Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1556
 

Yeni Kâbemiz (1)

Yeni Kâbemiz (1)
 

İntelijensiyanın Dönüşümü

Türk aydınları bir dönüşüm içinde. Yeni yollar deneniyor, yeni söylemler kuruluyor, eskiye rağbet yok.

Dünya genelinde de, Türkiye’de de, en az üçyüz yıldır entelektüel dünyaya sol fikirler hâkim, ancak sol fikir dendiğinde neyin kastedildiği günden güne değişmekte. Ülkemizde de bir çeşit “yeni sol” fikriyat oluşmuş, büyük ölçüde oturmuş, yerleşik düzenini sağlamış, tahakkümünü berkitmiş vaziyette.

Bu böyle olmakla, sol cemaatte zihinsel faaliyet durgunluğa ermiş değil, bilâkis gayet diri, gayet hareketli. Lâkin bahse mevzu hareketlilik, üzerine “oturulan” paradigmanın temellerinin sorgulanmasına dönük değil, zira işin o kısmı iyice kemikleşmiş, betonlaşmış. Hareketliliğin kaynağı, mevcut “yeni sol” paradigmanın muhtelif toplumsal hadiselere uyarlanmasına yönelik.

Bölgesel tehditler, Arap Baharı, sınırlarda savaşlar, içeride çatışmalar, etnik mesele, mezhep kavgaları, mahkemelerde görülen son derece ilgi çekici büyük davalar, kültleştirilmiş şahsiyetler etrafında oluşan mazlumiyet mitleri, güçlü iktidarın “yaşam tarzı muhalifleri”ni rahatsız eden uygulamaları, rejim değişikliği sinyalleri, “eksen kayması” tartışmaları, Habur, Oslo, İmralı süreçleri, yeni Anayasa yazımı, velhasıl dörtnala bir gündem.

İntelijensiya, büyük oranda kendisi dışında gelişen ve seyreden bu yakıcı gündeme yetişmeye, kâh itirazlarını dile getirmeye, kâh tasdiklerini sunmaya çalışıyor. Otuz yıldır inşa ettikleri fikrî yapıyı böylesi bir dönüşüm devrinin dinamiklerine uyarlamak, o dinamiklere yön vermek istiyorlar. “Yeni sol” çevrelerdeki teorik hareketliliğin sebebi bu.

Elbette böyle bir tarihi süreçten geçilirken ellerindeki paradigmayla hareket etmeyi tercih ediyorlar, şimdi geri dönüp o paradigmanın temellerini sorgulamanın vakti saati değil, zira dereyi geçerken at değiştirmenin işlerine gelmeyeceğinin farkındalar.

Pratik yararları bakımından belki haklı bir tavır. Ancak teorik doğruluğun zemini pratik fayda mıdır, burası tartışmalı.

Eski Marksistler, Yeni Din

Varılan noktada sol fikirler adeta kutsiyet kazanmış, sorgulanmayan temel kabuller üzerinde dogmatikleşmiş, başka fikirleri yasaklar hâle gelmiş, entelektüel cenahta tahakküm kurmuş vaziyette. “Sakıncalı” ilân edilen görüşlere yaklaşmak yasak, Batı kültürüne endekslenmişiz. Kendi medeniyet geleneğimize sahip çıkmak ayıplanıyor, yaşamsal kodlarımız tukaka. Bir gelecek inşa etmenin arifesindeyiz lâkin bunun fikrî temellerini atacak intelijensiya Batı’yla “symbiosis” hâlinde, münevver dimağlar sahte davaların peşinde bulanıklaşmış.

Alternatif söylem geliştirecek teorik derinlikler yasaklı bölgelerde kalmış, oralara inmek intelijensiyadan, akademik dünyadan aforoz sebebi sayılıyor, dokunan yanıyor.

Demokrasi din; Avrupa kıble; insan hakları ilâhi kanun; AB mescit; “çok-dillilik, çok dinlilik, çok-kültürlülük” yeni teslis; AİHM mahkeme-yi kübrâ; “ilerleme raporları” amel defteri; solcular cemaat; nümayiş ibadet…  Herşey tastamam,  cümlesi sorgudan muaf. Din ikmâl olmuş, bir tek Tanrı yok, zira ateizm ispattan ârî.

Eski Marksistler, otuz yılda oluşturdukları “yeni sol paradima”yı münazaradan münezzeh tutarak bir nevi skleroza yol açıyorlar, temeller sorgulanmadıkça fikirler kemikleşiyor, akıllar dumura uğruyor, aydın kesim kendi putlarına tapar hâle geliyor, o putların dört yanına entelektüel mahalle baskısından ve kerâmeti kendinden menkul bir evrensellikten örülü dokunulmazlık duvarları dikip yeni bir Kâbe oluşturuyor, etrafını tavaf edip duruyorlar: yeniden peygamber gerek!

Maziyi âtiye bağlayacak hâl içler acısı. Şüphesiz bu yeni paradigma sloganlardan uzak bir felsefî derinlikle baştan sorgulanmalı ve bir yandan sol fikrî tahakkümün savunma mevzilerinde yarık açarken, bir yandan baş aşağı duranı kıyâma kaldırmalı.

Yaygın kabulleri, karşı çıkılmaz doğruları cesaretle ele alıp, akıntıya karşı sorgulayıcı kalmak ve geleceği inşa sürecinin bozulmuş ayarlarını kültürel kodlarımıza ve medeniyet misyonumuza uygun şekilde silbaştan kurgulamak: günümüzde gözündeki ideolojik perdeyi azıcık olsun aralamak isteyen aydına düşen başlıca ödev budur. Ancak bu ödevin neden bu denli yakıcı önemde olduğunun ve mevcut hâlin yakın tarihimizin hangi süreçlerinden kaynaklandığının idraki için en azından son otuz-kırk yıllık sürece kuşbakışı bir göz atmak gerek. Ne oldu da intelijensiya bu hâle geldi?

(DEVAM EDECEK)

Hüseyin Atacan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

itici güç olmuştur. Medeniyet sırası ile önce (Yunan) Atina, sonra Bağdat (Ve Endülüs), son olarak Batı Avrupa’da, ilime önem verilen yerlerde doğmuş, gelişmiştir. Ve nihayetinde İngilizlerin (Avrupalıların) kurucu ortak oldukları ABD’ye taşınır. Geldik konuya; Modern filozofların neredeyse tamamı, Eflatun’un ağacında (anlayışında) yetişen meyvelerdir. Batı dünyası insana halen; Eflatun’un meyvelerinin, salatasını, reçelini sunmaya devam etmektedir. Sanayi devrimi, kapitalizmi; çoğalan işçiler ve işçilerin sömürülmesi, komünizmi; tıkanan ekonomi- sömürü; serbestleşmeyi getirmiştir. Ne anlatmak istedik? Sorunun temelinde paylaşmamak (ve faiz) vardır. İnsanlığın (Özellikle Batının) sorunu buradadır. Yarının dünyası, paylaşmayı zorunlu kılmaktadır. Çünkü birinin mutluluğu, diğerinin huzuruna, tokluğuna bağlıdır. Bu nedenle; tüm, 'izm’ler gerçeğinde bilinçli aldatmacadır. Hepsi, değişme dönemlerinde lezzetlerini Eflatun’dan alırlar. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 04.01.2010 12:24
 

Zenginliği görerek bunu ülkelerinde anlatırlar. Bundan sonrasını, izninizle özetlersek; Batıda o dönem etkin olan kilise, aç olan halktan kurtulmak için Kudüs’e (dini nedenleri) bahane ederek ünlü Haçlı Seferlerini başlatır. Halk, bu seferlerde doğu’yu gözleriyle görür ve gelişmeleri ülkelerine taşır. Bu arada İspanya’da, Endülüs (Emevi) Devleti,’de, itici güç olarak, ülkedeki gelişmeleriyle, Hıristiyan âlemini uyandırır. Peki, Uyanmada etkin olan nedir? a) Gezen İtalyan tüccarları, b) Luther’in kilisenin uygulamalarına karşı bildirisi. Meraklıları bilecektir. Luther’in bildirisinin içeriği sanki İslam'ın ilkeleridir. Avrupa'da oluşan yeni anlayış, İngiltere’ye ilk (sanayi) devrimini yaptırır ve Batı Avrupa’da güçlü bir orta sınıf oluşur. Fransa ihtilalını yapan da bu orta sınıftır. Bu arada gözden kaçan bir noktayı açıklarsak; İslam medeniyetinin doğuşunda ve yükselişinde nasıl ilim-ilim adamları öncü olmuşlarsa; İtalya-İngiltere-Fransa’da, kurulan bilim akademileri de yükselişe

Canmehmet 
 04.01.2010 11:52
 

Değerlendirmeleriniz isabetli, uslubunuz da akıcı. Sosyalizmin batıdaki serencamını çok güzel izah etmişsiniz. Ülkemizde, kendilerini yeniden tanımlaması gerekenlerin, tesbitlerinize ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Yazınızı okurken bunun, sıradan bir blog yazarının eseri olamayacağını düşünmüştüm. Sayfanızdaki "Hakkımda" kısmına baktığımda yanılmadığımı gördüm. Bu yazınızı ve devamını herkese tavsiye ediyorum. Selamlar.

Hüseyin Atacan 
 28.12.2009 14:54
Cevap :
Hocam çok teşekkür ederim. Selamlar.  29.12.2009 18:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 949
Kayıt tarihi
: 13.12.09
 
 

1972 doğumluyum. Galatasaray Lisesi mezunuyum. İstanbul Üniversitesi'nde lisans eğitimimden sonra bi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster