Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1180
 

Yeni Bakanlar Kurulunda yeni Milli Eğitim Bakanı

Yeni Bakanlar Kurulunda yeni Milli Eğitim Bakanı
 

Kemalist devrimin eğitime bakış açısını en güzel ortaya koyan örnek bana kalırsa 7 Temmuz 1920 tarihli Heyeti İcraiye kararıdır. Altında en başta Büyük Millet Meclisi Reisi olarak Mustafa Kemal’in imzasının bulunduğu bu karar, unutmamak gerekir ki kurtuluş mücadelesinin en zor günlerinde alınmıştır. Kararda şöyle denir: 

‘İlköğretim öğretmenlerinin ve memurlarının maaşları zamlarıyla beraber diğer devlet memurlarına tercihen ödenecek ve evkaf gelirinden yardım görecektir. Bu hususta Dahiliye, Maliye ve Şer’iye vekâletlerince şiddetli ve kati emirler verilecek, vermeyen memurları şiddetle cezalandıracaktır.’1 

Daha ilk adımda kurtuluşun yalnızca topla tüfekle olmayacağı asıl cephenin zihinlerin özgürleştirilmesiyle kazanılacağı, bunun yolunun da eğitime verilen önemden geçtiği anlaşılmıştır belli ki. Eldeki bir avuç parayla önce öğretmenlerin maaşının ödenmesi emri bu açıdan özellikle anlamlıdır. 

Hem, Metin Aydoğan’ın da hatırlattığı gibi ‘Kurtuluş Savaşı süresince savaşa katılmak için Ankara’ya gelen öğretmenler, cepheye değil, okullara gönderilmiştir.’2 Sadece öğretmenler mi? Eğitim cephesini güçlendirmek adına yine savaşmak için Ankara’ya gelen aydınlar, yazarlar, şairler de okullara öğretmen olarak gönderilmemiş midir? İstanbul’dan Ankara’ya kaçan Nazım Hikmet’in, öğretmen olarak Bolu’ya atandığını unuttuk mu? 

İzmir’in kurtuluşunun hemen ardından daha 27 Ekim 1922’de kalabalık bir öğretmen topluluğu önünde yaptığı konuşmada ne diyordu Mustafa Kemal? 

Bugünün çocuklarını yetiştiriniz. Onları yurda, ulusa yararlı insanlar yapınız. Bunu sizden diliyor ve istiyorum. Artık, önderimiz bilim ve teknik olacaktır… Hanımefendiler, Efendiler! Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve eğitim ordusunun zaferi için yalnızca ortam hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanacak, yaşatacak ve kesinlikle başarıya ulaştıracaksınız. Ben ve bütün arkadaşlarım, sarsılmaz bir inançla sizi izleyeceğiz ve sizin karşılaşacağınız engelleri kıracağız.3 

Kurtuluşun hep iki cephesi oldu: Topla tüfekle kazanılan zaferler eğitim cephesinden gelecek zaferlerle tamamlanmayı bekledi. Ve yurt düşman işgalinden tamamen kurtarıldığında Mustafa Kemal ve arkadaşları var güçleriyle eğitim alanında yapılacak devrimlere yöneldi. Hem zaten, lider olmasa Milli Eğitim Bakanı olmak isteyeceğini söyleyen de Atatürk değil miydi? 

Gelin biraz geçmişe dönelim, 1923’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birliğinin sağlandığını, 1926’da ise Maarif Teşkilatı Kanunu4 ile hem henüz Osmanlı borçları ödenirken ve eğitime ayrılabilen bütçe oldukça sınırlayken ilköğretimin zorunlu ve parasız bir hale getirildiğini anımsayalım. 

1923-1938 arası on beş yıllık dönemde; ilkokulda okuyan öğrenci sayısının 336 binden 950 bine, ortaokulda okuyan öğrenci sayısının 5900’den 95 bine, lisede okuyan öğrenci sayısınınsa 1241’den 25 bine çıktığını5 hatırlayalım. 

Üniversite reformunu, Köy Enstitüleri’ni, Halkevleri, Halkodalarını aklımıza getirelim. Sadece Halkevleri ve Halkodalarında 1932-1940 arası dönemde 23.750 konferans, 12.350 temsil, 9.050 konser, 7.850 film gösterimi, çok sayıda sergi, kurslardan yararlanan 48.000 kişi, kütüphanelerden yararlanan 2.257.853 kişi olduğunu6 gözümüzün önüne getireli 

Kızların erkeklerle eşit eğitim hakkını bu dönemde elde ettiklerini de atlamayalım. 

Kendisi de bir öğretmen olan Şevket Süreyya Aydemir, ‘Suyu Arayan Adam’ adlı kitabında o dönemin Milli Eğitim Bakanlığı’nın nasıl çalıştığını şöyle anlatır: 

Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışanlar için, zamanın gecesi gündüzü yoktu. Asıl çalışma, akşam saatinden sonra, tüm dairelerin kapıları kapanınca başlardı. Müdürlerin, genel müdürlerin lambaları geç saatlere kadar yanardı… Laik öğretim, karma öğretim gibi ileri ülkelerin hala tartışmasını yaptıkları cesur ve ileri hamleler, bu mütevazi Bakanlığın devrimci eğitimcileri tarafından başarılıyordu.7 

Laik, bilimsel ve karma bir öğretim: İşte sadece birkaç örneğini sayabildiğimiz devrimlerle ulaşılmak istenen hedef. 

Cumhuriyet’in eğitim politikası… 

Mustafa Kemal’in, Mustafa Necati Bey’in, Hasan Âli Yücel’in aydınlık yolu.. 

Şayet bu politika korunabilse, Türkiye’de eğitim hep bir kurtuluş cephesi olarak kabul edilseydi; akıl ve bilimle ayakta durulabilen bir dünyada bu gereklere uygun böylesi bir eğitim anlayışı sürdürülebilse ülkemiz bugün böyle mi olurdu? 

Sık sık kendime sorduğum sorudur bu… 

Her neyse… 

Bu arada halkımızın yüzde ellisinin oyunu alan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yeni Bakanlar Kurulu’nu açıkladı efendim. 

Zonguldak’ta kaybettiğimiz madencilerin arkasından ‘güzel öldüler’ diyen Ömer Dinçer, Milli Eğitim Bakanı oldu. 

2005’te YÖK Genel Kurulu’nun, hakkında ‘İşletme Yönetimine Giriş adlı kitabında aşırma yaptığı’ gerekçesiyle, ‘üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası’ verdiği; 2008’de Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin ‘intihal gerçekleşmiştir’ hükmü ile YÖK kararına itirazı reddedilen Ömer Dinçer, Milli Eğitim Bakanı oldu. 

1995 yılında yaptığı bir konuşmada, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu sırada ortaya çıkan Cumhuriyet ilkesinin zayıfladığını ve işlevini kaybettiğini görüyoruz. Halk için ve halk adına bir yönetim diye tabir edilen Cumhuriyet kavramının aslında artık bizim için çok fazla bir mana ifade etmediğini söylememiz de mümkündür. Türkiye’de Cumhuriyet ilkesinin, yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinin İslam ile bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerine; daha çok katılımcı, daha ademi merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi sorumluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum’8 diyen Ömer Dinçer, Milli Eğitim Bakanı oldu. 

Laf kalabalığına gerek yok: Bu ülkenin çocukları bundan böyle, hiç olmadığı kadar, Kemalizmin, aydınlanmanın antitezine teslimdir… 

Hayırlı, uğurlu olsun… 

www.taylanozbay.com 

Kaynaklar: 

1) Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt:8, s:404 

2) Atatürk ve Türk Devrimi, Metin Aydoğan, Umay Yayınları, s:335 

3) A.g.e., s:336 

4) Kurtuluş, Kuruluş, Bülent Tanör, Cumhuriyet Kitapları, s:313 

5) Atatürk ve Türk Devrimi, Metin Aydoğan, Umay Yayınları, s:348 

6) Kurtuluş, Kuruluş, Bülent Tanör, Cumhuriyet Kitapları, s:314 

7) Atatürk ve Türk Devrimi, Metin Aydoğan, Umay Yayınları, s:349 

8) www.milliyet.com.tr, 06.07.2011 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

içeriğine aynen katılıyorum. nefis bir analiz olmuş. maalesef durum bu. tebrikler ve başarılar...

Demir Mert 
 10.07.2011 18:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 139
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 1686
Kayıt tarihi
: 06.05.07
 
 

Zonguldak’ta doğdu. On altı yaşından beri çeşitli yerel, bölgesel ve ulusal gazete-dergilerde, ay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster