Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Aralık '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
992
 

Yediğim dayaklar geliyor aklıma

Yediğim dayaklar geliyor aklıma
 

Çok erken yaşta tanıştım polis karakollarıyla ve copla. İzmir Emniyet Müdürlüğü Tepecik’teydi o zamanlar. Tren yolunun hemen yanında. Karşıda da bir pazaryeri vardı, “ayıp” şeyler satılan. İşte ilk olarak oraya düştü yolum.

Eski binanın yüksek kemerli kapısından girince dar bir avlu vardı ve bu avlunun sonunda da polis atlarının bulunduğu o mok kokulu ahırlar. Babam beni polis motorlarının sepetine oturtturur ve uslu durmamı söylerdi ama karşıdaki ahırda bulunan dev yapılı polis atları daha çok ilgimi çekerdi benim.

Bir gün… Kapısı açıkken ahırın… Daldım içeriye tabii, atları sevmek ve hatta mümkünse üzerlerine binmek için. Yooo, çiftelemediler beni ama bir kuyruk darbesiyle mokların içinde buldum kendimi. Kapıdaki bekçi dışarıya çıkardı beni ve babamı çağırdı. Babam da her iki kulağımdan yakalayarak sepetime oturttu tabii. Hem de moklu moklu! Daha beş yaşında bile değildim ama ilk karakol dayağımı yemiş oldum böylelikle.

Asansör karakolunda yediğim dayak da hayvanlarla ilgiliydi sanırım. Üç katlıydı Asansör karakolu ve önünde güzel bir bahçesi, bahçenin içinde de küçük bir havuzu vardı. İşte o havuzun kenarında oynarken ben. havuzdaki kırmızı balıklar ilgimi çekti. Belki inanmayacaksınız ama elimi daldırır daldırmaz kuyruğundan yakalayıverdim o aptal balığı ve sevinç içinde karakola girdim. Hayatımda yakaladığım ilk balıktı o benim ve en azından bir aferin bekliyordum babamdan. Kulaklarımız yine çekildi ve üstüne üstlük iki üç tane de cop yedik popomuza.

Aziziye karakolunda nezarethanenin kapısını açtığım için dayak yemiştim ama Konak’taki Vilayet binasında neden dayak yedim hatırlamıyorum. İzmirlilerin deyimiyle “fırlama” bir çocuk da değildim üstelik. Yani sizin anlayacağınız gezmediğim, görmediğim ve bir vesileyle dayak yemediğim karakol kalmamıştı İzmir’de ve ben daha okula bile başlamamıştım.

Beni Göztepe’deki Hâkimiyetimilliye ilkokuluna yazdırdıklarında altı yaşındaydım ve karakol maceralarına ara vermiştik. Artık beni yanında götürmüyordu babam. Ama ben alışmıştım karakollara ve dayağa. Bana verilen yol parasını harcıyor ve Göztepe’den Balçova’ya kadar yayan yürüyordum. Ne var ki yolum Güzelyalı karakolunun önünden geçtiği için her seferinde babama yakalanıyordum ve aslanlar gibi yiyordum dayağımı.

Bir gün… Yine yakalanmışken Güzelyalı karakolunda ve dayağımı yemişken… Bir kenarda burnumu çeke çeke otururken telefon çalmaz mı? Babam dâhil tüm polisler arka bahçede oturdukları için telefona bakan yok. Kendimi affettirmek için hemen sarıldım telefona ve babam gibi verdim tekmilimi:”Güzelyalı polis karakolu, polis memuru Avni Culduz, buyurun efendim” dedim.

Ne bileyim ben Emniyet amirinin aradığını… Babam son anda yetişip telefonu kaptı elimden ama biraz geç kalmıştı işte. Durumu nasıl düzeltiler bilmiyorum ama ben yine dayağımı yedim tabii. “Ülen sen beni Şarka mı sürdüreceksin bu yaşımda” diye diye bir güzel dövmüştü beni yine ve son oldu artık. Beni bir daha karakola götürmedi.

Yıllar sonra… İstanbul karakollarına da düştü yolumuz tabii. “Bildiri dağıtmaktan”…”İzinsiz yürüyüşlerde slogan” atmaktan… Tabii en çok da ahmaklığımızdan. Herkes yerken frukolardan copunu, “uy anam” diye inlerken, bana sinek ısırığı gibi gelirdi o cop darbeleri.

“Babam beni bu günler için yetiştirmiş.” diye düşünür, gülerdim.

Güldüğüm için iki cop da fazladan yerdim.

“Ağaç yaşken eğilir” derler ya hani, inanmayın siz o söze. Eğilmeyen ağaç yaşken de eğilmez bence…

Eğilmez işte!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hala eğitim veriyor biliyormusunuz. Küçük kızım oradan mezun olmuştu. Anılar, konu dayak dahi olsa belli bir yaştan sonra daha bir anlam kazanıyor. Polis ya da öğretmen çocuğu olmak anlattığınız yıllarda, örnek olmayı gerektirirdi. Polis çocuğu da bunu yaparsa... şeklinde çocuğu bezdiren bir misyon yüklenirdi sırtına. Gene de güzel yıllarmış. Sevgilerimle...

narçiçeği 
 25.12.2007 1:35
Cevap :
Ben ikinci sınıftayken, öndeki binanın temelleri atıldı ama ben de Balçova'daki okula gitmeye başlamıştım. Yol çok yıprartıyordu beni. 2005'de gördüm en son. Arkadaki eski binayı yenilemişler. Dayak meselesine gelince... Sanırım ben biraz abartıyorum işte ama pek yaramaz bir çocuk da değildim yani. Selamlar, sevgiler efendim. Sağlık ve mutluluk dolu yeni bir yıl diliyorum size. Mutlukalın:))  27.12.2007 0:51
 

Nasılda bilmişim ama senin hızlı bir balıkçı olduğunu? :))) Sevgiler saygılar Ümit Abi

OKAN TINMAZ 
 18.12.2007 20:13
Cevap :
Tuttuğum ilk ve son balıktı o Okan, bir daha da nasip olmadı:))  27.12.2007 0:57
 

sanki diyorum anneme bazen....ben sizi dövmeseydim de böyle olmazdınız diyor:)) , ne bileyim doğru mu söylüyor:), hiç yakıştıramam insan evladına dayağı ben, gerçi afedersiniz ama hayvanı bile eğitirken vururlarya içim acır:( , çocukların iyi yetişebilmesi için konuşulmasını,en fazla cezai yaptırımlar uygulanmasını ama bir tokat dahi atılmamasını savunurum hep, bende az dayak yemedim annemden o sebepten mi acaba:)) , sevgiler

Dilek Fuçucı 
 13.12.2007 14:07
Cevap :
Valla sizin değerli annenizin de dövmediği kalmamış:)) Tuttuğunu indirmiş yere. Eh, ne yapalım, o zamanlar da öyleydi işte. Gül biterdi gül, vurdukları yerde:))  27.12.2007 0:43
 

özlemle anıyorsunuzdur çocukluğunuzu, şimdiki yıllarda yaşamadığıma seviniyorum çocukluğumu ve özlemle tebessümle anıyorum o yılları. Sizin de öyle değil misiniz?... Sevgilerimle...

Sema Sener 
 07.12.2007 23:55
Cevap :
Ne kadar zorlu geçse de, özlememek mümkün mü Sema Hanım? Selamlar, sevgiler. Sağlık ve mutluluk dolu uzun seneler diliyorum size.  27.12.2007 0:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1626
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster