Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
539
 

Yeni bir toplumsal sınıf; bir dünya sınıfı (Süpersınıf)

Yeni bir toplumsal sınıf; bir dünya sınıfı


Bugün biraz toplumbiliminden sözetmek istiyorum

Hani şu Frenkçesi Sosyoloji olan bilim dalı… Fransızcası “Sociologie”, İngilizcesi “Socialogy”, Latince “ortak”, “arkadaş” anlamına gelen “socius” ile Yunanca “bilim” anlamına gelen “Logos” sözcüklerinin birleştirilmesinden türetilmiş bir kavram; Arapça kökenli Osmanlıca “İçtimaiyat” sözcüğünün karşılığı… Kapitalizmin şafağında, burjuva biliminsanlarının toplumların gelişim tarihleri üzerine yaptıkları araştırmalarla oluşmuş bir bilim dalı.

İşte bu biliminsanlarının en önemli keşiflerinden biri, toplumda sınıfların varlığıdır. Yani bir toplumun, tabii ki, sınıflı bir toplumun hâkim ve yönetilen olmak üzere iki temel sınıfı bulunmakta, ayrıca o toplum bu iki temel sınıf arasında ara tabakalar barındırmaktadır. Gerçekten de şöyle çevremize basit bir göz gezdirmeyle bu gerçeği çıplak gözle sıradan yurttaşlar bile görebilirler. Çevremizdeki insanların kimisi zengin, kimisi çok zengini ve kimisi fakir, muhtaç, kimisi açlık çekecek derece fakir; ya da somutlaştırırsak kimisi sermaye sahibi, fabrikatör, kimisi işçi, köylü ya da esnaf vs. Yani toplum sınıfsız bir toplum değil.

Buradan hareketle yukarıda belirttiğimiz sınıflı her toplumun iki temel sınıfı bulunduğu tezini somutlaştırırsak, İlkel toplumdan bu yana 6-7 bin yıllık insanlık tarihini incelediğimiz zaman toplumsal sınıfların da evrimleştiğini görürüz.

Bu bağlamda Antikitenin yaygın meta üretimine dayanan ve bizim tarihimizde hâkim olarak hiçbir dönemde yaşamadığımız Köleci toplumun temel sınıfları, Köle sahipleriyle kölelerdir (Spartaküs’ler, Kunta Kinte’ler).

Köle sınıfının herhangi bir metadan hiçbir farkı yoktur. Yaşam hakkı dâhil hiçbir insan hakkına sahip değildir. Alınıp satılır. Kısacası sahibinin malıdır, ticari bir meta değerindedir.

4.-5. yüzyılın sonlarında başlayan Ortaçağlı toplumun temel sınıfları ise serflerle feodal senyörlerdir. Serf, namı diğer toprak kölesi Antikitenin kölesinin yaşam hakkına sahip olmuş yeni versiyonudur. Senyör ise toprak sahipleri sınıfıdır. Serflerin bizdeki adı reaya ve beraya’dır. Bizde köylülüğün Ortaçağlı adı yani. Ancak farklı toplumsal, siyasal ve sınıfsal konum ve hakları bulunmaktadır. Yani şimdiki köylülerimiz örneğin seyahat Özgürlüğüne sahiptirler, ülkede istedikleri yere istedikleri zaman gidip gelebilirler. Ama serfin seyahat özgürlüğü yoktur. Adı üzerinde toprak kölesidir. Yerleşmiş bulunduğu, daha doğrucası senyör tarafından kendisine belli bir karşılıkla verilen toprağını asla terk edemez. Topraktan ayrıldığı ya da terk ettiği zaman kolluk kuvvetleri onu yakalayıp geri getirmekle görevlidir. Bu yasal bir zorunluluktur.

Rönesans’la, Coğrafi keşiflerle ve Aydınlanma Devrimi’yle birlikte, yani ortalama bir rakamla söylersek 15. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan ve ilerde cereyan eden burjuva demokratik devrimlerin açtığı çığırdan ilerleyen insanlığın serfleri kapitalist toplumda işçileri (proletarya denilen işçi sınıfını), kentlerdeki tüccarlarda sermaye sınıfını (burjuvaziyi) oluşturmuştur.

Şimdi durup dururken bu sınıf muhabbetini de nereden çıkardığımı düşünüyorsanız; işte tam da oraya geldik. Konumuz, bu kendisiyle birlikte doğayı da, tüm insanlığı da yıkıma, yokoluşa sürükleyen, doğayı kirleten, dünyanın damını delen, yeryüzünü, yetmedi uzayı çöp mezbelesine döndüren ve geri dönülemez denilen uçurumun 2013’de başlayacağı kesin olan kapitalist sınıfın bugün ulaştığı yapısal özelliklerdir.

Klasik şemada yazının bulunuşuyla -bu da genellikle İsa’dan Önce 3–4 bin yıllarıdır, ancak her coğrafyanın kendi tarih başlangıcı vardır- sonlanan İlkel toplumun geçmişi tarihin ilkel karanlığında ve sınırsızlığında yiter gider. 3 bin 500 -4 bin 500 yıl sürmüştür Köleci toplum. Bazı tarihçilerce 395 yılındaki Kavimler göçüyle, –bilindiği gibi, bugünkü siyasal Avrupa’nın ve Batılı milletlerin oluşumunu sağlayan bu göçlerin de müsebbibi, Hun-Çin sürtüşmeleri sonucunda yenilen Türklerdir ki, batıya doğru göçerek ve Karadeniz’in kuzeyinden ilerleyerek önlerine çıkan kavimleri ileri doğru sürüp Avrupa üzerine akmalarına tarihte Kavimler göçü denir –bazı tarihçilerce de, Batı Roma imparatorluğu’nun yıkılışı olan 474 tarihi ile başlatılan Ortaçağ ise 1050–950 yıl sürmüştür. Ortaçağ’dan sonra gelen iki çağ ise ilki 1453 ile 1789 arasında 326 yıl, diğeri Yakınçağ ise bugüne kadar henüz 229 yıldır sürmüştür. Dikkat edilirse ilerleyen tarihsel süreçte günümüze yaklaşıldıkça çağların başlayış-bitiş süreleri daralmaktadır.

Tüccar sınıfı doğayı en hovardaca kullanan ve harcayan sınıf olmuştur. En hızlı gelişme gösterdiği dönem olarak 18.-19. yüzyıllar gösterilir. Örneğin Osmanlı ile 1838 yılında Balta Limanı Sözleşmesi’ni (Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşmasını) imzaladığında liberal ticaret kapitalizmi aşamasındadır henüz ama yavaş yavaş dünya pazarlarının paylaşımı da hızlanmaya başlamıştır. Yüzyılın sonunda uluslar arası bir sistem haline gelecektir. Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın tüm milletleri köleleştirilmiş, tüm ülkeleri sömürgeleştirilmiştir. Dünya ülkeleri ve milletleri karpuz gibi ikiye ayrılmıştır: Mazlum Dünya- Zalim Dünya; Ezilen Milletler-Ezen Milletler… Tüm dünya yeni dünya düzeninde artık bir avuç sanayileşmiş devletin sömürgesi haline getirilmiştir. İyi kötü gönderinde bayrakları dalgalanan üç devlet kalmıştır ayakta: Osmanlı, İran ve Çin… Tüm dünya tek bir ekonomik zincirin halkaları haline dönüşmüştür. Yani kapitalizm emperyalizm haline gelmiştir: Çürüyen kapitalizm, kapitalizmin son aşaması… Böylece emperyalizm çağı başlar. Yeni kavramlar ortaya çıkar, vatan savunması gibi… Ulusal kurtuluş savaşları gibi…

İşte konumuz olan “yeni sınıf” ya da “süper sınıf” burada karşımıza çıkmaktadır. Kapitalist (burjuva) sınıf 19. yüzyılın sonlarından itibaren emperyalistleşmiştir; Mehmet Akif’in o müthiş ve İstiklal Marşımızın bilimselliğinin doruğu olan deyişiyle söylersek, “tek dişi kalmış canavar”laşmıştır. Klasik burjuva sınıfından birtakım farklı özellikleri olan yeni bir sınıftır emperyalist burjuvazi. Tüm 20. yüzyıl bu sınıfın yüzyılıdır. Uluslar arası tekelleri vardır bu sınıfın; ulusötesidir.

Ancak 20. yüzyılın sonlarında, tıpkı 19. yüzyılın sonlarındaki gibi, şu küreselleşme denilen olgu ya da emperyalist süreç başlayalıdan beri, aşağı yukarı 17 yıldır farklı özelliklerle karşımıza çıkan bir burjuva türü zuhur etmiştir. Yani emperyalist burjuvazi yeni yapısal özelliklerle zuhur etmektedir. Küreselleşme denilen süreçle beraber ortaya çıkan bu yeni sınıf hakkında 1o Nisan tarihli Newsweek dergisinde David Rothkopf’un bir araştırma yazısı yayınlandı. Aynı tarihli Cumhuriyet gazetesinde, Ergin Yıldızoğlu derginin bu haberini Global Politikkültür köşesine taşıdı.

Rothkopf bu yeni tür emperyalist burjuva sınıfa “süper sınıf” adını takmış. Gazetenin ilk sayfasında bu süpersınıfın üyelerinin resimleri var. Dünyada topu topu biravuç kişi olan bu süpersenginler arasına bizim Başbakan Tayyip Erdoğan da katılmış. Onun resmi de var dergide. Ben dergiyi görmedim ama görenler yazıyor. Bu konuda haber kaynağı gene Cumhuriyet. (14 Nisan 2008) Küreselleşme denilen vatansızlaşma, devletsizleşme, milletsizleşme sürecinin ürünü bir süper sengin tabaka. Ezilen Dünya’nın, Mazlum Milletlerin özelleştirme adıyla kanını, iliğini emerek zenginleşmiş yeni bir sınıf…

Bu sınıf bütün mali piyasalardaki işlemlerin yüzde 95’ini denetim altında tutmaktadır. Hedge fonlar denen Türkiye’nin kanını emen emperyalist sıcak para bu türdendir. Tüm piyasaların yüzde 95’ini denetleyen bu güç 14 firmadan oluşmaktadır. Buradaki firmayı aile olarak okumak gerekmektedir. 14 ailenin 50 büyük yapılanması var. Bu 50 büyük yapılanmanın toplam varlıkları dudak uçurtacak derecede; 50 trilyon dolar civarındadır.

Şöyle bir sonuca da varabilmek mümkün çarpıcı gerçeği ifade edebilmek için: Dünya nüfusunun yüzde 10’u toplam gelirin yüzde 85’ini ele geçirmektedir. Yeni Dünya Düzeni dedikleri ucube işte bu kadar acımasız ve adaletsiz bir görünüş kazanmış durumdadır. Ve bunun başını ABD ve AB ülkeleri çekmektedir.

“Bugün dünyada en büyük 2 bin şirket 500 milyon insan çalıştırıyor; 100 trilyon varlığı denetliyor.”

Bu süper sınıftan olan Blackstone Grubunun CEO’su Stephen Scwarzman, Rothkopf’a, dünyada hemen hemen her sanayi dalında 20–30 insanın gelişmeleri belirlediğini ifade etmiş.

Küreselleşmenin yarattığı bu süper zengin tabaka burjuva demokratik değerleri terk ederek kendi Ortaçağına dönmektedir. ABD’deki savaş çetesinin başının Evangelist olması ve kendisinin yıldızlardan emir aldığını söylemesinin başka açıklaması yoktur. Kapitalizm gerçekten de kendi Ortaçağına dönmektedir. Dincilik Batı ülkelerinde gitgide yaygınlaşmaktadır. AB anayasasında laiklikten hiç bahsedilmemektedir. (Yılmaz Dikbaş, Tabuta çakılan son çivi) Doğayı ve insanı yıkıma götüren bu yeni sınıfın üzerinde durduğu rejime “mafyokrasi” de denmektedir. Yani “mafya demokrasisi…”

Sistem kendi sonunu hazırlamaktadır.

Bu süper zengin tabaka sistemin sonunun başlangıcı, sona açılan kapısıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 511
Toplam yorum
: 126
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 494
Kayıt tarihi
: 04.04.08
 
 

"Cv" Dedikleri Özgeçmişim 1953 yılının karanlık günlerinde Haziran ayının 24. günü, ağaçların mey..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster