Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1892
 

Yeni sol partinin hedef kitlesi kimler olmalı?

Yeni sol partinin hedef kitlesi kimler olmalı?
 

Yeni bir sol parti siyasi hayatımızda yerini aldı.

Benim de büyük bir heyecanla beklediğim parti, bilinmezleri de beraberinde getirdi.

Partinin kurulduğu gün gelen, Ahmet İnsel, Fuat Keyman ve Mithat Sancar’ın parti girişimi ile yollarını ayırdığı haberi, açıkçası benim için sarsıcı oldu.

Gerçi bu durum, parti oluşumuna dair henüz olumsuz bir fikir oluşturmama neden olmadı. Hala belirli bir heyecan duyuyor ve beklenti üretiyorum. Ama diğer yandan partinin, daha henüz başlangıç aşamasında bir yol ayrımında ve bir eşik ucunda olduğunu fark ediyorum.

Bu ayrım, partinin hedef kitlesinin ne olacağı ve bu kitleye yönelik ne gibi bir politik söylem üreteceğinde kilitleniyor.

Eğer yeni sol parti, kendisine hedef kitle olarak CHP’ye oy veren kesimi seçerse, yeni partimizin ölü doğan bir bebek olduğunu düşünebiliriz. Bunda birkaç etken var. Öncelikle CHP’nin oynadığı toplumsal kesimin üst sınırları belli. Maksimum %25’lik bir oy dilimi var. Ergenekon davası sanıklarından Gürbüz Çapan’ın geçenlerde güzel bir tespiti oldu ve “Türkiye'de bütün partileri kapatın, tek CHP seçime girsin, yüzde26 oy alamaz" dedi. Gürbüz Çapan’ı siyaseten ne kadar takdir ettiğim ayrı bir konu ama bu tespitine katılmamak mümkün değil.

Yeni sol parti için CHP’nin tabanını hedef kitle belirlemenin tek sıkıntısı, varılacak maksimum oy yüzdesinin düşüklüğü de değil sadece. CHP’den ne kadar oy koparabileceği de meçhul. Çünkü CHP tabanı her ne kadar Baykal’dan memnun olmasa dahi, bugün oy verirken kararını belirleyen şey Baykal’ın kendisi değil, düşman olarak gördüğü siyasi rakipleri. Çünkü şu an CHP’nin geniş tabanı, başka bir partiye oy vermenin, kendi cephelerini bölmekten başka bir işe yaramayacağını düşünerek, istemeyerek de olsa CHP’ye oy vermeye kendisini mahkum hissediyor. Bu nedenle de yeni parti için CHP tabanını çıkmaz bir sokak gibi.

CHP’nin meclis dışında kaldığı 1999 seçimlerini de düşünecek olursak, partiye her koşulda oy veren %10’luk bir kesim var ve bu rakamı son seçimde alınan %21’den düştüğümüzde geriye kalan rakam bir siyasi parti için meclise girmek dışında bir siyasi zafer vaat etmiyor. Kaldı ki, Türkiye’nin içinden geçtiği gerilim ortamında CHP ve Baykal, kendisine kökten bağlı cemaat oranını daha da arttırdı. Söz konusu kitle o halde ki, soldaki yeni parti kurma çabalarını emperyalizmin yeni bir oyunu olarak görecek kadar kemikleşmiş ve sağlıklı algılama yetilerini kaybetmiş durumda. Bu nedenle, o cenahtan alınabilecek maksimum oy oranının %5-6'ı geçmeyeceği ortada.

Yeni sol partinin, CHP tabanını hedeflemesinin daha büyük bir handikabı ise, CHP tabanına hoş görünmek için girişilecek söylem ve politikaların, toplumun diğer kesimlerinden gelebilecek oyların önünü tıkayacak olması. Yüzünü toplumun geneline çevirmekten şiddetle imtina eden CHP’ye benzer söylemler üretmek, onunla aynı hatayı üretmekten öteye geçmeyecektir.

Kaldı ki, şu anki CHP tabanının, bir sol parti tabanına ne kadar yakıştığı da ayrı bir sorun. Toplumdaki çeşitliliği barındırmayan, farklılıklara kapalı ve reddiyeci, bugünü ve toplumsal değişimi anlamak istemeyen bir taban, bir sol parti için ideal bir hedef sayılmaz.

Peki yeni sol partinin hedef kitlesi kim olmalı? Elbette ki, son seçimde en fazla oyu alan partinin kendisi, yani AKP.
Biraz dikkatli bakıldığı zaman kolaylıkla anlaşılacağı üzere AKP’nin oy aldığı toplumsal kesim, AKP’nin siyasi kimliği ile birebir uyuşmuyor. Hatta AKP’nin oy aldığı her üç kişiden ikisi için bu tespiti yapmamız mümkün.

Türkiye’de 1990’lı yıllarda ağırlıklı olarak yapılan bir balon kitle tespiti vardı ve bu tespit son derece doğruydu. Bunun için, 1989 ve 1994 yıllarında gerçekleşen İstanbul Belediye Başkanlığı seçimleri oldukça iyi bir örnektir. O seçimlerde sadece iki partinin oylarında büyük oynama olmuştu. ANAP (23, 70 – 25, 30), DYP (15, 83 – 13, 52) ve DSP (13, 57 – 14, 41) ’nin her iki seçimde de aldığı oylar hemen hemen aynıydı. Ama SHP 1989 aldığı 35, 66’lık oy oranı 1994’de 16, 97 düşmüş, Refah Partisinin 1989’da aldığu 10, 75 oranındaki oy, 25, 30’a çıkmıştı. Kolaylıkla göründüğü üzere SHP’den umudunu kesen gecekondu kesimleri (%15’lik bir oran) yeni tercihini Refah Partisinden yana kullanmışlardı.

Bu tercihlerini ideolojik ya da ciddi teorik temeller üzerinden şekillendirmeyen, sadece beklentiler ve sisteme entegre edilme umudu üzerinden şekillenen bir kitlenin varlığını gösteriyordu. Bugün karşımızda aynı toplumsal kesim yok. AKP, o toplumsal kesimlerin geniş bir kısmını orta sınıf katmanına, sistemden nemalanan toplumsal sınıf noktasına yaklaştırdı. Kitleselleşmesinin de arkasında yatan bu oldu. Bu kitlenin beklentileri farklılaşsa da, balon kitle olma vasfı çok fazla değişmedi.

Yeni kurulan sol partinin bu toplumsal kesimin röntgenini iyi çizmesi ve kendi doğruları ile bu toplumsal kesimin gerçekleri arasında bağlantıyı kurabilmesi gerekiyor. Bununla ilgili birkaç temel çizgiyi şu andan çizmek mümkün.

İlk olarak, yeni kurulan sol partinin, toplumdaki tüm farklılıkların ve bireysel tercihlerin güvencesi olduğunu hissettirmesi, hatta bunu son derece açık bir şekilde deklare etmesi gerekiyor. İktidara geldiği durumda, iktidar gücünü, toplumu kendi iradesi dışında değiştirme uğraşına girmeyeceğini taahhüt etmeli. Çünkü toplumdaki geniş kesimlerin “sol” denilince aklına gelen tek şey, hayatlarına istekleri dışında müdahale edilecek olması. Oysa, söz konusu toplumsal kesimin şu an en büyük beklentisi, kişisel tercihlerine dair temel özgürlüklerine sahip olmak ve bunlardan dolayı ayrımcılığa maruz kalmamak.

Bu sıkıntı aşıldıktan sonra, bu toplumsal kesimin AKP ile bağları daha da zayıflayacaktır çünkü CHP dayatmacılığından çekinerek AKP’ye yaklaşan bu kitlenin, özellikle ekonomik ve sosyal haklar konusunda AKP’ye içten içe itirazlar var. Bu toplumsal kesim, ekonomiyi geliştireceğini, artan refahın daha eşit ve adil paylaştırılacağını, sosyal yaşamın daha özgürlükçü ve demokratik olacağını vaat eden bir partiye yaklaşması hiç de zor olmayacak. Çünkü bahsettiğimiz toplumsal kesim, giderek orta sınıf karakteri kazanan bir yapı.

Tüm bunları düşündüğümüzde, yeni kurulan sol partinin söylem ve politikalarının renginin ne olması gerektiğini kararlaştırmak biraz daha kolaylaşıyor.

Murakami bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kimiz? Onu anlamadım ben. Beni ne olarak tanımlıyorsunuz? Demokrasinin ne olduğunu ne olmadığını çok iyi biliyorum. Bunu ayıredecek de idrak gücüm var dostum. Bu ülke üzerine olan kopmloları ve bunların sonuşlarını eminim siz de biliyorsunuz. Herşeyi çok görüyorsunuz da neden sonuç bağlamında oluşan olayların sonuçlarından yola çıkıyorsunuz. hatanız burda... Ben sizi hoş görüyorum çünkü siz de bir sonuçsunuz. Sizi böyle düşündüren nedenleri sorgulamıyorsunuz. Siyasi tarihimizde olanlar da etki tepki şeklindedir. Şimdi oturuyoruz tepkileri konuşup duruyoruz. ETKİLERİ değil devamlı tepkileri eleştiriyorsunuz. CHP üzerine sürekli sistematik antipropaganda var ve siz de bunun parçası oluyorsunuz. Bu da yıllardır bu ülkede değişmeyen bir oligarşinin altyapısını oluşturuyor. 60 yıldır iktidar yapılmamış CHP nerdeyse herşeyin sorumlusu yapılıyor. Bu sistematik propagandaya medya da çanak tutuyor. Bu sitede bile editörün önerilerinin bile tercihlerinde görülüyor bu. Başarılar

Ayhan ÖZTÜRK 
 23.03.2010 2:29
 

bu arada 10 aralık hareketi'nin de ayrıldığından söz etmemişsiniz. eklemek isterim (10 aralık'ın içinden biri)...

Eren Aksoyoğlu 
 19.03.2010 17:27
Cevap :
Evet Sayın Aksoyoğlu, bilgim var ve haklısınız eklesem daha doğru olurdu. Ama 10 Aralık hareketinin ayrılığı biraz daha eski haber olarak değerlendirdiğim için, son gelişmeler üzerine kaleme almıştım yazımı. Hatta 10 Aralık Hareketinin çekilme haberini sizden aldım. Facebook'ta yer alan "Sol Ne Demek Anne" sayfasından gelen, 2 şubat tarihli, sizin adınıza kayıtlı mesajla öğrenmiştim. Mesajda tek somut sebeb olarak grupsal tutum ve davranışların aşılamaması gösterilmişti sanki. İlginiz ve katkınız için teşekkür ederim...  20.03.2010 18:31
 

Devrimcilik ve ilericiliktir. Ve solcuğun kemalizme bulaşması da çok normaldir. Kemalizmi böyle aşağılar tavırları olanlardan da nefret ediyorum açıkça söyleyim. Sırf değişik olmak adına söylenen laflar bunlar. Ne apralmışlar ki o insanlar bu uğurda ne acılar çekerek bu ülkeyi bu saçma insanlara bırakmışlar. Yazık o emeklere..Ülkesini bu kadar sevmeyen insan Uganda'da bile yoktur. Yazık..Başınıza taş düşse suçlusu Mustafa Kemal diyecekseniz nerdeyse. Adamlar olamaz denilen şekilde kurmuş bu ülkeyi alıp ileri götürmenin yollarını arayacağınıza çamur atıp duruyorsunuz. Çok yazık söyleyecek söz bulamıyorum. Bu ülke adına kılını kıpırdatmayanlar şimdi uzaktan martaval okuyorlar. Liderlerini ve geçmişini bizim kadar aşağılayan ve bunun üzerine politik fikir üreten başka bir topluluk yoktur. Resmen adama Hitler muamelesi yapıyorsunuz. Çok ayıp..

Ayhan ÖZTÜRK 
 19.03.2010 13:38
Cevap :
Sayın Öztürk, Mustafa Kemal'i Hitler yapan, onu ikinci dünya savaşının faşist liderlerinin sınıfına sokan benim zihniyetim değil sizin zihniyetiniz. Zihinlerinizdeki Atatürk algısı o kadar diktatör bir lider algısı ki, o düşünce üzerinden Türkiye'yi yıllarca darbelere mehkum ettiniz. Şimdi ortalık biraz durulur gibi olunca, cümbür cemaat darbecilik sıfatından sıyrılmaya çalışıyorsunuz ama yetmiyor, eldeki malzeme kurtarmıyor. İkinci Dünya savaşı sırasında "Atatürk'ü en iyi anlayan lider Hitler" manşetini atan, "Milliyetçliğimiz Alman miliyetçiliğine benzer" teorileri sayıklayan başkaları değil, bizzat Cumhuriyet Gazetesinin kendisi. Kemalizm Mustafa Kemal'le ilişkisi nerdeyse kalmamıştır. Devlet içinde odaklanmış bir grubun kendisini iktidar kılmak için ortaya attığı bir doktrinin adıdır ve Mustafa Kemal'i kendilerine koltuk değneği yapmaktadırlar. Sizde biraz farklı olmaya çalışsanız, bu bayağılıktan kurtulsanız ne güzel olur. Modern toplum özgür bireylerle kurulur, sürülerle değil,  20.03.2010 18:25
 

yöneten bir merkez olmadığı fikrinize çok şaşırdım. Adamlar artık gözümüze soka soka yapıyor bazı şeyleri ve biz hala " yok yok öyle birşey yok " deme inadımızı sürdürüyoruz. "Buzullar eriyecek ve İzlanda önemli geçiş noktası olacak ve Çin bu nedenle bu bölgeye yatırımlar yapıyor" fikrine inanan birinin buna inanmaması çok ilginç. Ayrıca ABD açıklarını kapatmak için parayı kimden alacaktı? Paranız ve kredi borçlarınız var diyelim. Parası olmayan birine mi gidersiniz yoksa size kredi vermesi muhtemel olan parası olan birine mi? ABD de parası olana gitmiş ondan bunu talep etmiştir. Yoksa Çin ABD'yi çok sevdiğinden değildir. Bu düzen şimdilik ÇİN'in işine gelmektedir. İşler yavaş yavaş terse dönebilir. Sizce ABD'nin bu bölgeye doğru ( Yani Çin'e kadar uzanan orta Asya'ya) ilişkin porjeleri yok mu? Ve bugünlerde yaşanan siyasi gündemler kendiliğinden AKP tarafından ortaya atılan fikirler midir? Gözlüğünüzü değiştirin artık derim ben. Başarılar

Ayhan ÖZTÜRK 
 18.03.2010 15:23
Cevap :
Sayın Öztürk, dünyada her ülkenin, güç merkezinin kendine dair hesapları vardır. Uluslarası politikalar bu güç merkezleri arasında olan denge üzerine şekillenir. Ama bu dengenin kendisi, herhangi bir güç odağının planladığı herşeyi hayata geçirmesinin önüne geçer. ABD ne dün her istediğini yapabiliyordu ne de bugün. Planladıklarının bir kısmının gerçekleşiyor olması her istediğinin gerçekleştiği anlamına gelmez. Bu Çin için de böyle olacaktır. ABD Çin'e ne kadar borçlu olursa olsun, kendisine ait bir güç merkezi olarak var olacaktır. Borçlu olan ülkenin bağımsızlığını kaybedeceği teorisinin yanlışlığı buradan bile gözükür. Örneğin ben, 30 yıldır "Kıbrıs ha satıldı, ha satılacak" masalı duyuyorum ama bugün bakınca hiç de o tip bir gelişme yaşanmadığını, bunun içe kapanmacı bir zihniyetin yalanı olduğunu bugün görüyorum. Şu bürokrasinin daimi iktidarı için oluşturulan Kemalizm doktrinine bulaşmış solculuktan kurtulduğunuzda sizde bunu kolaylıkla fark edebilirsiniz, selamlar saygılar  19.03.2010 8:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1791
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster