "Zamanın Tozu"nda Yunan asıllı Amerikalı yönetmen A, Roma'da hem kendisinin hem ailesinin öyküsünü anlatan bir film yapmaktadır.Öykünün kahramanı Eleni, aşkın mutlak olduğunu iddia eder, ancak hayatı, evlendiği adam Spyros ve hala sevgilisi olan Jacob arasında sıkışmıştır. Yönetmen A, tıpkı bir rüyadaymışçasına geçmişteki olayları aşıkların gözünden hatırlar ve onların acılarını günümüze kadar getirir.

Perdo Almodovar’ın “en iyi senaryo” dalında Oscar aldığı, Penelope Cruz'un başrol oynadığı son filmi 'Kırık Kucaklaşmalar' da da benzeri bir senaryo hakim.

(**) 11 Ekim 2005'de yitirdiğimiz büyük şair, yazar, felsefe ve düşünce adamı Attilâ İlhan'ın aziz hatırasına sonsuz saygımla...

(***) Milliyet Blog'da şairimizin adını yazıp aratınca bugün itibariyle tam 243 sonuç ile karşılamak da okuyucuları adına gurur verici bir vefa işareti olsa gerek!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

J.Mario Simmel'lin, ''Aşk Dediğin Laftır'' romanı, 70'li yıllarda TRT'de,''Arkası Yarın''da ,sabahleyin sat 10.00'da yayına girerken, bende kızı seslendiren, Tomris Oğuzalp'in harikulade, o müthiş etkileyici,titreyen sesine aşık olmuştum... 18'li yaşların bir ses aşkıydı bu!.. Bir de Ortaköylü,ela gözlü canlı sevgili de vardı!.. Ama hiç biri diğerinin yedeği olmadı!... Ve yıllar sonra o sesin sahibiyle tanıştım..Aşkım bitti ama, o sesi hala seviyorum!.. / Bu yorum yazmayı başlarda kurgularken, yorum başlığım ,''Üçüncü Şahsın Şiiri'' olacaktı,ama yazının ortalarında ,Hay Allah, deyip gülümsedim!... Gene de,''Ayrılık Sevdaya Dahil''den bir kaç dize eklemeden de geçemedim / Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin.Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin. /Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle. Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız.İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız.Selamlar

Figen A.E 
 17.01.2010 0:59
Cevap :
Yorumunuz gerçekten yaşamın içinden, zamanın derinliğinden, çok değerli ve özgün bir katkı. İçten teşekkürlerimle...  18.01.2010 10:08
 

"Asıl terk edendir terk edilen.." Bu sözü nereden duyduğumu anımsamıyorum ama konuyla ilgisini kurmuş olmalıyım ki birden aklıma geldi. Yedek konusunda da yağmur gibi düşünceler üşüşüyor kafama. Öylesine yazacağım. Savaşlarda, kıtlık günlerinde yiyecek, cephane vb. yedeklenir. Halk değildir yedekleyen... "YOK" yedeklenmez ki!.. Ev kadınları çoğu kez sofraya ilkin bayatlamış ekmekleri ve önce pişmiş yemekleri getirirler.. Tazeler yedeklenir. Sonra onlar da bayatlamış olur sofraya geldiğinde:) Bu marifetler hep ERK sahibine, yokluk çeken içinse "yok", nesneye aittir. Ama yedekleyen, "YOK"un kendisidir, öznesidir. İnsan yedeklemek çok kötü! Üstada saygılar.. Bana göre de "yedeklenmiş 'asıl'lar, PALYAÇONUN BİLGELİĞİ ile gülümserler. Yedeklemeyi de geçip, elden çıkarmışlar, "yok" saymışlardır insan yedekleyen insansıyı. Özneyi yok etmek az şey midir? Doğrudan eylemi yok etmeyi hedef alır. Senin yazıların hep üretken, hep özgün konular seçiyorsun. Sevgilerim ve dost selamlarımla.

zelinartug 
 06.01.2010 16:54
Cevap :
Bu yedekleme meselesi, darlık, "yokluk" meselesi midir? Bolluk dönemlerin de de tezahür eden bir kabus mudur? O güzel ve özgün öykülerinde olduğu gibi hayatın, gündelik yaşamın içinde, hatta bu büyülü coğrafyanın da kıyılarında aramış, sorgulamışsın yine sevgideğer! Hiç üşenmeden ve bir yorum karesine de sığdırmayı başararak. "...yedekleyen, "YOK"un kendisidir, öznesidir..." şeklindeki muhteşem saptamanla koyduğun nokta ise, görkemli bir çıkarsama! İgili kulaklara küpe olsun. İçten sevgiler ve dostça selamlarımla.  07.01.2010 11:05
 

Yazınızı ana sayfada tesadüfen gördüm. Çok doğru tespitlerle harika bir üslupla yazılmış yazı. Düşündüm, hangi duygu açlığı insanı yedek olmaya razı kılar. Ve bu nasıl bir gurur? Daha doğrusu gurursuzluk. Sanki "boşluk doldurmaca oyunu gibi," başkasının asıl olduğunu bile bile... Tabii boşluk dolduran açısından da kötü, yalnızlığa tahammül edecek gücünün olmaması. İnsanı insan yapan değerlerin yok oluşu, kendisine saygısı kalır mı insanın? Üzücü ve zavallı bir durum, bunu kabul eden açısından. Teşekkürler, selamlarımla...

Nev 
 04.01.2010 15:49
Cevap :
Çok teşekkürler Nilüfer hanım. "İnsanı insan yapan değerleri ve kendisine saygısını yok etmeye doğru giden üzücü ve zavallı bir yolun..." taşları da bazı rasyonel gerekçelerle örülüyor maalesef. "Asıl"ı hep "esas gönülde yatan" olarak düşünmek gerek. Bu imge; 'öz beğeni' kadar egemen-popüler beğeni kalıplarına da uygun ('dış desteğin' de katkısıyla) sabit-esas-kalıcı olan seçim demektir. Zamanla "öz-beğeni" değişebilir ya da eş zaman diliminde muhatap olunan farklı toplumsal katmanların egemen-popüler beğeni kalıpları farklılıklar gösterebilir. İşte hem bu hem de yazımda kısaca değinmeye çalıştığım diğer nedenlerle asıl ve yedek yer değiştirebiliyor. Fakat sonuç itibariyle değerli yorumunuza ve etik bakış açınıza yürekten katılmamak mümkün değil. Selamlar, esenlikler ve mutlu bir yıl dileklerimle...  04.01.2010 18:19
 

nesnel olan şeylerin yedeği tamam da,insan konusunda olumlu bir davranış değil tabii .Yedeğe alan davranışın sahibini incelediğimizde,kurnazlığın ötesinde bir durum tesbiti yaptım, bilmem ne düşünürsünüz?Yedeğe alan kişiler irdelediğimizin dışında,kendileri üç kişi(üç enerji)olmayı beceremeyenler.Örneğin siz onun yedeğine alındığınız halde,es kaza üçünüz yanyana geldiğinizde,yedekçi bilinç mutlaka ikilik çıkararak marazi bir ilişki sergiliyor,yani bütüncül olamıyor.İki kişi olmak kolay , üç arkadaş olduğunuzda mutlaka olmasa da genelde insanlara iki kişi olmak zevk veriyor,çünkü koly yol.Ben konuyu ayrı bir bakıştan inceledim.Ama sonucu şöyle vurgulamak isterim,üçlü olabilmek daha bütüncül,daha zihni temiz,daha dost canlısı insanların becerebildiği olumlu bir davranış.Bu gün toplumsal yaşamda bütüncül olamayışımızın temel nedenlerinin altında da bu yatıyor bence. Yine güzel bir konuyu cımbızlaışsınız:)) eh ne de olsa ince duyarlılıklar:)).Paylaşıma teşekkürlerimle çok güzeldi sevgiler

Şerife Mutlu 
 27.12.2009 20:22
Cevap :
"Cımbızım" bazen biraz sıradışı ve riskli sayılabilecek kıl öbeklerine de uzanıyor sevgideğer Şerife hanım. Siz o engin bilgi dağarcığınızın -benim oldukça yabancısı olduğum- "enerji" olgusu temelindeki yaklaşımınızla gayet net bir açıklama getirmişsiniz. "Enerji"nin "cımbız"a üstünlüğü de böylece ortaya çıkmış oldu :-)) Bu çok değerli katkınız için de -2009'un artık yeni yıla kucak açan, u-mutlu- teşekkürlerini iletir, sevgi ve sağlıcakla kalmanızı dilerim.  28.12.2009 11:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3201
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2328
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster