Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
470
 

Yemekten Selam Getirdim

Bir arkadaşım vardı. Bana sıkça “ Bu akşam falanca ile yemekteydik, sana selam söyledi” derdi. Veya Ramazan aynındaysak “ Dün iftarda falancaydık, sana selamı var” derdi. Bizi yemeğe davet etmezdi. Bir işimizi gördüğü zaman da “ Bu işini hallettim, artık bize yemek ısmarlarsın” derdi. Bir gün ona dedim ki: “ Hep yemekten selam getirmektesin. Kültür ile alakalı bir işte çalışmana rağmen, bir gün olsun, falanca kültür faaliyetinde falanca ile beraberdik, sana selam söyledi demedin” dedim. Bunun üzerine sustu ve bir şey diyemedi.

Bu arkadaşımızın bu konuşmalarına bakarak hayatı sadece yemekten içmekten gördüğünü ve bu pencereden hayata baktığını hemen anlamaktayız. Yemek fizyolojik ihtiyaç ve ihtiyaçlarımızın en basiti.Bu arkadaşımızın gelir durumunun çok iyi olmasına rağmen hep yemekten, içmekten bahsetmesi ve başka şeyler konuşmaması ya bizi ciddiye almadığı, bizi saf gördüğünü göstermekte ya da yemek dışında bir eşey düşünemeyen okumayan bir insan olduğunu anlamaktayız.

Bu tavrı karşısında uzun uzun düşündüm. Bir insan geliri yüksek olmasına rağmen, neden hep yemekten içmekten bahseder? Yemekten selam getirmek gerçekten arkadaşlık mıdır? Yemek yemeyi bu kadar önemsemek insan olmamızın hangi yönü? gibi soruları her zaman kendime sormaktayım.

Bu arkadaşıma kültürel faaliyetlerden, kişisel gelişimden, tuttuğunu söylediği partinin gelişmesi konusunda önerilerde bulunmama rağmen, bunları dinliyormuş gibi yapmasına rağmen, dinlemezdi ki hiçbir şey söylemeden susardı. Demek ki bu konularda konuşacak bir şeyi de yoktu.

Gene bu arkadaşımızla konuşurken bana sık sık” Ne güzel konuşuyorsun, seni Şununla, seni bununla konuşturayım” der ama kimse ile tanıştırmazdı. Bu tutumuna hayret ederdim. Zaten bir süre sonra da onu ciddiye almamaya ve mecbur kalmadıkça muhatap olmamaya gayret ettim. Her gün aynı konuları konuşmak beni sıkmaya başlamıştı.

Bu arkadaşımı hiç suçlamadım. Suçlayacak bir şey yoktu. Hayatta onun gibi binlercesi, yüz binlercesi aynı düşüncedeydi ve yemek yemekten başka bir şey bilmemekteydiler. Yemek yemek suç değildir tabii ki. Ama durmadan yemekten bahsetmek, iş yerinde konuşacak bir şey bulamadığın zaman arkadaşıma 3 sene önce ısmarladığım ve benim unuttuğum ama onların unutmadığı kebabın dedikodusu yapılmaktaysa ve bu sık sık dile getirilmekteyse ben burada bir aksaklık görmekteyim.

Yemek biraz insanın seviyesini de göstermekte. Her insan yemek yer, ama seviyeli insanlar konuşmalarında gelişimden, güzelliklerden, olumlu düşünmenin faydalarından ve insanlara yardım ederek onları sevmekten bahseder. Bu sevgi yüzeysel bir sevgi olmaktan öte, insanlara akıl vermekten ziyade, onlara yardım etmeyi, onlara yol göstermeyi de içermektedir. “Rabbena, rabbena hep bana , hep bana” diyen insanlarda zamanla çevresindeki insanlara sıkıntı verirler işte.

Aslında yemek bir kültürdür. Yemek yemek , yemek yapmak , bir sanattır. Bir meslektir. Ama bu meslekte olmayan bir insanın her zaman yemekten bahsetmesi, garip gelmekte. Mesela çok güzel yemekler yapan bir aşçının, lokantada sık sık kültürel faaliyetlerden bahsetmesi felsefe, din, sosyoloji kitapları okuduğunu anlatması, mutfaktaki bulaşıkçının ne kadar ilgisini çeker? Yadırganırsa , kültür ile alakalı kurumda çalışan insanın da yemekten bu kadar çok bahsetmesi benim bu durumu yadırgamama sebep olur.

Aslında bizim gelenek ve göreneklerimizde de yemek yedirmek gelenektir. Düğünlerimizde, mevlitlerimizde , asker yolcu etmelerimizde hep yemek ikram etmekteyiz. Bu güzel bir gelenek. “ Yiyiniz , içiniz fakat israf etmeyiniz “ diyen bir dinin mensubu olarak, ikramda bulunmanın güzellikleri teşvik edilir. Benim yadırgadığım ise insanların arkadaşına kebap ısmarlamasının sık sık dile getirilmesi ve bu dedikoduyu yapanları da yemeğe davet ettiğin zaman “ ben gelmem” demesi. Yani insanların sadece geyik yapması.

Şimdi o arkadaşa sorsak, “Biz onu sevdiğimizden öyle yapmaktayız. Biz onu çok seviyoruz” derler. “Herkesi yemeğe davet ettin. Onu neden davet etmedin?” desek bu sefer susacaktır. Hakkın yendiği zaman da senden yana değil, güçlüden yana olacaktır. Sana her rastlığı zaman selamdan önce “ Hani bizim yemekler” diyen adamın bizi sevmekte samimiyetini nasıl anlayacağız?

Bilgisizliği, seviyesizliği, dedikodu yapmayı, insanı küçümsemeyi, hakkını arayan adamla dalga geçmeyi bir marifet zanneden adamlardan her zaman kaçarım. İnsanı hakikaten seven önce selam verir, hal hatır sorar, sonra ona hakkını verdikten sonra şaka yapmak isterse şaka yapar.

Zaman o kadar değişti ki, insanlar başkaları ile alay etmekten başka bir şey yapamaz, cepleri ve midelerinden başka bir şey düşünemez oldular. Liderlerini sevdiklerini söylerler ama liderlerinin davranışlarının tam tersini yaparlar. Liderleri ile halk arasında bir köprü olacak yerde duvar olmaktalar. Kabalıklarını, görgüsüzlüklerini, baştan savmacılıklarını da insana yardım zannederek 15 sene boyunca anlatırlar. Buna “ züğürt tesellisi” deriz.

Cebi ve midesi dolu olup da , kalbi ve beyni aç kalmış insanlardan korkarım her zaman. Cebi ve midesi boş insan ibret alır ama beyni ve kalbi boş insana dağlar kadar şey versen gene doymazmış. Buna dair hikayeler anlatılır, efsaneler söylenir…

Bazı anne ve babalarda çocuklarına yiyecek şeyler, giyecek şeyler, verdikleri zaman anne ve babalıklarını yaptıklarını zannederler. Verecek sevgisi ve aktaracak bilgisi olmayan anne ve babalar, kendileri bibi cebi ve midesi dolu ama beyni ve kalbi boş insanları, sevgisiz, merhametsiz insanları topluma kazandırdıklarının farkına bile varamamaktalar. Bunlar belki işe girecek, belki de ev araba sahibi olacak ama komşusu aç iken babaları gibi “ Geçen ben yemekteydim falancayla, sana selam söyledi.” Diye babaları gibi onlarda arkadaşları ile alay edecekler belki de…

“İnsanların en iyisi insanlara yardım edendir” diye emreden dinin mensuplarının arkadaşlarına yardım edecek yerde, onların yardımseverlikleri ile alay etmeleri, onların yardımseverliklerini kullanarak “ Hadi sevaptır bize yemek ısmarla, 3 sene önce falancaya ısmarlamışsın ” diyerek onunla kafa bulmaları acaba bizim için neyi ifade eder.

Bu ülkenin, insanlığın gelişememesi, cebimizi ve midemizi doldururken kalbimizi gerçek sevgi ile beynimizi de insanlığa faydalı olacak bilgi ile dolduramamaktan, kendimizden başkalarına faydası olmayan cebimize sıkı sıkı sahip çıkmamızdan kaynaklanmamakta mı ?

Çok çalışarak servet sahibi olmuş bir insandan bahsederken, akşama kadar yan gelip yatan ve kendini geliştirmekten uzak bir tanıdığım demişti ki “ Onlar kara para” Gelişime ve gelişmiş, çalışmış ve boş konuşmamış insana tembel adam böyle bakar işte “ Züğürt tesellisi” deriz buna.

İnsan çevresindeki insanlara saygıda kusur etmeyerek gelişmesine, çalışmasına devam etmeli. Galiba bazı insanlar çalışarak gerçek manada hem cebini , hem midesini, hem beynini ve kalbini doldururken , bizler yemek muhabbetleri ile zaman öldürmekteyiz.

Ne demiş atalarımız “ Kimi insan yaşamak için yemek yerken, kimisi de yemek için yaşarlar” tıpkı o yemeklerden selam getiren arkadaşım gibi..

Arkadaşlarımızı tabii ki yemeğe davet edelim, bizlerde davet edildiğimiz yemeklere gidelim, Arkadaşlarımız ile bir arada yemek yemek güzel dostluklarımızın olmasını sağlar. Ama bizim gelirimiz daha çok iken daha az geliri olan insanlardan daha pahalı yemekler ısmarlamasını beklemek , bunun üzerine şakalar yapmak insanlığa sığmaz her halde.

“Eline, beline ve diline sahip ol” diyen Hacı Bektaş Veli, Mevlana , Yunus Emre boşuna dememişler. Bunlara sahip olan insanlar selamet bulurlar…

TURAN YALÇIN-TOKAT

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1083
Toplam yorum
: 342
Toplam mesaj
: 293
Ort. okunma sayısı
: 1520
Kayıt tarihi
: 28.12.07
 
 

1967 Tokat'ın  Pazar ilçesi doğumluyum. İşitme engelliyim. İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster