Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Aralık '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
66
 

Yeni haçlılar ve Ortadoğuda kaos 1

Yeni haçlılar ve Ortadoğuda kaos 1
 

Artık endişenin de ötesinde, ben gerçekten korkuyorum. Son zamanlarda Sayın Başbakanın açıklamaları, sürekli gerilen ilişkiler ve özellikle yaygın medyamızın tutumu korkularımı iyice arttırdı. Bir ülke için en büyük felaket olan bir savaşa doğru gittiğimiz hissine kapılıyorum.

Sayın Ahmet Davutoğlu Dış İşleri Bakanı olarak göreve geldiğinde “komşularla sıfır problem” hedefini ortaya koymuştu. Ancak o günden bu yana sürekli problemlerle yaşıyoruz. İyi ilişkiler içinde olduğumuz ve gerçekten de iyi ilişkiler içinde olmak zorunda olduğumuz komşularımızla bile bir şekilde kavgalı olmayı başardık. Halbuki diplomasi sorunları kavgasız olarak çözebilme sanatıdır. Biz ise altı ay önce karşılıklı dostluk mesajları verdiğimiz komşularla bile neredeyse kanlı bıçaklı hale geldik. Bu sağlıklı bir işleyiş değil. Bizi yönetenler bir yerlerde mutlaka hata yapıyorlar.

***

Sanki çok güçlü bir irade bir senaryo kurgulamış. Sürekli gerilim içindeyiz. İnanın millet olarak sürekli gerilmekten ve tartışmaktan yorgun düştük. Bakınız bizler tatışmıyoruz, sürekli olarak kavga ediyoruz. Anlaşabileceğimiz, asgari müştereklerde buluşabileceğimiz konularda bile bir araya gelmekten kaçınıyoruz. İnanılmaz bir şekilde sürekli olarak farklılıklarımızı ortaya çıkarma gayret ve telaşı içindeyiz. Böyle millet olunmaz ki. Böyle vatandaş da olunmaz.

***

Son zamanlarda yöneticilerimizin Suriye'yi hedef alan beyanatları yanında basınımızın adeta savaş çığırtkanlığı yapması beni dehşete düşürüyor. Savaş bu kadar kolay ve basit bir olay mıdır?

Dünyanın ekonomik bir krizin pençesinde kıvrandığı, bazı ülkelerin iflasın eşiğine geldiği bu zor günlerde Türkiye'yi savaş ortamına çekerek hangi yararlar hedefleniyor ki?

Beşar Esad ve eşi daha birkaç ay önce ülkemizi ziyaret ettiler ve çok güzel bir kabul gördüler. Karşılıklı olarak iyi niyet ve dostluk mesajları verildi. İki ülke arasında vize kaldırıldı. Yani Suriye ve Türkiye Cumhuriyet tarihimiz boyunca hiç olmadığı kadar dost ve yakın oldu. Son birkaç ayda ne değişti de birden bu dostluk ilişkileri bitiverdi? Esad yönetimi son derece demokrat bir yönetimdi de sonradan mı değişti?

***

“Turuncu Devrim, Arap Baharı” gibi laflar ortaya atılıyor, dünyanın çeşitli ülkelerinde iç savaşlar, isyanlar çıkıyor. Yönetimler devrilip yenileri tesis ediliyor. Peki bütün bu hareketler kendiliğinden mi ortaya çıkıyor ve gelişiyor? Bu isyanların ardında bir irade yok mudur?

Bu isyanlar masum halk hareketleri midir? Bunca cana ve maddi kayıplara neden olan bu sözde bahar eylemlerinde hangi ülkeye bahar gelmiştir de gerek demokrasi, gerekse refah anlamında olumlu bir değişiklik yaşanmıştır?

Hepimiz biliyoruz ki, acımasız sömürgeci devletler kendi çıkarları için dünyayı yeniden dizayn etmek istiyorlar. 1. ve 2. Dünya Savaşlarının sonunda yine kendileri tarafından çizilen haritaları güncellemek istiyorlar. Özellikle Sovyetler Birliğinin tasfiyesinden sonra tek kutuplu hale gelen dünyada artık çıkar bölüşümünün de yeni güç dengelerine göre yapılması hesapları içindedirler. Üstelik bu çalışmanın uzun yıllar önce yapılan bir planlamaya uygun olarak yürütüldüğü de ortada.

***

Libya'daki bahar oldukça kanlı gerçekleşti. İç ayaklanmalarla bu işin başarılamayacağını gören sömürgeci ülkeler hiç eğip bükmeye gerek görmeden niyetlerini ortaya koydular. Artık bu ülke üzerindeki emellerinin Kaddafi ile gerçekleşmeyeceğini, bu pastadan daha fazla pay alabilmek için yeni oluşumlara ihtiyaç olduğunu bu ülkeye bomba yağdırarak gösterdiler. Özellikle Fransa'nın bu konudaki hevesi ve aceleciliği bir yağmacının bir korsanın davranışından farksızdı.

Kaddafi Libya'ya kırk yıl hükmetti. Belki de iyi bir lider değildi. En azından vaatlerinin ve beklentilerin karşılığını veremedi. Ama önümüzdeki yıllarda Libya halkı Kaddafi'yi çok arayacaktır. Libya'daki kabile kavgaları belki de Afganistan'dan daha beter iç savaşlara neden olacaktır.

***

Mısır'da Mübarek gitti, yerine askeri yönetim geldi. Mısır halkı gaza gelip başındaki diktatörü göndermek için kitlesel direnişlere gitti ve sonuç da aldı. Ama demokrasi yerine askeri bir cuntanın hakimiyetine girdi. Halk yine meydanlarda, yine demokrasi için eylemler yapılıyor, yine masum halka karşı güç kullanılıyor.

Hani demokrasi aşığı büyük ağabeyler? Hani Beşar Esad'a demokrasi dersi verip adeta tehdit edenler?

***

Daha birkaç hafta önce ülkemizde konuçlandırılmak istenen füze kalkanlarını konuşuyorduk. Özellikle konuşuyorduk diyorum, halbuki tartışıyorduk demek isterdim. Ama ne yazık ki böyle şeyleri artık pek tartışmıyoruz.

Tarih boyunca İran ile pek çok kez anlaşmazlıklar yaşanmış ve iki millet defalarca savaş etmiş. Zaten bizim geçmişte savaşmadığımız, anlaşmazlık yaşamadığımız bir komşumuz yok ki. Bu tarihsel gelişimin bir sonucu. Ama ortada bir gerçek var; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sınırları içinde en eski sınır Türk-İran sınırıdır. 17 Mayıs 1639 tarihinde imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile çizilen sınır bu güne kadar değişmeden gelmiştir. Bu durum en azından Türkiye ile İran arasında karşılıklı bir toprak talebinin olmadığını gösterir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 114
Toplam yorum
: 116
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 530
Kayıt tarihi
: 18.11.09
 
 

Emekli öğretmenim. Üç yıldır Söke Ekspres gazetesinde günlük yazılar yazıyorum. 2008 Yılında röpo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster