Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '07

 
Kategori
Beslenme / Diyet
Okunma Sayısı
512
 

Yemek savaşları

Yemek savaşları
 

Yemek Savaşları adlı filmi seyredeniniz var mı bilmem. Başrollerini herhangi bir çocuk ve muhtelif yemeklerin paylaştığı, yönetmenliğini genellikle annelerin yaptığı, yardımcı rollerde babaların, anneannelerin, babaannelerin, bakıcıların ya da diğer aile büyüklerinin olduğu, her evlat sahibinin bir dönem tekrar tekrar seyrettiği uzun metraj bir başyapıttır Yemek Savaşları.

Günde 3 öğün seyredenler olduğu gibi çalışan annelerle sadece sabah ve akşam buluşan şahane (!) bir filmden söz ediyorum...

Kahramanımız, Diğerlerini (biraz önce bahsi geçen yardımcı oyuncular ve Anne’den şu andan itibaren Diğerleri olarak bahsedilecek) yemek yiyilesi her öğünde zorlu bir psikolojik teste tabi tutmaktadır.Allahın Yoda sabrı verdiği Diğerlerinin gösterdiği azim karşısında daha da hırslanan kahramanımız her öğün türlü planlar yaparak Diğerlerine istediği eziyeti yapabileceğine inanmaktadır.

Kuş kadar yemeği 3, 5 saatte yiyebilme performansı gösteren kahramanımız her seferinde Diğerlerini çıldırtmayı başarmaktadır... Dikkatli bakıldığında yüzünde belli belirsiz bir zafer gülümsemesi görebileceğiniz kahramanımızın bu gülümsemesi , ya odasına yollanmasıyla ya da önünden tabağın alınıp “Sürpriz mürpriz yok sana!” diyaloğuyla yüzünde donup kalmaktadır...

Filmin oyuncuları değişkenlik gösterdiğinden finali de farklı olmaktadır...

Benim izlediğim filmde kahramanımız çoğu kez (bir şekilde) yemeğini bitirmekte, bitirmezse de vaadedilen bir çok şeyden mahrum kalmaktadır... ”Yemiyor musun? Peki!” diyerek hiç zorlamadan tabağı önünden alan kimi oyuncular da filmde karşımıza çıkmaktadır... Bu şekilde yaklaşılan çoğu kahraman 3. günden sonra “Acıktım!” diyerek efendi efendi yemeğini yiyebildiği gibi, bırakın 3.günü , 1 haftadan sonra bile “Karnım acıktı “sözünü duymadığınız tipler de karşımıza çıkabilmektedir...

Kahramanımızın açlıktan ölmesine göz yumamayan vicdan kat sayısı yüksek kimi yardımcı oyuncular da vardır... Yemeğini yemesi için türlü vaadlerde bulunmakta, yememesi durumunda bu vaadleri gerçekleştirmeyerek bir kararlık performansı sergilemektedirler...

Kimi yardımcı oyuncular da kendini büyüklerinden daha akıllı sanan 2-7 yaş arasındaki kahramanlarımıza daha hain bir planla saldırıp, tabağına yiyebileceğinden daha fazla yemek koyup yemesi gerekeni yedikten sonra “Hadi yeter bu kadar! O kadarı da kalsın” diyerek avantajlı duruma geçmektedirler... Sahne istediğini yaptırdığını sanan kahramanımızın rahatlamış yüz ifadesiyle kapanır...

Bu film serisinin finali dediğim gibi başrol oyuncusunun ve Diğerlerinin karakterine göre değişiklikler gösterir... Çocuk, tıka basa dolmuşken hala son lokmayı da ağzına tıkmaya çalışan bir Anne’nin görüntüsünün flu’ya düşmesiyle biten film “Hah işte! Doğru kazandı” olarak algılansa da çoğu kez izleyenin yüzünde acı bir ifade oluşturur...

Finalinde çocuğun yemeği yemeyerek Diğerlerini alt etmesiyle sonlanan başka bir filmde ise izleyici “Oh olsun sana yardımcı oyuncu! O kadar zorlarsan olacağı buydu!” hissine de kapılabilir... Bir diğer finalde ise aynı dertten muzdarip Annelerin çoğunluğu oluşturduğu izleyicilerden” Yazık kadına yahu!” tepkisini alabiliriz...

Ama bu filmde benim en çok sevdiğim final, kahramanımızı rencide etmeden, hırlaşmadan, baskı altında tutmadan, yemek yemesinin büyümesi için gerekli olduğuna inandırmak ve bunu da (kimse kusura bakmasın ama) dürüstçe konuşarak değil zekice tasarlanmış bir planla kahramanımıza düşündürtmektir...

Bu finalde kahramanımız ve yardımcı oyuncular Louis Armstrong’un What a Wonderfull World müziği eşliğinde, el ele batan güneşe doğru yürümektedirler....

Bu filmde emeği geçen her türlü sebzeye, et’e, tavuğa, balığa, her çeşit bakliyat’a, elma ve üzüm sularına, çatala ve kaşığa teşekkürü bir borç biliriz...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben bir obezim:-)

yeşilsoğan 
 17.06.2007 10:47
Cevap :
yaşasın yeşil soğan...ama hiç inandırıcı değil..çünkü o zaman adın yeşil soğan değil,kaymaklı ekmek kadayıfı olurdu...sebze obeziysen o başka:)  17.06.2007 21:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 82
Toplam yorum
: 473
Toplam mesaj
: 48
Ort. okunma sayısı
: 1179
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

İstanbul'da yaşanan tüm aşkların, tüm ayrılıkların, tüm özlemlerin, tüm nefretlerin, tüm eğlenceleri..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster