Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

31 Temmuz '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
286
 

Yemenimi Başımdan Çıkarma!

Yemenimi Başımdan Çıkarma!
 

.    İntern doktor Efsun (Tıp fakültesi, 6. sınıf öğrencilerine intern doktor unvanı verilir), koşar adımlarla, psikiyatri kliniğine doğru gidiyordu. Bugün, psikiyatri stajı başlayacaktı. Kliniğin kapısına geldiğinde, kapıdaki listeye baktı, adını buldu. Nevroz birimine verilmişti. Bu birim, diğer psikiyatrik hastalıklara göre, nispeten daha hafif seyreden hastalıkları tedavi ediyordu. En azından hastalar, demir kapılar ardına kilitlenmek durumunda kalmıyorlardı. 
 
.    Bağlı olarak çalışacağı asistanını bulmak için, koridor boyunca ilerledi. Buldu, tanıştılar. Kendisine verilen hastaların isimlerini aldı ve bir an önce çalışmaya başlamak için, hasta dosyalarının bulunduğu odaya doğru ilerledi. Diğer kliniklerde hasta dosyaları, yatağın ayak ucunda bir komodine konurdu ama bu klinikte bunu yapmak, hastaların yazılanları okuyup, daha fazla anksiyeteye  girmelerine neden oluyordu. Bu yüzden dosyalar, ayrı bir odada duruyordu. Odadaki güler yüzlü genç hemşire, hasta dosyalarını Efsun’a verdikten sonra, bir çay içmeyi teklif etti Efsun, hemşireye.... Çalışma ortamı ne kadar mutlu ve içten olursa, başarının artacağını düşünen Efsun, bu düşüncesini yıllar boyunca hep koruyacak ve bizzat uygulayacaktı.
 
.    Klinikteki çay makinesinden çayları getiren Efsun, hemşire ile karşılıklı çaylarını içerken, kendisine verilen hastalar hakkında ön bilgiler aldı hemşireden. Sohbetleri bittikten sonra da, dosyaları okumak için, sessiz, sakin bir odaya çekildi. 
 
.    Kendisine üç hasta verilmişti. Bir ay boyunca bu üç hastayı inceleyecek, bağlı olduğu asistanıyla da devamlı iletişim halinde olacaktı. Elindeki üç dosyadan biri, çok dikkatini çekmişti. Öncelikle o hastadan başlamaya karar verdi. Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastası, altmış yaşlarında bir kadın... Yaklaşık iki yıldır klinikte tedavi görüyor. Ara ara hastanın isteği üzerine taburcu edilse de tekrar geri gelip, yatışı yapılıyor. İyileşme belirtileri henüz yok. Şikayetler kısmında, sık sık el yıkama, bazı hareketleri mütemadiyen tekrarlama, yaygın bir sıkıntı hissi ve iki kez de suisit (intihar) girişimi not alınmış.... Bunun dışında neredeyse bir şey yok. Suisit girişimleri dışında, hastalığının kaynağına dair, elle tutulur hiçbir bilgi vermemiş hasta ya da yakınları. 
 
.    Hastanın evlilik yaşı dikkatini çekti Efsun’un... Neredeyse çocuk denecek yaşta, on dördünde evlenmiş... Hastalık belirtileri de, hemen hemen o yıllarda başlamış. Düşüncelere daldı Efsun... Sonra da kalkıp, bütün hastaların ortak olarak kullandıkları, dinlenme ve faaliyet salonuna doğru yürüdü. Kitap, gazete, dergi, dama, satranç, tavla gibi hastaları oyalayabilecek her nevi materyal vardı salonda. Çoğu hasta birbirleriyle sohbet edip, oyunlar oynarken, yaşlı bir kadın, camın kenarına oturmuş, dışarıya doğru bakıyordu boş gözlerle... Elleri, başındaki yemenisinde, çözüp, tekrar bağlıyor, birkaç dakika sonra yine aynı şeyi yapıyordu. Efsun’un gözlemlediği kısa süre içinde, dört-beş kez yineledi bu hareketini yaşlı kadın. Yüzüne yapışıp kalmış sıkıntı belirtisi mimiklerle, mütemadiyen bu hareketini yinelemeye devam etti.
 
.    Klinikteki genç hemşireye, hastanın adını sordu Efsun. Evet, onun hastasıydı bu yaşlı kadın. Hastaya doğru yürüyüp, yavaşça yanına oturdu. Merhabasına bir yanıt alamadı. Kadın kendisi hiç yokmuş gibi davranıyordu. Yeniden konuşma girişiminde bulunduğu anda, yaşlı kadın patladı birden. “Gene mi geldiniz? Her ay, her ay değişip duruyorsunuz. Her gelen durmadan sorular sorup, bunaltıyor insanı. Bıktım sizden! Git başımdan sen de be!” diye bağırdı. Bunu hiç beklemeyen Efsun, çok şaşırdı ve üzüldü. Öylece oturduğu yerde kaldı. Ama yerinden kalkamazdı, pes edemezdi. Bu hastayla iletişime geçmek zorundaydı ama nasıl yapacağını bilmiyordu ne yazık ki...
 
.    Beyaz önlüğünün cebinden, psikiyatri cep kitabını çıkarıp okumaya başladı. Yan gözle de hastayı süzüyordu bir taraftan... Yaşlı kadın, kendisiyle konuşma niyetini bir tarafa bırakan ama yine de kalkıp gitmeyen Efsun’u süzmeye başladı kaçak bakışlarla... Efsun, hiç ilgilenmiyor gibi görünüyor, kafasını kitaptan kaldırmıyordu. Sonra birden yaşlı kadın “ne okuyorsun?” diye sordu. Efsun, kafasını kitaptan kaldırmadan, “OKB hastalığını okuyorum” diye kısa bir yanıt verdi. OKB hastalığının ne olduğunu anlamaya çalışan yaşlı kadını bir merak aldı. Ama biraz önce terslediği Efsun’a da soru sormaktan çekinir gibi görünüyordu. Bunu fark eden Efsun, konuşmaya devam etti. “Çok sık el yıkayan, bir şeyi defalarca yapanların hastalığı” dedi hastasının şikayetlerini özellikle vurgulayarak. Yaşlı kadın “benim hastalığım da bu  herhalde, ben de böyle yapıyorum hep” dedi. Efsun hiç sesini çıkarmadı. Yaşlı kadını kendi haline bırakmak, konuşmaya zorlamaktan daha doğru gelmişti O’na... O günü böylece geçirdiler.
 
.    Eve giderken, yol üstünden bir gazete aldı. Çok canı sıkkındı, hastasıyla iletişim kuramadığı için... Belki biraz gazete okursa, sıkıntısı azalırdı. Kendine kahve yapıp, yer minderine yayıldı, gazeteyi okumaya başladı. Üçüncü sayfa haberlerini pek okumazdı ama, gözüne birden bir haber ilişti. Dikkatle okumaya başladı. Sonra üzüntü içerisinde gazeteyi katladı ve ertesi gün hastaneye gideceklerin yanına koydu. Bütün gece gözüne uyku girmedi. Sabahı zor etti...
 
.    Kliniğe geldiğinde, hastasını yine aynı yerde oturur buldu. Bu sefer günaydınına, günaydınla cevap geldi. Bu iyi bir gelişmeydi. Efsun da aynı yerine oturdu ve dün aldığı gazeteyi çıkarıp, okumaya başladı. Yaşlı kadın, dikkatle Efsun’a bakıyor, ne okuduğunu merak ediyordu. Dayanamadı sordu yine ne okuduğunu Efsun’a... “On dört yaşındaki bir kız, zorla evlendirildiği için intihar etmiş” dedi Efsun. O an yaşlı kadının yüzü değişti, gözlerinde delice bakışlar belirdi... Korktu Efsun, “yanlış mı yaptım acaba?” diye. Kadın huzursuzlaşmış, yerinde duramaz olmuştu. Başındaki yemenisini çözüp çözüp bağlamaya başladı mütemadiyen. Bir şekilde, yaşlı kadının hastalığıyla, evliliğinin ilgisi olduğunu düşünüyordu Efsun, ama sormaya cesareti yoktu. 
 
.    Yaşlı kadın, birden ağlamaya başladı. Hıçkırıkları nefes almasını engelliyor, yüzü morarıyordu. Bir çeşit katarsis (duygusal boşalım) yaşıyordu. Gazete haberi, bu durumu tetiklemişti besbelli... Yıllarca içine attığı öfke, kin, üzüntü, değersizlik gibi tüm duygular, ağlamaya dönüşüp dışa çıkmaya çalışıyordu ruhunun derin dehlizlerinden... Kollarıyla sardı yaşlı kadını Efsun... Yaşlı kadın hafif bir direnç gösterse de bu yakınlığa, sonra koyuverdi kendini Efsun’un sevgi dolu kollarına... Sadece sarıldı Efsun, hiçbir şey sormadı....
 
.    Hıçkırıkları yavaş yavaş dinen yaşlı kadın, yorgun ve cılız bir ses tonuyla konuşmaya başladı. Yıllarca içinde tuttuğu her şeyi anlatmak istiyordu Efsun’a... Hızlı hızlı anlatmaya başladı, daha önce kimselere anlatamadığı geçmişini... Belki de anlatmaktan vazgeçerim korkusuyla acele ediyordu, kim bilir?
 
.    On dört yaşında, teyzesinin oğluyla evlendirilmişti. Aralarında yirmi yaş vardı. Ağabey dediği birinin karısı olmak, çok ağır gelmişti yaşlı kadına... Bu yüzden evlendiği ilk gece yataktan kaçmıştı. Ama daha sonraki günlerde kaçamamıştı tabii ki. Bu zoraki beraberlikler sonrasında, üzerine bir kirlenme duygusu çökmüştü. Yıkanıyor, yıkanıyor ama bir türlü temiz hissedemiyordu kendini. Elleri yıkanmaktan pul puldu yaşlı kadının. İlk kez o zaman ölmek istemişti işte. Bu duruma dayanamadığı için kendini asmak istemiş, tesadüf eseri, kaynanası da olan teyzesi tarafından sallandığı ipten kucaklanıp alınmıştı. Evliliğe devam edemeyeceğini hissedince, baba evine dönmek istemiş, babası geri kabul etmemişti O’nu. “Kır dizini otur” demişti babası... Bu da ikinci yıkımı olmuştu O’nun, yine ölmek istemişti. Tarım ilacından tam bir yudum almıştı ki, yutamadan, O’nu ilk intiharında ötürü devamlı takip eden eşi görmüş, zorla kusturarak ölmesini engellemişti. Ölmeyi beceremeyince, her şeyden vazgeçmiş, hayata sırtını dönmüş, kırıp dizini oturmuştu evde... İki de çocuk doğurup büyütmüştü üzerine... Çocukları mutsuz olmasın diye de, hiç derdini belli etmemişti onlara... El alemin ağzına sakız olmamak için de, kimselere bildirmemişti duygularını. Dışarıdan bakıldığında, normal gibiydi her şey. Ama gel gör ki içi bambaşkaydı yaşlı kadının....
 
.    Efsun, bir şeyi çok merak ediyordu. Devamlı yaptığı, yemenisini çözüp bağlama hareketini... Belki vardı ama, başka tekrarlayan bir davranışına denk gelmemişti yaşlı kadının. Nasıl soracağını düşünürken, birden elini yaşlı kadının yemenisine uzattı. Yaşlı kadın, refleks bir hareketle geri attı başını. Şaşıran Efsun, “başınızdan kaymıştı yemeni, düzeltmek istemiştim” diyebildi sadece. Yaşlı kadın, uzunca bir süre sonra konuşmaya başladı yeniden... Eşi, zoraki birlikteliklerinde, önce başındaki yemenisini çekip çıkarırmış yaşlı kadının. Bu hareket, devamının geleceğine işaretmiş... O da eşinin elinden yemenisini geri kapıp, bağlamak istermiş... “Yemenimi başımdan çıkarma!” diye ağlarmış hep. Eşi tekrar çekip alırmış yemeniyi.... Kaçamazmış...
 
.    Bu örtünme duygusu, aslında birliktelikten kaçma duygusunun bir yansımasıydı belli ki. Bunu ifade ediş şekli buydu yaşlı kadının... Zor bir hayat yaşamıştı, ne yazık ki...
 
.    İlaçlarını alıp almadığını sordu Efsun, yaşlı kadına... “Ben deli miyim ki alayım o ilaçları? Benim sadece el yıkama hastalığım var, o kadar. Zorla yatırıyorlar beni buraya” diye cevap verdi kadın. Aslında psikiyatri kliniklerinde, hastanın ilacı alıp almadığı kontrol edilir hep. Hasta yuttuğunu söyler ama, siz arkanızı dönünce, dilinin altına sakladığı ilacı çıkarıp atar. Siz tedavi ettiğinizi sanırsınız ama öyle olmaz... İlacı içirdikten sonra, mutlaka dilinin altına, yanak boşluklarına bakmak gerekir. Her halde burada bir aksama olmuştu. Yaşlı kadın, bu şekilde hemşireyi kandırmış, tedavi de olamamıştı. Grup terapileri de, bireysel psikoterapi de başarılı olamamıştı, çünkü hasta bu güne kadar hiç konuşmamıştı kimseyle... 
 
.    Efsun, yaşlı kadını ilaçlarını içmeye ikna etmek için çalıştı uzun bir süre. Zorla ve kontrollü olarak ilaçlarını almaya başlayınca, yaşlı kadında gözle görülür bir rahatlama oldu. Anksiyetesi oldukça azalmıştı. Efsun, hastasının hassasiyetinden dolayı, bu ilaçların deliliği tedavi eden değil, neşeyi geri getiren ilaçlar olduğunu söyledi hep yaşlı kadına... Yaşlı kadın, kendindeki bu değişimin yavaş yavaş farkına vardı. Kahkahalar atabiliyordu artık. Yıllardan beri hiç gülmemişti. Efsun’la beraber, neşeli şeylerden konuşup, gülüp eğleniyorlardı. Grup terapilerinde, daha önce hiç konuşmamıştı. Ama son grup terapisinde, zorlanarak da olsa yaşadıklarını anlattı. Diğer hastalar, yaşlı kadını kucaklayıp, destek verdiler. Kadıncağız, ilk defa mutluluk emareleri gösteriyordu nihayet. Terapi seansını bir köşeden seyreden Efsun, hastasıyla gurur duydu, içini bir mutluluk kapladı, bir damla gözyaşı, yanaklarından aşağı süzüldü...
 
.    Yıllarca süren duygusal esaretten kurtulan yaşlı kadın, ilaçlarını alacağına söz verdikten hemen sonra taburcu edildi. Efsun’la vedalaşmaları zor oldu. Birbirlerini bir daha göremeyeceklerdi ama, kalplerinde hep taşıyacaklardı... Göz yaşları içinde ayrıldılar. Efsun, psikiyatride asla yapılmaması gereken bir şeyi yapmış, empatinin üstüne bir de sempatiyi eklemişti. Ama pişman mıydı? Hayır, asla!!! 
 
.    Son bir kez daha el salladıktan sonra, geri döndü Efsun, diğer iki hastasıyla ilgilenmek üzere... Hayat devam ediyordu... Hiç durmamacasına...
.
.
.
Dr.F.Fisun Gökduman Kökcü---Muğla-Menteşe---31.07.2018
Fotoğraf çekimi: F.Fisun Gökduman Kökcü
 
NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Artık seni çok iyi tanıdığımdan, hüzünlü öykülerini, anılarını, tecrübelerini okurken biliyorum ki bir yerlerde yapmışsındır yapacağını. Çok pek çok hüzünlensem de o paragraf nasıl olsa şimdi çıkar karşıma beni bir nebze rahatlatır diye telkin ediyorum kendimi sonra bir bakıyorum ablam yapmış yapacağını ve yüreğime su serpiliveriyor.Ve iyi ki bu mesleğini seçmişsin ablam. İçindeki insan sevgisi ve merhamet ne pes ettirmiş sana ne yıldırabilmiş zordan. Ve ben işte bu yüzden sevdim seni. Rabbim karşına getirsin el uzattığın her bir elin mükafatını. Kalp kalp kalp her yere kalp benden ablasına. Bir de en kocamanından bir gülümseme...

Sibel Yılmaz 
 01.08.2018 23:44
Cevap :
Canımsın...Bana bunca güvenmen,beni çok mutlu etti.Ben elimden geleni yapsam da,her zaman olumlu sonuçlanmadı her şey.Keşke hepsine gücüm yetebilseydi.Ben de hekim olduğum için mutluyum.Zor ve eziyetli bir hayatım olsa da insanlara yardım edebildim.Güzel duaların,dileklerin için çok teşekkür ederim can kardeşim.Hepsi,senin ve evlatların için,benim de dileğimdir.Kucaklar dolusu sevgi gönderiyorum sana ve kızçelerine...Hepinizi sevgiyle öpüyorum canlarım...Yüzünden gülümsemen hiç eksilmesin.Sağlıcakla kalın...  02.08.2018 21:54
 

Sevgili Füsun hanım! Geçek bir yaşam öyküsünden alınan bu hikayeniz çok dokunaklı canınıza sağlık canım.Başarılarınızın devamını diler sevgilerimi iletirim.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 01.08.2018 15:40
Cevap :
Çok teşekkür ederim sevgili Nahide hanımcığım.Okul dönemlerimden bir hastamın öyküsü idi.Beğeninizden onur duydum.Ben de sizi merak ediyordum,epeydir yoktunuz.Yorumunuzu görünce rahatladım.Kendinize iyi bakın değerli öğretmenim.Sevgi,saygı ve selamlarımı gönderiyorum yüreğimden.Sağlıcakla kalın...  02.08.2018 1:30
 

Çok dokunaklı bir hikaye demek isterdim ama çok acı bir gerçek yaşam belli ki... Ruhsal tepkiler nasıl da olanı kapatmak, örtmek eğiliminde. Bir kıvılcıma bir güvene ihtiyacı varmış içini açıp, hafifletmek için. Dost bir hekime denk gelmiş, gönlünüze sağlık dokturum...

SAYHAN 
 31.07.2018 20:07
Cevap :
Evet canım,tamamen gerçek bir yaşam öyküsü bu.Okul yıllarımdan bir hastam...Ruh hastalanınca,beden de hastalanıyor.Yaşam kaynağımız ruhumuz.Onu yitirirsek eğer,yaşam da bitiyor.Psikiyatristlerin empati yapmaları gerekir ama sempati duyarlarsa,hastanın tüm ruhsal yükünü üzerlerine alıp,duygusal anlamda kendilerine zarar verirler.Meslek hayatı boyunca binlerce hasta bakacaklar çünkü.Bu yüzden yapılmaması gereken bir davranıştı benimkisi.Ama ben psikiyatrist değildim nasıl olsa:)Literatüre göre değil,yüreğime göre davrandım:)Teşekkür ederim güzel yürekli kardeşim,meslektaşım.Kucak dolusu sevgiler gönderdim.Sağlıcakla kal canım...  01.08.2018 3:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 333
Toplam yorum
: 1244
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 281
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Efekan'ın annesi, Mehmet'in eşi, doktor emeklisi... Değerli dostlar... Bundan sonra, yazılarımı ses..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster