Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
366
 

Yeni bir dil doğuyor

Daha önce de birkaç kez belirttim. Ben dilci değilim. Dil ve edebiyat üzerine eğitim de görmedim. Bunu baştan hatırlatayım da, benim bu yazımı eleştirel bir gözle okuyun. Hemen doğruluğuna hükmetmeyin. Ola ki, saçmalıyorumdur. İzin verin, bu yazımla saçmalama hakkımı kullanmış olayım. Başkaları akşam sabah saçmalıyorlar.

Efendim, ben diyorum ki, “Yeni bir dil doğuyor. Bu dilin adı Kürtçe’dir.”

“Yeni bir dil” demekle neyi demiş oluyorum? Önce kendi durumumu anlatayım. Ben elli yılı aşkın süredir Kürtçe konuşan insanlar arasındayım. Pek çok yakın dostum Kürttür. Evine gidip geldiğim insanlardır. Sürekli evime gelenlerdir. Kendi öz kardeşimin çocuklarından daha fazla bana önem veren, beni seven sayan insanlar Kürttürler. Ben Türkiye’deyken bu böyleydi, otuz yıla yakındır ben Danimarka’dayım, burada da bu böyle devam edip gidiyor. Ve ben birilerine Kürt olduğumu kabul ettirebilecek kadar da Kürtçe biliyorum. Hal böyleyken diyorum ki, gözbebeğimiz TRT yeni açtığı bir kanalı Kürtçeye tahsis etmekle yeni bir dilin doğumuna önayak olmuş oluyor. Ve bu kanalın açılmasına önayak olan başta Cumhurbaşkanı ve daha sonra da Başbakan çok hayırlı bir işe imza atmış oluyorlar. Hayırlı iş, benim açımdan bakınca değil. Kürt yurttaşlar açısından bakınca.

Biraz daha açayım. Nasıl ki, biz yüzyıllar önce Orhun anıtlarını diken Bilge Kağan’la Tonyukuk’u Türkçe’nin iki büyük ismi olarak anıyorsak, günümüzden yüzlerce yıl sonra da “Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan” adı Kürt dilinin kurucusu ve kurtarıcısı olarak anılacaktır. Bundan emin olmak gerek.

Ne demek istediğimi bir örnekle anlatmaya çalışayım. Ülkemizde şu kadar Alevi inançlı yurttaşımız var. Bunlar kendilerine ibadet yeri olarak “Cemevleri” açılmasını istiyorlar. Biz devlet olarak ne diyoruz? “Sizin bu inancınız şu çerçevenin içinde kalıyor, dışında değil.” Peki, Kürtçe yayın yapan bir kanal açarken benim devletim Kürtçe denilen dilin ibine dibine bir baktı mı? “Arkadaşlar, getirin bana Kürtçe bir metin, hele ben bir bakayım, hangi sözcüğü hangi harflerle yazıyorsunuz?” dedi mi? Bir de adalet diye bir şey var. Bütüm millete ait paraların, bu millet içinden bir gruba harcanması adaletin neresine sığıyor? Hükümet bir karar çıkarsa “Nerede ne kadar adı Zeynel olan varsa, her birine birer ev verilsin, ” diye... Bu karara kimin aklı yatar? Peki “Nerede ne kadar Kürtçe konuşan kişi varsa, onlar için buyurun bir TV kanalı, ” diyorsanız bu aynı anlama gelmiyor mu?” Kaldı ki, Kürtçe yazılı olmayan bir dil. Bin yıllardır yazıya geçirilememiş bir dil. Son on beş yirmi yıl içinde bir iki kişinin çabasıyla, aceleyle yazı dili de varmış gibi gösterebilmek için bir şeyler yapıldı. Bir takım romanlar ve öyküler ortaya konuldu. Bizim devletimiz de bir dilin varlığı için bunları yeter saydı.

Yirmi beş yıl kadar önce Kopenhag’ta Danimarkalı bir kişiyle beni tanıştırdılar. “Kürtçe sözlük yazıyor, ” dediler. Kürtçe de bilmiyordu, Türkçe de bilmiyordu. Kürtlere Danimarkaca kursu veriyordu. Sordum, o güne kadar iki bin beş yüz Kürtçe kelime bulmuş. Aradan yıllar geçti. Sözlük ortada yoktu. Arkadaşa bu kez soruyu değiştirerek sordum: “Kürtçe diye bir dil olduğuna inanıyor musun?” dedim. “Hayır, ” dedi. O günlerde artık Kürtlere Danimarkaca dersi vermiyordu.

Boş zamanınız varsa, şu deneyi mutlaka yapın. İran dilinde yazılmış bir sözlüğü açın. Onun yanına bir de Kürtçe Sözlük diye yazılmış kitabı açın. Kelime kelime karşılaştırın. Kürtçe ile Farsça’nın tıpa tıp aynı olduğunu göreceksiniz. Türkiye çapında bir yarışma açın. “Kürtçe okumayı ve yazmayı bieln kişi” arayın. Bakınız kaç kişi çıkacak. İki kişiyi karşınıza alın. Biri İranlı biri Kürt.. “BİR” desinler. İkisi de “Yek” diyeceklerdir. “Şeş” ikisinde de altı. “Hazer” İkisinde de bin. Ve sonra bütün diğer kelimeler.. Ben “Kürtçe diye bir dil yoktur, ” demiyorum. Ama, bu konuda bilim adamlarının görüşü alınmalıydı. Dilcilerin yanında bir de toplumbilimcilerin..

Kanal Şeş’in açılışını bu kadar geniş çevrenin alkışlaması sizi de korkutmuyor mu? Ve alkışlayanların kimlikleri size bir şeyler düşündürmüyor mu?Günü kurtarmak için, önümüzdeki seçimi kurtarmak için mi bu adımı attık? Yoksa devletimizin bütünlüğünü ve ulusumuzun birliğini korumak için mi?

Yanlış anlaşılmasın. Ben Kürtçe yayın yapan TV kanalına karşı değilim. Benim ne haddime. Yalnız ben tarihe bir not düşmek istedim. Nasıl Turgut Özal diye biri, daha bugünden Kürtlerin baş tacı ise, gün gelecek bugünkü iki devlet büyüğümüz de onların “Bilge Kağan’ı ve Tonyukuk’u” olacaklar. Ben sadece bugünden “Kutlu olsun, ” demek istedim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bütün bir milletten toplanan paralar sadece bir inancın bir mezhebi için kullanılıyor ama bu ülkede. Bunu nasıl bir adalet anlayışına sığdırıyorsunuz? (Sünni İslam'ın Hanefi mezhebi - Vahabi kolu)

Alptekin YILDIZ 
 09.01.2009 12:42
Cevap :
Sayin Yıldız, haftalardır size ne yanıt vereceğimi düşünüyorum. Bunu nasıl bir adalet anlayışına sığdırıyorsun, derken umarım beni suçlamıyorsunuzdur. Çünkü benim adalet anlayışım bu yönde değil. Ancak, şurası da muhakkak ki, Türkiye'de sunni anlayışta olan kesim bir blok halinde ve tam bir dayanışma içinde iken, bu inanışta bulunmayan kesim parça parça. Bir kere iş başındakileri adil davranmama konusunda, bu parça parça halinde bulunuş yüreklendiriyor. Bir de tam bir dayanışma halinde bulunan bu kesimi kendi başına bırakırsanız, büsbütün zıvanadan çıkar ve ülkede insanların abaşına olmadık dertler açabilirler. Bana göre, buna benzer nedenlerle, biraz da işlerine öyle geldiğinden bugünkü durumu sürdürüyorlar. İnsanımız neyin ne olduğunu öğreninceye kadar bu aymazlık devam edeceğe benziyor. Şunu bilin ki, Diyanet İşleri'nin bugünkü durumundan ben de hoşnut değilim.  03.02.2009 22:20
 

Eskiden olsa, yaşlılar Türkçe bilmiyor, anlamaları için bu kanal gerekli derdik. Çocukken hatırlıyorum da Diyarbakır Radyosunun kurulması, Türkçe'nin yaygınlaşmasında önemli rol oynamıştı. Şimdi de halk gelişmeleri propagandacıların aksine, kaynağından doğru öğrensin deniliyor. Aynı kanalda Arapça ve diğer dillerde de yayın yapılacağı söyleniyor. İki ucu keskin bıçak gibi bir durum... Ama Kürtçe kurslara gösterilen ilgisizlik, burada da görülecek emin olun... Bölgede konuşulan Arapça da incelendiğinde büyük kısmının Türkçe'den bozma olduğu görülecektir. Önemli olan oyunları farketmek... Esen kalınız.

Ayten Dirier 
 08.01.2009 0:51
Cevap :
Haklısınız efendim. Zaten her konuda olduğu gibi, bu konuda da sorun yılların ihmalinden kaynaklanmaktadır. 1955 yılında Ankara'nın sadece 130 kilometre güneyinde bir köye öğretmen gittiğimde köyün yetişkin erkekleri dışında Türkçe konuşan kimse yoktu. Ve sıkı durun on dokuz yaşındasydım ve iki yüz elli öğrencisi bulunan okulun da tek öğretmeniydim. Ve okul açıldıktan iki ay sonra müfettiş geliyor, "Bu çocuklar öğretmeninizin boyu ne kadardır diye sorulunca niye on sekiz kilometredir- diyorlar," diye beni paylıyordu. Bu onsekiz bizim ilçeye uzaklığımız idi. Ankara'nın burnunun dibindeki köyde oturan insanımızı Türkçe ile tanıştırmayı akıl etmekte geç kalınca işte o günlerden bu günlere geldik. Bizi bu günlere getirenlere değil size saygılar efendim.  08.01.2009 12:26
 

Kürtçe'nin söylediğiniz düzeyde bir dil olması gerçekten ilginç. Adı var ama kendisi yok gibi bir durum ortaya çıkıyor. Ama bu çok da önemli değil. Bir kesim insan adı ister Farsça olsun ister Kürtçe farketmez, bunu konuşuyorlar. Bu engellenemez. Ancaak, bu, iktidarın yaptığını doğrulamaz. İktidar belki iyi niyetli, belki yerel seçimi kazanma hırsı nedeniyle, kürt milliyetçiliğine yol açacak bir yanlış yapmıştır. Kürt sorununu yaratan bir türk milliyetçiliği vardı, o yetmedi, şimdi de kürt milliyetçiliğini besliyorlar. Bu kürtçe kanal, illa ülkeyi iç savaşa götürür denemez, çünkü çok farklı yollarda gelişebilir, ama eğer ilerde bir iç savaş olursa, bunun önemli nedenlerinden biri, Kürt milliyetçiliğinin beslenmesi ve tanınması ile olur.

Erdal Aydın 
 06.01.2009 21:53
Cevap :
Ben herhangi bir iddiada bulunmadım efendim. Sadece bir tesbite imza attım. İlginizden dolayı size teşekkür ediyorum. Sevgiler  07.01.2009 0:31
 

Ben de bir ornek vermek istedim. Bir kürt yakinimiz misafirlige gelmisti, bizim telefonumuz teneke kutuda cola seklindeydi. Misafirimiz kizini aradi ve soyle dedi, " sezarrrr(sezer) zeyneli telefone(zeynelin telefonu) cutuye cole(cola kutusundan) :)) benim yanimda kunusalan kürtcenin bir kismini anlayinca beni dahi sanip "amann ne iyi bellemisin" diyorlar, bilmiyorlar ki zaten konustuklari dilin yarisi turkce. Bu bahsettigim kesim Konya kürtleri. Babamin bahsettigi dogu kürtleri. ee hani nerede kürtce? Akli basinda her vatandas anlayabilir bunlarin secim oyunu oldugunu, simdiye kadar akillari neredeydi vatan butunlugu kürt kardeslerimiz! dusunulmedi de tam secim uzeri dusunulmeye baslandi. Yani benim babam diyorsa dogru diyordur arkadaslar inanin bana :)) saygilar canim babacigim.

Beyhan BiÇKİN KOZANOGLU 
 06.01.2009 21:14
Cevap :
Çocuk! Beni kollayıp durma, ikimizi de Milliyet Blog'tan atacaklar. Haberin olsun, madem her dediğim doğru çıkıyor, bu dediğimi kulak ardı etme. Seni seviyorum bebem.  07.01.2009 0:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 73
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 731
Kayıt tarihi
: 19.11.06
 
 

Ben uzun zamandır yazıyorum. Türkiye'den epey uzakta oturuyorum. Üç çocuğun babası ve pek çok çocuğu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster