Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '13

 
Kategori
Bebek - Çocuk
Okunma Sayısı
1980
 

Yemeyen çocuk

Yemeyen çocuk
 

Yemeyen çocuk ömür törpüsü. Kardeşim de ben de yemeyen çocuklarmışız. Utanç verici ama, ilkokul bitene kadar annemin bizi kaşıkla beslediğini hatırlıyorum. Yemek sofraları bir işkenceydi... “Hiçkimseyi, hiçbirşeyi kıskanmadım hayatımda, yiyen çocukları kıskandığım kadar” diye bir sözü vardı annemin. Kendi yemeyen çocuklarıma sahip oluncaya kadar bir anlam veremediğim bu söze şimdi içtenlikle katılıyorum.

İki miniğimin ikisi de ilk altı aylarında son derece tombullardı. Anne sütüyle beslendikleri sürece kilolarında bir sorun yaşamadık. Ne zaman ki katı gıdalara geçtik, yeme problemleri başladı. Hem öyle böyle bir problem değil, doktorlarını endişeye düşürecek kadar zayıflardı. İlk iki yıllarında boyları ortalamanın üstünde olmasına rağmen, kiloları büyüme eğrisinin altına düştü(%1’in altında).

İlk çocuğumda bu durum beni çok korkuttu. İnternette yemeyen çocuklarla ilgili okumadığım yazı kalmadı. Bir de annemle babam demesinler mi beceremiyorsun bu işi, yediremiyorsun bu çocuğa yemek… Sanki onların çocukları çok yiyordu da. Torunlarına kıyamadıklarıiçin yapıyorlardı, ama benim psikolojimi anlamadıkları kesindi.

Halbuki evdeki tüm zamanım, binbir çeşit yemek hazırlamak ve binbir çeşit şaklabanlıkla, şarkılarla, oyunlarla oğluma yemek yedirme çabasıyla geçiyordu. Calışan bir anne olmama rağmen, hafta sonlarının gelmesini hiç istemiyordum, çünkü iki gün boyunca süt içmek dışında hiçbirşeyi ağzına almıyordu küçuk sıpa. Bense yemek yapmak ve onun çevresinde dört dönmekten, dinlenmek bir yana, sinir stress icinde geçiriyordum haftasonlarımı. Eşimin bu durumdan çok memnun olduğu söylenemezdi. Strese girdikçe, onun da gününü rezil ediyordum çünkü.

Oğlumu pazartesi günleri bakıcısına bıraktığımda, bakıcısı kızıyordu, gene zayıflatmıssın bu çocuğu diye. Halbuki yuvada yemek konusunda sorunsuzdu. Kadına inanmadığım için birgün saklanıp izledim gerçekten yiyor mu diye. Bizimki ağzını hızlı hızlı açıyor, arka arkaya lokmaları yutuyordu. Üstelik, yemeklerini ben hazırladığım için lezzetlerde bir fark da yoktu. Gel de çöz bakalım bu sırrı.

Oğlumun kilo alması gittikçe yavaşladığıiçin, doktorumuz bir çocuk psikiyatristine gitmemizi önerdi. Oldukça ünlü, yemeyen çocuklar konusunda uzman Alman bir psikiyatriste gittik. O sırada oğlum bir buçuk yaşındaydı. Bu deneyimimi sizlerle paylaşmak istedim ki, benzer sorunlarla karşılaşıyorsanız, belki biraz fikir alabilirsiniz.

Öncelikle oğlumun herhangi bir sağlık sorunu ya da alerjisi sebebiyle kilo alıp almadığını birkaç testle kontrol ettiler. Herhangi bir sağlık sorunu yokmuş. Bazı çocuklarda alerji ya da ciddi bir sağlık sorunu kilo sorunlarına sebep oluyormus. Bir sonraki adımda, bize oğlumuz ve kendimiz  için öğlen yemeği getirmemiz söylendi. Mutlaka aç gelin dediler. Bizi yemek masası, sandalyeler, mama sandalyesi olan bir odaya yerleştirdiler. Kendileri de bir yandaki odaya geçtiler. İki odayı bir ayna ayırıyordu. Doktorun ve asistanlarının olduğu odada bir kamera vardı. Hadi bakalım, evde nasıl yemek yiyorsanız, burada da aynı biz yokmuşuz gibi yemek yiyin dediler. Sizi filme çekip, sonra bunu inceleyeceğiz.

Tamam dedik, koyulduk masayı  hazırlamaya. Süt, yoğurt, makarna, köfte, ne varsa yerleştirdim bizimkinin önüne. Daha sonuncu kabı koymadan, bütün yiyecekler birer birer havada uçmaya başladı. Daha iki dakika dolmadan, ağlayıp sızlayan oğlum, mama sandalyesinden inmek istedi. Utana, sıkıla, indirdim sandalyeden, masanın etrafındaki büyük sandalyelerden birine oturttum. Başladım, tipik oyunlara, şarkılara. Ağzına hiçbirşey sokmak mümkün değil. Bu sefer sandalyeden indi, odada dolanıp duruyor, ben de elimde köfte, arkasında. Doktor evdeki gibi davranın dedi ama, evde olsak ben şimdi bağırıp kızmaya başlamıştım ama filme çekiyorlar diye  anlayışlı mutlu anneyi oynuyorum. Yok ama ter bastı, gülümsemem mümkün değil, eşime sataşmaya başladım. “Kendi yemeğinle meşgul olacağına birşey yap, senin de çocuğun değil mi bu?” O ne desin? “Ne yapayım, bırak yemiyorsa yemesin”. Çocuk aç, sabahtan beri hiçbir şey yemedi, nasıl babasın sen diye çıkışıyorum tabi ki. Evet, tam evdeki gibi. Nihayet zamanımız doluyor ve doktor, hadi içerideki odaya geçelim, değerlendirme yapalım diyor.

Geçtiğimiz diğer odada dört-beş değişik alanda genç uzman katılıyor seansa. Bir daire şeklinde oturuyoruz. Oğlum büyük bir dikkatle hem odayı hem insanları dikkatlice inceliyor. Uzmanlar ona laf atıyorlar, oyuncak veriyorlar, keyfi yerinde. Sonra Alman doktor eşim ve bana sorular soruyor, günlük hayatımıza, oğlumun karakterine, yemek saatlerimiz ve alışkanlıklarımıza dair. Oğlumun yemek ile ilgili onu etkileyen, korkulu bir deneyimi olup olmadığını soruyor. Her yemek masasında yaşadığımız sinir stres dışında, tabi ki yok böyle birşey. Yemek yedirmeye calışırken yüzümün aldiği şekilleri, yansıttığı stress ve endişeyi de saymıyorum.

Oğlumla ilgili sorduğu sorular bir anda değişiyor, bana günlük hayatımı anlatmamı istiyor, saati saatine. Anlatıyorum yaptığım işi, calışma saatlerimi, eve gelince neler yaptığımı, gece oğlum defalarca uyandığıicin kaç kere kalktığımı. Anlattıkça kendim de şaşırıyorum, nasıl bu kadar şeyi sığdırabiliriyorum tüm güne. Üstelik kendime özel hiç zaman ayırmadığım ortaya çıkıyor. İşler biter bitmez yorgunluktan sızıp uyuyorum. Sonra işimin stresinden, çocuk bakımının zorluğundan bahsederek konuşmaya devam ediyoruz.

Sonra, bu sevimli Alman doktor notlarını tamamlıyor ve gruba dönüp şunları söylüyor. “Arkadaşlar, elimizde depresyona girmiş, yorgun bir anne var. Evet, çocuk büyük olasılıkla açlık hissini tanımıyor ve yemek ihtiyacını zamanlı karşılamıyor. Oyun oynamayı, etrafı gözlemlemeyi yemek yemeye tercih ediyor, ancak bu sorunu çözmemiz için önce annenin kendi hayatını düzene sokması gerekiyor.”

İste o an kafama dank ediyor. Saçımı süpürge etmem, çocuğumun mutluluğu için kendimden vazgeçip, çırpınmam fedakar anne olmam anlamına gelmiyor. Ben mutlu ve sağlıklı değilsem, ailemin mutlu ve saglıklı olması mümkün değil. İşte o an, iyi bir anne olmanın gerçek anlamını keşfetmeye başladıgım andır.

Doktor bulgularını açıkladıktan sonra, oğlumun açlık hissini öğrenmesi ve kilo alması için tavsiyelerde bulunuyor. Bu tavsiyeleri bir sonraki yazımda sizlerle paylaşacağım.

Kendi hayat tarzımı değiştirip, doktorun önerdiği uygulamalara başladıktan kısa bir süre sonra oğlum yavaşda olsa kilo almaya başladı. Yemek yeme alıskanlıkları en çok, kreşe başlayıp diğer çocuklarla birlikte kendi kendine yemek yediğinde düzeldi. Şimdi kilosu ortalamanin biraz altında ama bu beni hiç endişelendirmiyor. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Size mesaj atmak istedim ama belki de yeni uye oldugum icin (sadece size mesaj atabilmek icin uye oldum) malesef mesaj gonderemiyorum. Birebir ayni sorunlari yasayan 2 yasinda bir erkek annesi olarak cok ama cok zor bir durumdayim. Bana yol gosterebilecek ne bir yakinim ne de sizin gittiginiz gibi uzmanlarin mevcut olmadigi bir ulkede yasiyorum. En son yazininizi ocak ayinda yazmissiniz hala aktif olarak bu siteyi kullaniyormusunuz bilmiyorum ama bu yazinizda belirttiginiz oglunuza aclik hissinin nasil ogretildigine dair yazinizi ve tavsiyelerinizi bekleyen bir okuyucunuzum. Umarim bu mesaji gorebilir ve yardimci olabilirsiniz. Siz ve ailenize huzurlu gunler diliyorum.

shepsit 
 24.05.2014 16:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1206
Kayıt tarihi
: 16.08.13
 
 

Tugba ve Fulya, biz iki kız kardeşiz. Birbirimizden beş dakika arayla dünyaya gelmişiz. Bir emekl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster