Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mayıs '11

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
412
 

Yeni Anayasa ve yeni tarih yazımı

Türkiye’de 12 Haziran seçimlerinden sonra yeni anayasa tartışmalarının gündemi belirleyeceğini söyleyebiliriz. Şu anda seçimler için verilen kavganın çok daha şiddetli bir biçiminin yeni anayasa tartışmalarında yaşanacağını belirtelim. Çünkü aslında seçim kavgası bir anlamda yeni anayasaya renk verecek toplumsal güçlerin kavgası. 

Bu noktada bazılarına çok ilgisiz gelebilir ama Türkiye’de yeni anayasa yazılırken tarihi yazımının da yeniden gündeme geleceği bilinmelidir. Çünkü mevcut tarih bilgimiz gerçeğin çok az bir kısmını yeni nesillere aktarıyor. 

Uydurulmuş tarihi metinlerle genç beyinler biçimlendiriliyor. Bu nedenle milli eğitimin talim ve terbiyesinden geçirilmiş nesiller sorgulamak yerine itaate, birey olma yerine ise müritliğe sığınıyor. 

Şimdi çağımız bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bir zaman. Tarih kitaplarımızda anlatılan hikayeleri artık gülünç gelmeye başlıyor. Bu nedenle tarih yazımının yeniden ele alınması bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor. Tarih yazımında en önemli rol ise tarihçilere düşüyor. Özellikle de akademik tarihçilerimize. 

Ama akademik tarihçiliğimiz güncelliğini koruyan tarihsel problemlerde devlet tezlerinden farklı çalışmalar üretemiyor. Öyle ki bazen akademik tarihçiliğin meddahlık ve tellaklık arasında sıkışıp kaldığını bile söyleyebiliriz. 

Tarihçiliğin belli bir döneme övgüler dizmek ya da belli bir tarihsel kişiliğin yanlışlarını meşru gösterecek tezlerin geliştirilmesine adanmış olması Türkiye'nin geleceğine bir şey katmıyor. Tam tersine şişirilmiş tarihi bilgilerle yetiştirilmiş bir kuşağın kimlik oluşumunda gerçeklikten uzak verilerin kullanılması zarar veriyor. 

Ama maalesef mevcut resmi tarih anlayışımızla gençlerimize bazen olmamış bazen de saptırılmış bilgiler vermekten çekinmiyoruz. Burada en büyük sorumluluk tarihçilerimize ve özellikle tarih bölümlerimize düşüyor. Tarih bölümlerimiz ise bölüm başkanlarının bakış açılarına kilitlenmiş durumda. 

Bu nedenle sonucu önceden belli tezler yazılıyor ve Türkiye'nin tarihsel-toplumsal sorunlarına çözüm geliştirecek farklı çalışmalar yapılamıyor. Aslında geçmişte olduğu gibi günümüzde de tarihi gerçeklerin çarpıtılmasının temelinde politik amaçların meşru kılınması kaygısı var. 

Talan ve yağmanın fetih, inkar ve baskının çağdaşlaşma, işgalin ise özgürlükle cilalanarak sunulması tarihçilere düşüyor. Bu anlamda özellikle cumhuriyet döneminde ulus devletin biçimlendirilmesinde kullanılan "devlet söylemi" nin oluşturulmasında dönem tarihçilerinin büyük katkıları olmuştur. Tarihçiler, ulusal kimliğin oluşumunda ulusal bütünleşme ve vatandaşlık bağını güçlendirmek yerine Anadolu'nun 1000 yıllık ortak kültürel değerlerine "etnik elbiseler "biçmekten çekinmemişlerdir. 

Olay ve olgular bilimsel çalışma ölçütlerinden uzak yöntemlerle değerlendirildi. Osmanlı padişahlarına övgüler sıralamakla yarışan saray vakanivistlerinin yerini cumhuriyetle birlikte devletin resmi tarihçileri aldı. Cumhuriyet tarihçileri "kendi önyargılarını tarihsel gerçekliklerden üstün görmekte" sakınca görmediler. İşte "Kürt yoktu, gayri müslimler içimizdeki düşmanlardı, Abdülhamit kızıldı, Vahdettin haindi" gibi tarihi tezlerde olduğu gibi…
Şimdi yeni anayasanın yazılması yeni bir tarih bilgisini de gündeme getirecektir. Bu Türkiye tarihçiliğinde tarih yazımının ve öğretiminin bilimsel açıdan yeniden ele alınmasıyla olmalı. Bu noktada kendini her türlü kimlik tuzaklarından kurtararak "şovenist duygular ve propagandaya yönelik şarlatanlıklardan sıyrılmış" cesur tarihçilere ihtiyacımız var. Bunun için" üniversiter akademik tarihçiliğin kıvamı, kalitesi, havası, atmosferi, ufukları ve sentez kabiliyeti" nin değişmesi gerekiyor. 

Yeni anayasa ile bu değişim devletin siyasal anlayışına yansıyacak. Genç nesilleri milli eğitimin talim ve terbiyesinden korumanın en önemli adımı ise tarih yazımımızın yeniden ele alınmasınyla başlayacak. 

Mevcut geleneksel anlayışın devam etmesi durumunda ise bize Nietzsche'nin çok zaman önce yaptığı gibi" çağdaş insanın gençliğe verdiği tarihsel eğitime karşı protestoda" bulunmak kalacak. Ama tarih okuyarak ama tarihi anlamaya çalışarak.. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bazı gerçek bildiklerimizin yeni cumhuriyeti cilalamak adına uydurulmuş yalanlardır düşüncenize kaynak olan tarihçi ve eserlerini belirtirseniz hemen edinip okuyacağım..size göre nutuk ta mı doğruyu ifade etmiyor?...bu konu ile ilgili okuduğum sinan meydanın araştırmaları da mı doğruyu ifade etmiyor.?.kadir mısırlıoğlu mu haklı ?ya da sizin fikirlerinize dayan olanlar kimse onlar hangi tarihçilerdir..?

Meltem Şahin 
 27.05.2011 12:28
Cevap :
Merhaba, Nutuk, Kurtuluş Savaşı'nı başarıya ulaştıran kadroların iktidar savaşları vermeye başladığı bir dönemin ürünüdür. Bu nedenle o sürecin sadece tek kaynağı olarak değerlendirilmesi doğru değil. Bakınız hocam, yeni bir tarih yazımı olacak. Koşaner, benim yazımdan iki gün sonra alternatif tarihe vurgu yaptı.Tabı benim yazımı okumuş olamaz buna eminim ama sürecin oraya gittiğinin o da farkında. Kaynak olarak size Sevan Nişanyan'ın "yanlış cumhuriyeti,ni, Fikret Başkaya'nın "Paradigmanın iflasını" şimdilik öneririm. Tabi Mısırlıoğlu'nun kitabıda var ama orada duygusal yaklaşımlar çok fazla,Kemalist dünyaya karşı ağır bir önyargı var ve bu esere fazla yansıyor. O yuzden o farklı bakmak anlamında bakılabilır ama temel kaynak olarak önermem. Yalnız okurken sizden sabırlı olmanızı öneririm. Çünkü düşünsel olsun, gerçek yaşamda olsun mevcut bir dünyanın yıkılması yer yer kızgınlığa duygusal tepkilere insanı yönlendirebilir. Sabırla okumanızı ömerırım.Selamlar...  27.05.2011 21:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 466
Kayıt tarihi
: 26.03.11
 
 

Üniversite mezunuyum. Yerel bir gazetede çalışıyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster