Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
287
 

Yeni şarkımız: Her gün seçim olsa!

Yeni şarkımız: Her gün seçim olsa!
 

AKP’nin yerel seçimlere dönük olsa da atılımları şaşırtıyor.

TRT 6 ile Kürtçe televizyon, Aleviliğe dönük açılım, İsrail’in katliamını farklı üslupla kınama, Nazım Hikmet’e “vatandaşlık hakkı”nın geri verilmesi gibi politikalar 2009’un “Noel armağanları” gibi.

Bir araştırmada, Türkiye’deki kamu yatırımlarının önemli kısmının seçimlere yönelik yapıldığını okumuştum.

Bu nedenle “Her gün bayram olsa” şarkısını, “Her gün seçim olsa” şeklinde okumak yararlı olacaktır.

Çok değil, iki yıl önce Kürt halkının ana dilinde televizyon yayını yapılmasını istemek en azından “vatan haini” olmakla eş anlamlı bir talep olarak algılanırdı.

Ülkemizin parçalanmasını istemek ve ayrılıkçı örgütün dümen suyunda gitmek anlamına gelen bu talepten dolayı, yargılanmak ve ceza almak sıradan adli işlemlerden biriydi.

Özellikle kendi dilinde bile okuma yazma bilmeyen Kürt kadınları, Kürtçe yemek tarifi ve Kürtçe türkülerin etkisiyle isyan bayrağını çekebilirdi.

Ama yeni yılla birlikte başlayan Kürtçe televizyon yayını bugüne kadar henüz bir “intifada” etkisi göstermediği gibi, devlete olan saygıyı yeniden tesis etme yolunda önemli işlev de görüyormuş.

Bu ve benzeri istemlerden dolayı ceza alanlardan, dışlananlardan devlet adına bir “özür” beklemek çok mu abartılı olur acaba?

Anadolu kültürünün bütün dünyaya ve insanlığa model oluşturan inanç sistemi Alevilik konusundaki açılım da, ilk günden beri tartışmaları beraberinde getirdi.

Bazı Alevi kuruluşları bu açılımı “içten pazarlıklı” bulsa da, devletin yayın organlarında Alevilerin kendilerini anlatmaları, tarihsel ön yargıları değiştirmeye dönük imkan bulmaları az bir şey mi?

Devşirmelerle devlet yöneten Osmanlı’da sistematik şekilde zulme uğrayan, katliamlardan geçirilen Türk göçerlerinin inanç sistemi Alevilik, Cumhuriyet’in kurulmasına, devrimlerin yapılmasına tam destek vermelerine karşın, yine “dışarıda” tutuldular.

Mevcut Sünni inanç sisteminin dışında kalan herkes gibi Aleviler de, sistematik şekilde “öteki”, “inançsız”, “sapkın” yaftalarıyla karalandılar.

Osmanlı’nın kanlı kılıçlarının yerini Kahramanmaraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta kışkırtılan fanatiklerin toplu kıyımları aldı.

Anadolu’da inşa edilen bin yıllık sevgi ve barış anlayışı Alevilik, kendilerine zulmedenlere benzer katliamlarla karşılık vermek şeklindeki tuzağa hiçbir zaman düşmedi.

Bunca yıllık acılı maziden ve baskıdan sonra, Alevilerin ve inanç sistemlerinin “keşfedildiği” yeni bir döneme tanıklık etmek insanı mutlu ediyor.

Televizyonlarda, radyolarda Mevlana’yı, Hacı Bektaş-ı Veli’yi, Yunus Emre’yi, Pir Sultan Abdal’ı, Fuzuli’yi kendilerine rehber edinen inananlardan dinlemek az şey mi?

Nazım Hikmet’e vatandaşlık hakkını iade etmek üzere hazırlanan Bakanlar Kurulu Kararı da böyle bir şey değil mi?

Dünyanın en büyük üç şairinden biri kabul edilen Nazım’ın uydurma siyasi bir kararla vatandaşlık hakkını yitirmesi, her zaman ülkemizin bir ayıbı olmuştur.

Türkçenin ve emek mücadelesinin en güzel, en yiğit şiirlerini yazan bu efsanenin yeniden TC kimliğine alınması, yaşamayan şaire yapılan bir jest değildir.

Bu karar Nazım’a saygı duyan, mücadelesini model alan, inançları için ölüme koşan devrimcilere de ödül değildir.

Bakanlar Kurulu kararı, belki, devletin Nazım’a reva gördüğü bu ilkel tecrit politikasından geri adım atarak, bir tür mahcup “özür” girişimi yapmış olması sempatiyle karşılanabilir.

Ama sosyal demokratlar dahil bunca hükümetin gündemine dahi alınamayan bir kararı hayata geçirmekle, AKP’nin “hayırlı” bir iş yaptığını teslim etmeliyiz.

Son olarak İsrail’in Gazze’deki insanlık suçuna dönük olarak Başbakan Erdoğan’ın söylemleri ve duygusallığı son derece ilgi çekicidir.

Her ne kadar hükümetin başı olarak kendisinden İsrail’e dönük radikal kararlar alması beklense de, her hükümet gibi İsrail’le kurulan stratejik ilişkiyi bir türlü koparamayan AKP hükümetinin, Gazze’ye yapılan katliamlara karşı İsrail için dillendirdikleri önemlidir:

“O bombaların altında ölen çocukların ahı yerde kalmayacaktır. O gözyaşlarında zulmedenler boğulacaktır.”

Evet, “Her gün seçim olsa” ne güzel olurdu.

Bakarsınız bir başka seçimde bütçenin faiz sarmalı kırılır, kamuya daha fazla kaynak aktarılır, işsizlik azaltılır, demokratik haklar geliştirilir, memurların toplu sözleşme hakkı hemen uygulanır.

O halde yeni sloganımız: “Her gün seçim olsun !”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 83
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 681
Kayıt tarihi
: 17.07.08
 
 

Trabzonluyum ve bu kentte yaşıyorum. Kamuda inşaat mühendisi olarak çalışıyorum. Resmi görevimin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster