Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
713
 

Yeni Ortadoğu ve Türkmenler

Yeni Ortadoğu ve Türkmenler
 

Dünyanın en zengin petrol yataklarının bulunduğu ve kaliteli petrolün çıkarıldığı Musul-Kerkük bölgesinde yaşayan Türkmenler, yaklaşık yüz senedir anavatandan ayrılmanın acısını her gün biraz daha fazla yaşıyorlar. Ve devlet kurmada kahraman ceddi gibi usta olan Kerkük Türkmenleri üzerinde şimdilik, gözünü petrol ve dolar bürümüş emperyalistlerin kan kokan sofralarında meze yapılmak için hesaplar yapılıyor.
Bölgenin geçmişine kısaca bir göz atacak olursak:
Başta Bağdat olmak üzere Ortadoğu coğrafyası 1055 tarihinde, Halife El-Kaaim’in emriyle, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey namına camilerde hutbe okunmaya başlanmasından itibaren fiili olarak Türk hâkimiyetine girecektir. Arap yarımadasında yaklaşık 900 yıl idareyi ellerinde tutan Türkler, 1. Dünya Savaşı sonrası bu topraklarını büyük bedeller ödeyerek ve Anadolu gençlerini çöllere gömerek kaybedeceklerdir.

Anadolu ile aynı tarihlerde Türk’e yurt olan Ortadoğu'yu yitirmemizdeki en büyük sebep; İngilizlerin yayılmacı ve sömürgeci dış siyasetleridir. Büyük Britanya idealini ve üzerinde güneş batmayan imparatorluk topraklarını elde tutma ruhunu sürekli canlı tutmak isteyen İngiltere, tek rakip olarak gördüğü Osmanlıyı parçalayarak yok etmek maksadıyla, yüzlerce yıldır kendi halinde yaşayan Bedevi aşiretlerine Arap ırkçılığı aşılayarak emeline ulaşacaktır. Şüphesiz, Bedevi ruhunu harekete geçiren en büyük etken de çuvallar dolusu çil çil İngiliz altınlarıdır.

19.yüzyıl sonlarından 20.yüzyılın ortalarına kadar yani, 2. Dünya Savaşı’nda Almanlar İngilizlerin balonunu söndürene dek Ortadoğu’da tek etkili harici güç Britanya İmparatorluğudur. Osmanlılar mukaddes toprakları kaybetmemek amacıyla İngilizler ve Bedeviler ile değişik cephelerde bitmek bilmeyen kanlı bir mücadeleden sonra Anadolu’ya çekilmek mecburiyetinde kalacaktır.

Söz konusu devirde yaygın olarak söylenen “Her taşın altından İngiliz çıkar” deyimi, çok doğru bir sözdü. Günümüzde ise kan ve vahşetin eksik olmadığı Ortadoğu’da, hangi taşı kaldırsanız onlarca devlet ve istihbarat örgütlerine rastlarsınız. Dünyada ne kadar gelişmiş ve gelişmekte olan ülke varsa Arap ülkelerini karıştırmak için canla başla çalışıyor. İngilizler Ortadoğu’da hiçbir zaman huzurlu bir ortam olmaması için yapay devletçikler kurarak mevcut ortama zemin hazırlamışlardı.

İsrail’in, Irak kuzeyinde çok etkili olduğu ve terör örgütleri ile uzun zamandan beri irtibatlı olduğu bilinen bir gerçektir.

1950’li yıllardan itibaren bölgede büyük söz sahibi olan ABD’nin de bu gücünü büyük ölçüde koruduğu ve önümüzdeki dönemde de koruyacağı anlaşılmaktadır.

Rusya, Sovyetler Birliği devrinde müttefik olduğu Suriye ile güçlü bağlarını devam ettirmesi sebebiyle, Doğu Akdeniz’de önemli bir deniz gücü bulundurarak bölgedeki etkinliğini sürdürmektedir. 

Başta bölgenin eski mikseri olan İngiltere ve bazı diğer AB ülkeleri (Almanya, Hollanda, Fransa, İtalya, Danimarka, Hırvatistan, Macaristan, Arnavutluk) de Işid’i bahane ederek Irak kuzeyindeki Kürt bölgesel yönetimine hatırı sayılır miktarda silah yardımı yapmışlardır. 2050 yılından sonra dünyanın tek süper gücü olacağı iddia edilen Çin’in ise yaptığı büyük ekonomik anlaşmalarla, Ortadoğu’da söz sahibi olan ülkeler arasında yer almıştır.

Peşmergelerin aldıkları silah yardımları ile bölgede büyük bir güç olarak ortaya çıkacakları kaçınılmaz gibi görünüyor. Işid’in kurulmasındaki sebeplerden biri de, muhtemelen bağımsız Kürt devletine zemin ve bahane hazırlamaktır gibi anlaşılıyor.

Ortadoğu’da kaynayan cadı kazanının şimdilik sakinleşmesi çok zor. Bu kadar Türk ve İslam düşmanı devlet ile istihbarat örgütünün cirit oynadığı bir sahada Türkiye’nin rolü ise hissedilecek kadar az.

Türkiye’nin Ortadoğu’daki güç kaybının ve yetersizliğinin başlıca nedeni Irak ve Suriye’de yaşayan 6 milyonun üzerindeki Türkmen’i örgütleyememesidir. Bağdat kuzeyi ile Türkiye sınırları arasında Kerkük, Musul ve Telafer merkezli Türkmen yerleşim alanlarında 3,5 milyona yakın Türkmen’in yaşadığı biliniyor.

Cumhuriyet dönemi hükümetleri, bu Türkmen varlığına her zaman duyarsız kalmışlar ve görmemezlikten gelmişlerdir. 1991 Körfez savaşından itibaren önemli ölçüde otorite boşluğunun yaşandığı bölgede yaşayan Türkmenler teşkilatlandırılarak düzenli ordu birlikleri teşkil edilmiş olsaydı, bugün hem Türkmenler kendilerini koruyarak güvenli bir vaziyette yaşamış olacaklardı hem de Türkiye’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını gözetebileceklerdi.

Özellikle Irak kuzeyindeki Türkmenlerin muharip ruhlu oldukları ve eğer eğitilirlerse çok güçlü savaşçı olacakları bölgeyi bilen stratejisiler tarafından ifade edilmektedir. Hiçbir güçleri olmadığı halde, IŞİD’in ele geçirmek istediği Amirli’yi Türkmen gönüllülerin canları pahasına savunarak teslim etmedikleri geçtiğimiz hafta gazetelerde haber olmuştu.

Türkiye, güneydoğu sınırlarının hemen bitişiğindeki bu muazzam Türkmen varlığının bir an önce farkına vararak siyasi, askeri ve ekonomik açıdan desteklemeli ve müttefik olarak kazanmalıdır. Aksi halde yarın, Ortadoğu Türkiye ve Türkmenler için oldukça tehlikeli, yaşanmaz bir bölge haline gelebilir.    

Tülay EKER bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 63
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 2713
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Ercişliyim. 2012 yılı içerisinde "Van Gölü Havzası ve Erciş Tarihi" 2015 yılında "Doğu ve Güneydo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster