Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '07

 
Kategori
Özel Günler
Okunma Sayısı
1617
 

Yeni olan yıl değil, siz olun!

Yeni olan yıl değil, siz olun!
 

Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret edemeyen insan, yeni okyanuslar keşfedemez” demiş Andre Gide...

Bir çocuğun yüzüne bakıp iç geçirdiğiniz zamanlar oluyor mu? Ya da şu cennet diye bahsedilen yerin kapılarını açmayı hiç hayal ediyor musunuz?

İşlerin ve hedeflerin peşinde koşarken “hayat” diye şahane bir şeyin olduğunu unutuyoruz çoğu zaman... Bazen mutluluğu ıskalayıp geçiyoruz, mutluluk bize doğru sarılmak üzere ilerlerken. Bir kadın bir sabah uyandığında yastığının baş ucunda bir gül ve “Seni Seviyorum” mesajı ile uyanmak istiyor. Bir erkek, sevildiğini ve onaylandığını bilmek istiyor.

İçimizde yankılanan sevginin sesini duymak istiyoruz aslında...

İlişkiler de bu nedenle yok mu? İlişkilerin temeli bizim kendi ihtişamımıza aynalık etmek ve bize Tanrı’nın içimizde bulunan parçasını hatırlatmak değil mi?

Bazı ilişkiler içimizden birilerine zor anlar yaratmıştır, biliyorum. Ancak bu da olması gerekendir, çünkü içimizdeki Tanrı’yı görebilmek için, kendimizi objektif, yargısız bir şekilde konumlandırmamız önemlidir. Yaşamımızda hoşlanmadığımız yanları geri yansıtan aynalar, “zor anlar”dır. Bu görüntülerin anlamı, yansımamızı açıkça görebilmektir...

Biz yansımayı açıkça gördüğümüzde, aynanın da değişmeye başladığını fark ederiz.

Sık kullanılan, heyecanı hemen söndüren bir avuç kumdur “insanları değiştiremezsin” sözü... Oysa siz aynadaki yansımanızı net bir biçimde gördüğünüz anda, değişmeye ve değiştirmeye başlarsınız.

Artık yavaş yavaş yeni sulara açılmaya başlamışsınızdır...

İnsanlara tepki gösterme biçiminizi değiştirdiğinizde, insanların da değiştiğini görürsünüz. Bir kez o aynada kendimizi görüp dersi kavradığımızda, ortaya yeni bir ilişki çıkacaktır. Artık aynada yeni bir kişi belirmektedir.

Yansımalardan bazıları bir ilişkinin sonunu işaret ederken, bazıları için bir üst seviyeye yolculuk başlamış olacaktır. Hangisinin daha iyi olduğuna ilişkin bir yargıda bulunmamak gerekir, önemli olan yansımayı görüp kabul etmektir.

Bir ayna olarak ilişkilerde, taraflardan biri değişim gösterdiğinde, ayna da (yani partneriniz de) yeni yansımayı göstermeye gönüllü olmalıdır. Yeni bir yansımayı göstermek istemeyen bir ayna, ebediyen sınırlı bir ilişkiye saplanıp kalır. Böyle bir durumda, coşkunca akan bir nehir çağlayanla birleşip akacakken, yavaş yavaş kurutulmuş olur.

Akışın sağlanabilmesi, hayat denen mucizeyi kavrayabilmek, mutluluğu koşulsuz hissedebilmek için bağışlamak, yargılamayı bir yana bırakmak ve anlayışı merkeze oturtmak gerekir.

Böylece eski kıyıdan uzaklaşıp, yeni okyanuslar keşfederiz...

Yol bazen uzun ve yorucu gelebilir ama başarılı kabul edilen insanların hayatını incelediğinizde şunu görebilirsiniz: Başarısız bir insanın öne sürdüğü tüm bahaneler, başarılı kabul edilen insanlar tarafından kullanılabilecekken kullanılmamıştır...

İnsan üretmediği, yaratmadığı, paylaşmadığı, içindeki sevginin gücüne gerçekten inanmadığı zaman ölür.

Yaşamayı yaşanmaya değer kılamadığı zaman gittikçe kurur, sonunda da bir sonbahar yaprağı gibi ufak bir kıpırtıyla dökülür hayat ağacından... Oysa yapabileceğimizin en iyisini yapmak, hiç yapmamaktan ve mazeretler bulmaya çalışmaktan iyidir.

Düşüncelerimiz realitemizi yaratırlar. Aynı şey ilişkiler için de geçerlidir. İlişkiler anlamında karşılaştığımız tek kısıtlama, yine bizden kaynaklanır.

Bazılarımızın yüzünü, vücudunu güzel bulmaması, bazılarımızın kendini yeterince akıllı bulmaması, “beni kim ister ki?” şeklinde düşünmesi, hayatına çağırdığı insanların onu bulmasını engeller.

Düşüncelerimiz, evrene bulunduğumuz ricalardır. Ve her seferinde evrenden şöyle bir yanıt alırız:

“Ve de öyledir…”

Hayat büyüktür...

Hepimiz için uygun kişilerin bulunduğu bir mucizenin ortasındayız... Onların bizi bulabilmeleri için yalnızlığın konforunu ve yargıyı bir yana bırakmak gerekir.

Bizi hayatı kucakladığımızda, yargılarımızı da bırakırız.

Tümüyle açık ve savunmasız olmaya izin verdiğimizde, kapıların açıldığını görürüz...

Cennete giden kapılar mı? Onların anahtarı sevgidir...

Koşulsuz sevgi...

Biz doğru ve bağışlayıcı bir ayna olmamıza izin verirsek, karşımızdaki aynada Tanrı’nın en büyük yansımanı görürüz.

Andre Gide’in bir başka sözü de şöyledir:

Gerçeğin rengi gridir...

Siyahın ve beyazın ötesine uzandığımızda, gerçeğe de uzanmış oluruz.

İlişkiler gerçekten büyük bir aynadır ve kendimize vermiş olduğumuz en güzel hediyedir.

Bu aynaya yakından bakın, kendiniz için yerleştirdiğiniz derslerin üzerine korkusuzca yürüdüğünüz zaman, yeni olanın yıl değil, siz olduğunu göreceksiniz...

Mutluluk mu?

O bir çocuğun yüzüdür ve daima gülümsemektedir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3507
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster