Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '12

 
Kategori
Alternatif Enerji
Okunma Sayısı
2228
 

Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu Sonuç Bildirisi

Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu Sonuç Bildirisi
 

Makine Mühendisleri Odası tarafından 21-22 Ekim 2011 tarihleri arasında Kayseri'de düzenlenen Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu için Sonuç Bildirgesi yayınlandı.

Yenilebilir Enerji konusunda ülkemizin durumunu gösterir çok tarihi bir belge niteliğinde.

Eğer yenilebilir enerji kaynaklarına akıllı yatırımlar yaparsak bu ülkenin suyundan, güneşinden, rüzgarından, bitkisinden, termal suyundan nasibimizi daha çok alacağız ve ülke kalkınması daha da hızlanacak. Bir ülke için tarımın gücü ne ise yenilebilir enerji de odur.

Makine Mühendisleri Odasını bu çok değerli çalışma için kutluyorum.

--**--


Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu Sonuç Bildirisi

TMMOB Makina Mühendisleri Odasınca düzenlenen VI. Yeni ve Yenilenebilir Enerji
Kaynakları Sempozyumu 21–22 Ekim 2011 tarihlerinde Kayseri Hilton Otelde; ETKB,
EPDK, EİE, TÜBİTAK, Pankobirlik, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Dünya
Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi, Halk Bankası, Kalkınma Bankası, KOSGEB gibi
kurumsal katılımlar da olmak üzere yaklaşık 1.200 kişinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir.
TMMOB Makina Mühendisleri Odası Kayseri Şube yürütücülüğünde gerçekleştirilen
Sempozyumda iki gün boyunca toplam 11 oturumda akademisyenler, uzmanlar, kurum ve
kuruluşlar tarafından 71 bildiri sunulmuştur. Ayrıca Sempozyumun ikinci gününde
“Yenilenebilir Enerji Yasasının Enerji Yatırımları ve Ekipmanlarının Yerli Üretimi
Konusunda Yarattığı İmkânlar” paneli düzenlenmiştir.

Yeni ve yenilebilir enerji alanında dünyadaki yeni teknolojik gelişmelerin tartışılmasını,
günlük yaşama indirgenmesini, güncel uygulamalar konusunda ülkemizde bilgi birikimi ve
bilinç düzeyinin artırılmasını amaçlayan; bu doğrultuda bilimin ve tekniğin halkımıza
ulaştırılması yolundaki Oda çalışmalarının sunulduğu VI. Yeni ve Yenilenebilir Enerji
Kaynakları Sempozyumunda ulaşılan aşağıdaki değerlendirme ve sonuçlar kamuoyunun
bilgisine sunulmaktadır.

Dünyada son yıllarda yaşanan birçok gelişme doğrudan ve dolaylı olarak yenilenebilir enerji
kaynaklarının teknolojileri, bu kaynaklardan enerji üretim maliyetleri ve piyasa payları
üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Geçtiğimiz yıl dünya çapındaki bazı kazalar ve olaylar
fosil enerji kaynaklarına ve hatta nükleer enerjiye yüksek bağımlılığın; güvenlik, ekonomi ve
insani maliyetlere etkisini bir kez daha ortaya koymuştur. Meksika Körfezindeki petrol
sızıntısının neden olduğu büyük hasar, ekonomiyi ve bölge insanını etkilemeye devam
etmektedir. Japonya Fukuşhima’daki nükleer felaketin yıkıcı etkilerinin yüzyıllarca süreceği
bilim insanları tarafından belirtilmektedir. Bu nedenle özellikle bu talihsiz olay, pek çok
ülkede nükleer enerjinin rolünü yeniden düşünmeye yol açmıştır. Almanya gibi ülkeler iklim
değişikliği hedefleri doğrultusunda; nükleer enerjiyi yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği
ile ikame etmek üzere planlarını kamuoyu ile paylaşmaktadır. Dünyadaki bu son gelişmeler
sonrasında oluşan nükleerin tedrici olarak devreden çıkarılması alternatifi tartışılırken, açığın
nasıl kapatılacağı hususunda dikkatler yine yenilenebilir kaynaklara dönmüş durumdadır.
Son birkaç yılda sıkı iklim değişikliği hedef ve politikaları nedeniyle yenilenebilir enerji
kaynakları, çok yüksek bir küresel performans göstermiş ve REN21’s Renewables Global
Status Report (GSR), 2011’de belirtildiğine göre 2010`da nihai enerji tüketiminin yaklaşık %
20`si bu kaynaklardan karşılanmıştır. Yenilenebilir enerji kaynakları kurulu gücü, toplam
dünya kurulu kapasitesinin dörtte birine ulaşırken elektrik üretiminin de hemen hemen beşte
biri yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmiştir. Yine aynı rapora göre dünyada
yaşanan ekonomik durgunluğa rağmen, toplam enerji yatırımları içindeki yenilenebilir enerji
ve yakıtlarla ilgili yatırımlar, 2010 yılında yeni bir rekor kırmıştır. Bir önceki yıl 160 milyar
dolar olarak gerçekleşen yatırımlar, % 32 artış ile 211 milyar dolara ulaşmıştır. Bu durum,
küresel olarak fosil yakıtların üretiminin ve tüketiminin yaklaşık yarım trilyon dolar gibi
büyük bir bedelle sübvanse edildiği bir dönemde gerçekleşmiştir.

Dünya enerji sektörü, iklim değişikliğinin korkulan sonuçları nedeniyle radikal bir yapısal
değişimin eşiğindedir. Özellikle yeterli fosil kaynaklara sahip olmayan ve enerjide dış
bağımlılığı artan sanayileşmiş ülkeler bu radikal değişim sürecinde, hem güvenli enerji
kaynaklarına yönelme hem de yenilenebilir enerji ve temiz teknolojileri satma yoluyla
ekonomilerini güçlendirerek krizi fırsata çevirmeye çalışmaktadır. Önümüzdeki dönemde
dünyanın güçlü ülkeleri bir yandan fosil kaynaklar üzerindeki etkinliklerini sürdürmeye çalışırken, diğer yandan yeni teknoloji pazarındaki paylarını artırmak üzere rekabet edeceklerdir. Teknoloji pazarındaki en önemli gelişme de Çin’in bu pazarda gittikçe güçlenen pozisyonudur. Yenilenebilir enerji kaynaklarında en fazla üretim kapasitesi artışı yapan Çin, yenilenebilir enerji kaynakları ekipman üretim piyasasında rüzgar ve PV (fotovoltaik) ekipman üretiminde öne geçmiş, böylece bu alanda öncülük Avrupa`dan Asya`ya kaymıştır. Yenilenebilir enerji yatırımlarında yer alan farklı bileşenlerin üretiminin, istihdam üzerinde de çok önemli etkileri bulunmaktadır. Bu şekilde dünyada artan yenilenebilir enerji yatırımlarının milyonlarla ifade edilen istihdam yarattığı hesaplanmaktadır.

Görüldüğü gibi yenilenebilir enerji, bir zamanlar petrolde olduğu gibi ekonomiler için çok
yönlü olarak yarattığı etkilerle enerji sektöründe önemli bir bileşen haline gelmeye
başlamıştır.

Ülkemiz yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin potansiyele sahiptir: Hidrolik
kaynaklar potansiyeli 35 000 MW (135 Milyar kWh/yıl elektrik üretimi), rüzgar enerjisi
potansiyeli 48 000 MW (130 Milyar kWh/yıl elektrik), Jeotermal potansiyel 31 500 MW ( bu
potansiyelin 600 MW’ı elektrik üretimine uygun), biyokütle 8,8 MTEP (1,3 Milyar kWh/yılelektrik)
ve güneş enerjisinde 80 MTEP’tir (380 Milyar kWh/yıl-elektrik). 2010 yılında
210,18 Milyar kWh olarak gerçekleşen toplam elektrik üretiminin % 24,5’i hidrolik, % 1,35’i
rüzgar, % 0,47’si jeotermal kaynaklardan karşılanmıştır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi konusunda son yıllarda önemli yasal
düzenlemeler yapılmıştır. 2011 yılı ortası itibarı ile kurulu güçlerde, hidrolik enerjide 16 029
MW, rüzgarda 1 597 MW, biyokütlede 125 MW, jeotermalde ise 154 MW`a ulaşılmıştır.
Potansiyelinin oldukça önemli bir bölümü hala değerlendirilmeyi bekleyen yenilenebilir enerji
kaynaklarının, Türkiye’nin enerji bağımsızlığında önemli bir rol üstlenebileceği kesindir.
Enerji bağımsızlığı savaşını kazanmak Türkiye`nin önündeki önemli bir görevdir. Enerji
ithalatı ve ithal teknoloji bağımlılığı, Türkiye`nin dış ticaret dengesi üzerinde olumsuz etki
yaratan en önemli faktörlerdir. Bu alana mutlaka müdahale gereklidir. Mevcut yenilenebilir
enerji kaynakları potansiyelini değerlendirmek üzere her yıl bir kaç milyar dolarlık yatırım
yapılması gerektiği düşünüldüğünde mutlaka stratejik bir yaklaşım ortaya konulmalı, her bir
kaynak için verimlilik standartları belirlenmeli ve kabul edilebilecek alt limitler
belirlenmelidir.

EPDK analizlerine göre Türkiye’nin 2010–2030 döneminde önemli bir bölümü yenilenebilir
enerji olan enerji yatırımı ihtiyacı toplam olarak 225–280 milyar dolardır. Bu büyük tutarın
azami bölümünün yurt içinde kalabilmesi için enerji üretim ekipmanlarının yerli üretiminin
yanı sıra, enerji yatırımlarında ihtiyaç duyulan tasarım, avan ve detay mühendislik, teknik
işgücü ve müteahhitlik hizmetlerinin yerli kuruluşlarca yurt içinden karşılanması esas
olmalıdır. Ülkemizde yeterli ve donanımlı teknik eleman ve işgücü bulunmasına rağmen
projelendirme ve tasarım konularında yabancı firmalara büyük bedeller ödendiği, özellikle
hidroelektrik enerji santrallerinin elektromekanik teçhizat bedeli olan % 18 ile % 26 arası bir
bedelin proje ve tasarım ücreti olarak yabancı firmalara verildiği ve bu tutarların enerji
yatırımları içinde milyarlarca dolara ulaştığı dikkate alınarak, bu durumun aşılması için
üniversite ve sanayi işbirliği ile proje-tasarım konularında çalışılmalıdır
TÜBİTAK, üniversiteler, üretici sanayi kuruluşları, meslek örgütlerinin katılımıyla; rüzgar
türbinleri bileşenlerinin, fotovoltaik panellerin, yoğunlaştırmalı güneş elektrik üretim
sistemleri bileşenlerinin, jeotermal ve biyokütle ekipmanlarının, hidrolik türbinlerin,
kazanların yurt içinde üretimini öngören strateji ve planlar geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.
Enerji sektörü içinde yenilikçi bir organizasyonla kamu yol gösterici ve yönlendirici
olmalıdır.

Son zamanlarda uluslararası finans kuruluşlarının özelikle yenilenebilir enerji için Türkiye’ye
sundukları cazip finansman olanaklarının arkasında yeni bir “teknoloji pazarı” yaratma ve bu
pazara gelişmiş ülkelerde imal edilen ürün ve ekipmanları satma düşüncesinin bulunduğu
unutulmamalıdır. Türkiye yenilenebilir potansiyeli yüksek bir ülke olarak, gerekli yatırımlar
için politikasını düzenlerken bu teknoloji pazarında kendi teknolojisi ile var olmalıdır.
Hızlı bir sürece giren yenilenebilir enerji yatırımlarının yerli üretimle yapılması önemli
ekonomik ve sosyal etkilere sahiptir. Yerli üretimi desteklemek üzere 6094 sayılı Kanun
Değişikliği ile getirilen yerli üretime ilave teşvikler konusu özellikle güneş enerjisi
sektörünün yeni gelişmeye başladığı ülkemizde önemli bir husustur. Bununla birlikte
Kanun’la yerli üretim konusunda sağlanan teşvikler, yenilenebilir enerjiden elektrik
üretiminin yaygınlaştırılmasını sağlamaya yönelik dolaylı teşvik niteliğindedir. Daha
doğrudan ve etkin teşviklere ihtiyaç duyulmaktadır. Yerli yenilenebilir enerji endüstrisinin
gelişimini doğrudan destekleyecek ve imalat endüstrisi için uygun bir ortam yaratacak -yerli
işgücüne ödenen ücretlere vergi muafiyeti, güneş teknolojisi alıcı ve satıcılarına uygulanacak
KDV veya gelir vergisi indirimleri, Ar-Ge destekleri, yerli ara malzeme ve bileşen
üreticilerine uluslararası kalite ve standartta üretim yapmalarının ve ürünlerinin kalite ve
güvenirliğini teşvik edecek uluslararası test ve sertifikasyon programlarına katılımları
yönünde ilave destekler de verilmelidir. Bu şekilde hızlı bir teknoloji gelişimi de
sağlanabilecektir. Yenilenebilir enerjinin daha fazla ve hızlı olarak sisteme dahil olması için
bir Ar-Ge stratejisinin de belirlenmesine ihtiyaç bulunmaktır. ENAR programı stratejisi
açıklanmalıdır.

Yatırım süreçlerinde, kamunun düzenleyici uygulamaları ve denetleyici rolü önemlidir. Son
günlerde HES’lerde yaşandığı üzere, bölge halkının haklarına ve yararlarına tecavüz eden,
doğal çevreyi suiistimal eden ve tarımsal alanları, sit alanlarını, meraları ve orman alanlarını
yok eden girişimlerin yarattığı problemlerin halkın ve doğanın çıkarları doğrultusunda
çözümü sağlanmalıdır. Bu sorunların son aylarda yarışma süreci tamamlanan rüzgar enerjisi
projeleri olmak üzere diğer yenilenebilir enerji projelerinde de yaşanmaması için gerekli
önlemler halkın görüşleri ve istemleri göz önüne alınarak alınmalıdır. Yenilenebilir enerji
kaynakları yatırımlarına halkın gösterdiği haklı yerel tepkilerde bir artış gözlenmektedir.
Enerji yönetimi bu konuya eğilerek çevresel tahribata yol açan yatırımları yakından izlemeli
ve gerekli önlemleri hızla almalıdır.

Dünyadaki teknolojik gelişmeleri göz önüne alarak ülkemiz koşullarına uygun bir
yenilenebilir enerji stratejisi ve faaliyet planının ivedilikle hazırlanmasını ve bu plan ve
stratejilerle uyumlu desteklerin ivedilikle yaşama geçirilmesinin önemine bir kez daha vurgu
yapmayı görev biliyoruz. Bu noktada ülkemiz yetkililerini dışa bağımlı enerji politikalarından
uzaklaşmaya, serbestleştirme ve özelleştirmeyi değil kamusal planlama ve üretimi esas
almaya, yerli kaynak kullanımına öncelik vermeye ve halkın ve sanayinin üzerindeki mali
yükleri almak üzere enerji maliyetlerinin düşürülmesi için gerekli önlemleri alınmalıdır.

Öneriler:

1. Enerjiden yararlanmak çağdaş bir insan hakkıdır. Bu nedenle, enerjinin tüm
tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir şekilde
sunulması temel bir enerji politikası olmalıdır.

2. Türkiye bugüne kadar enerji ihtiyacını esas olarak yeni enerji arzı ile karşılamaya
çalışan bir politika izlemiştir. Dağıtımda, kaçaklarla birlikte % 15 civarındaki kayıplar
ve nihai sektörlerde yer yer % 50’nin üzerine çıkabilen enerji tasarrufu imkanları göz
ardı edilmiştir. Enerji ihtiyacını karşılamak üzere genelde ithal enerji kullanılmış ve
ithalata dayalı yüksek maliyetli yatırımlar yapılmış, diğer yandan enerji kayıpları
devam ederek, enerjideki dışa bağımlılık Türkiye için ciddi boyutlara ulaşmıştır. Bu
nedenle bundan sonra izlenmesi gereken politikanın sloganı “önce enerji verimliliği
için yatırım yapılması, bu yatırımlarla sağlanan tasarruflar yeterli olmaz ise, yeni
enerji üretim tesisi yatırımı” olmalıdır. Önümüzdeki yıllarda yaşanması beklenen
enerji sıkıntısının aşılması ve bir an önce uyumlaştırılması gereken Türkiye iklim
değişikliği politikası için yapılması gereken en önemli ve öncelikli uygulama,
tasarrufa, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımdır.

3. ETKB, enerji konusunda ülke ve toplum çıkarları doğrultusunda temel stratejiler,
politikalar geliştirmek ve uygulamakla yükümlüdür. ETKB, kongreyi takip eden
günlerde bir Kanun Hükmünde Kararname ile yeniden yapılandırılmıştır. Bu
çerçevede, ana çalışma alanı yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği olan EİE
kapatılmış yerine Bakanlık çatısı altında Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü
kurulmuş ve ne yönde gelişeceği belli olmayan bir değişim sürecine girilmiştir. ETKB
güçlendirilmeli, politize olmamış, teknik yönden kuvvetli uzmanlar ve liyakatli
kadrolar istihdam etmelidir. Güçlü bir ETKB’nin ülke çıkarlarına uygun politikalar
geliştirmesi ve uygulaması sağlanmalıdır. Yetişmiş ve nitelikli insan gücümüz
özelleştirme uygulamaları ve politik müdahalelerle tasfiye edilmemelidir. Enerjinin
üretimi ve yönetiminde en temel unsur olan insan kaynağımızın eğitimi, istihdamı,
ücreti v.b. konular enerji politikalarının temeli olmalıdır.

4. Enerji politikaları üretimden tüketime bir bütündür, bu nedenle bütüncül bir yaklaşım
esas olmalıdır. Türkiye Genel Enerji Strateji Belgesi ve Faaliyet Planı ve buna bağlı
Yenilenebilir Enerji Stratejisi ve Faaliyet Planı oluşturulmalıdır. Bu strateji belgesi
tüm tarafların yer aldığı katılımcı bir süreçle hazırlanmalıdır. Toplumun tüm
kesimlerinin ve konunun tüm taraflarının görüşlerini ifade edebileceği geniş katılımlı
bir Ulusal Enerji Platformu oluşturulmalıdır. Ayrıca ETKB bünyesinde, bu platformla
eşgüdüm içinde olacak bir Ulusal Enerji Strateji Merkezi kurulmalıdır. Bu merkezde
yerli kaynaklar ve yenilenebilir enerji kaynakları dikkate alınarak enerji yatırımlarına
yön verecek uygulanabilir ve gerçekçi enerji arz talep projeksiyonları hazırlanıp
katılımcı bir şekilde hazırlanıp uygulamaya konulmalıdır.

5. Mevcut yasal düzenleme ile oluşturulan yaklaşımda yeni üretim yatırımlarının serbest
piyasa koşullarında ve tümüyle piyasa katılımcılarının inisiyatifinde gerçekleşmesi
şeklindedir. EPDK tarafından verilen lisans uygulaması süreci değiştirilmeli,
belirlenen plan dahilinde yıllara göre kurulacak yeni üretim kapasitesinin kaynak,
verimlilik, maliyet, finans sağlama olanakları göz önüne alınarak yatırımların önü
açılmalı, bu kapsamda gerekirse yatırımcıya tesis kurma izni verilmelidir. Özet olarak
elektrik üretim tesisi yatırımlarının her aşaması kamu tarafından planlanmak,
yönetilmek, yönlendirilmek ve denetlenmek kaydıyla, bu yatırımların doğrudan kamu
ve özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.

6. TEİAŞ tarafından hazırlanan önümüzdeki dönemi kapsayan “Türkiye Elektrik Enerjisi
10 Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyon (2010–2019) Çalışması” yenilenebilir enerji
kaynaklarının azami olarak değerlendirilmesini hedeflememekte, yenilenebilir enerjiye
dayalı üretim yatırımlarının düşük kapasitede tesisini öngörmektedir. Şebeke
bağlantısı ile ilgili mevcut sınırlamalar ve sistem kısıtlarının aşılmasına yönelik
çalışmalar mevcut üretim, iletim ve dağıtım birimlerinde gerekli ölçüm ve izleme
programları kullanılarak artırılmalı/kaldırılmalıdır Yerli ve yenilenebilir enerjiye
dayalı elektrik ve yakıt üretim hedefleri kısa-orta-uzun vadeli olarak belirlenmeli bu
hedefler tüm resmi strateji ve politika dokümanları ile uyumlu olmalıdır.

7. Santral kurulacak yerlerin envanterleri önceden çıkarılmalıdır. Belirlenecek alanların,
tarım, çevre ve imar vb. arazi kullanımı açısından diğer kullanım alanları ile
çakışmamasına ve bölge halkının yaşam hakkını olumsuz yönde etkilememesine
azami dikkat gösterilmelidir. ÇED süreçleri enerji yatırımlarının bölge halkının
toplumsal yaşamına etkilerini de değerlendirecek bir içerikte yapılmalıdır.

8. Yenilenebilir enerji kaynaklarının yerinden üretim kaynakları olması nedeniyle iletim
ve dağıtım kayıplarını minimize edecek şekilde ve üretilen enerjinin azami olarak
bölgede tüketimi sağlanacak şekilde planlaması yapılmamaktadır. Üretilen enerjinin
iletimi/dağıtımı zorunlu ise şebeke bağlantısı açısından izin verilebilir kapasiteler ve
alanlar ilgili kurumlar tarafından öncelikle belirlenmelidir. Yenilenebilir enerji
üretiminin tabana yayılması ve yaygınlaşması için 500 KW altı elektrik üretimi yapan
tesislerin şebekeye bağlanmasıyla ilgili süreç netleşmeli ve bu konuda yayımlanan
ilgili yönetmeliğin uygulanmasına yönelik, taslak tebliğ, bir an önce sonuçlandırılmalı
ve uygulamaya geçilmelidir.

9. Enerji yatırımlarında çevreye verilen zararın asgariye indirilmesi temel bir ilke
olmalıdır. Tüm enerji yatırımlarında istisnasız olarak, lisans verilmeden önce “ÇED
Uygundur” Belgesinin alınması zorunlu olmalıdır. “ÇED Uygundur” Belgesi
alamayan kuruluşlara lisans verilmemelidir, Daha önce lisans almış olup da, “ÇED
Uygundur” belgesi alamayanlar ile mevcut ÇED belgeleri iptal edilen yatırımların
lisansları gecikmeksizin iptal edilmelidir. Lisans almış dahi olsalar HES kurulu
gücüne bakılmaksızın tüm hidroelektrik santraller için ÇED raporları istenmelidir.
ÇED, projenin ayrılmaz ve bütünleyici bir parçası olmalıdır. ÇED raporları sadece
dosyada olması gereken bir doküman olarak değerlendirilmemeli, genel olarak tüm
enerji yatırımları,özel olarak tüm hidroelektrik santraller için gerçek anlamıyla
uygulanmalıdır. Tesis işletmeye açıldıktan sonra da ÇED Raporunu gereğinin yapılıp
yapılmadığını tespit edebilecek kontrol mekanizmaları geliştirilmeli ve yöre halkının
istek ve şikâyetlerini hızlı bir şekilde inceleyebilecek kurumsal bir yapı olmalıdır.

10. Milli Park, Tabiat Parkı, Tabiat Anıtı ile Tabiatı Koruma Alanlarında, Muhafaza
Ormanlarında, Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarında, Özel Çevre Koruma
Bölgelerinde ilgili Bakanlığın, Doğal Sit Alanlarında ise ilgili koruma bölge
kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı
elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilmelidir Aksi halde yenilenebilir
enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulması ülkenin doğasının
tahrip edilmesine flora ve fauna kaybına ve yerli halk ile yeni bir çatışma alanının
yaratılmasına yol açabilir. Bu tür alanlarda verilecek izinlerde objektif kriterler
belirlenmeli ve enerji projelerinde yer seçiminden-proje fizibilitesi-montaj-işletme
aşamalarına kadar tüm süreçte çevre öncelikle göz önüne alınarak değerlendirilmeli
halkın kabulü, diyalog ve danışma önemsenmelidir.

11. Henüz % 45 oranında değerlendirilebilen hidroelektrik potansiyelimizin aşağıdaki
ilkeler göz önüne alınarak bir an önce geliştirilmesi ve bu amaçla yeni HES’lerin
yapımına destek verilmesi, teşvik edilmesi gerekmektedir.
Su ihtiyaç değil hayatın devamı için vazgeçilmez ve temel bir insan hakkıdır,
önemli bir toplumsal değerdir, metalaştırılamaz. Su hizmetinde ve yönetiminde
hizmetin kamusal özü korunmalı, yönetiminde halkın ve meslek odalarının yer
aldığı katılımcı modeller geliştirilmelidir
Su kaynaklarının enerji üretimi veya başka amaçlarla kullanımında öncelik tüm
canlıların ve insanların yaşam haklarının ve ekolojinin korunması olmalıdır.
Tüm HES projelerinde doğal su yatağındaki canlıların yaşamlarının
bozulmadan devamı için gerekli olan suyun sağlanmasına öncelik tanınmalıdır.
Hidrolik santral ve regülatör yapımında da çevrenin doğal bitki ve canlı
varlıkları ile korunması esas olmalı, baraj yerlerinin seçiminde su altında
kalacak bölgelerin, tarihi eser, kültürel ve yöreye özgün doğal varlıklar
içermemelidir.

12. HES’ler çok basit şekli ile suyun yeterli düşü sağlayabileceği noktaya kadar taşınarak
enerji elde edilmesi anlayışıyla planlanamaz. HES’lerin kurulacağı bölgedeki su
kaynaklarının değerlendirilmesinde havza yönetimi esas alınmalıdır. Hidroelektrik
santraller ile ilgili planlama süreci, havza temeline dayanan, o havzanın doğal
değerlerini, o havzadaki doğal varlıkları inceleyerek, bir değerlendirmeyi temel almak
zorundadır. Havza derivasyonu (bir nehir üzerindeki suyun başka bir nehre
aktarılması) uygulamalarında oldukça dikkatli olunması gerekmektedir. Hidroelektrik
santral projeleri genel havza planlamasına ters düşmeyecek biçimde uygulanmalı, bu
husus planlamada yoksa her müracaat edene lisans verilmemelidir.

13. HES’in ileri yıllardaki nüfus artışına ve iklim değişikliği sonucunda ortaya çıkması
muhtemel yeni su rejimlerine bağlı olarak uzun erimli planlanması da önem taşıyan
başka bir husustur. HES Projesilerinin gündeme geldiği bölgelerde, gelecekteki nüfus
artış projeksiyonları da göz önüne alınarak, su potansiyeli, suyun değişik ihtiyaçlar
için kullanım miktarları (içme ve kullanım suyu, tarım, sanayi vb) ve buradan
hareketle HES için gerekli olan su miktarı yerel ve bölgesel düzeyde göz önüne
alınmak durumundadır. Son durumda, kullanılması muhtemel içme öncelikli su
paylaşımı sağlandıktan sonra arta kalan su ile HES projeleri geliştirilmelidir.

14. Son günlerde Karadeniz de HES’lere karşı gittikçe büyüyen ve son derece haklı olan
yerel tepkilere enerji yönetimi tarafından kulak tıkanarak “bir takım çevrecilerin
icraatı” muamelesi yapılmamalıdır. Derelerin doğal hayatının devamını sağlayacak
can suyu ek birkaç MW ve hatta KW kurulu güç için pazarlık konusu yapılmamalıdır.
Can suyu ve can suyunun kontrol edilmesi ile ilgili olarak bölge halkının
temsilcilerinin de yer aldığı bir mevzuat ve denetim düzenlemesi yapılmalıdır.

15. Türkiye, iklim değişikliğinden etkilenme duyarlılığına sahip ülkeler arasında yer
almaktadır. Son elli yılın sıcaklık verileri incelendiğinde, Türkiye’nin içinde
bulunduğu Doğu Akdeniz ve Ortadoğu bölgesinde günlük ortalama ve en düşük
sıcaklıklarda artma eğilimi görülmektedir. Bu nedenle elektrik üretiminde yaklaşık %
20–25 oranında paya sahip olan hidroelektrik kaynakların üretime katkısı, dolayısıyla
nihai emisyon değerlerine ve emisyon yoğunluklarına etkisi yüksek oranda
belirsizlikler içermektedir. Ayrıca, yağış rejimlerindeki değişimler nedeniyle
oluşabilecek seller de hidrolik santraller açısından bir başka risk oluşturabilecektir.
Türkiye’de henüz önemli ölçüde kullanılmamış hidrolik potansiyelin bulunması
gelecekte yaşanacak sorunlara karşı şimdiden hazırlıklı olunmasını gerektirmektedir.
Bu konuda gerekli araştırma ve planlama çalışmalarının yapılması sağlanmalıdır.

16. Mevcut mevzuata göre planlama aşamasından sonra HES projelerinin denetimi hiçbir
aşamada yapılmamaktadır. HES’lerin ölü yatırıma dönüşmemesi için akım
gözlemlerinin sağlıklı bir biçimde yapılması zorunludur. Eğer proje yerini temsil eden
istasyon/istasyonlar yoksa minimum beş yıl akım gözlemlerinin yapılması ve ona göre
de işletme çalışmalarının yapılması sağlanmalıdır.

17. Karadeniz de HES’lere karşı gittikçe büyüyen yerel tepkilerin diğer önemli bir nedeni
de herhangi bir kontrol ve denetime tabi olmayan HES’lerin kazı malzemelerinin dere
yataklarına boşaltılmasıdır. Bu kazı malzemeleri altyapı çalışmalarında
kullanılabilecekken dere yatağı boyunca yine çevrenin ve birçok ağacın zarar
görmesine neden olmaktadır. Maliyetten kaçmak adına firmaların dere yataklarına
boşalttığı kazı malzemeleri doğaya zarar vermeyecek bölgelere taşınmalıdır. Ayrıca
malzeme alınan yerler de tahrip edilmekte çok değerli orman alanları kesilerek yok
edilmektedir. Bu yerler olduğu gibi bırakılmamalı ve o bölgenin endemik ağaç türleri
dikilmelidir. Yine bölge çevresini ciddi bir biçimde etkileyen taş ocakları denetime
tabi tutulmalı, taş ocağı maden ruhsatı titizlikle verilmelidir.

18. EPDK’dan lisans alan hidrolik santral projelerinin yalnızca % 30’unun yatırım
gerçekleşme oranının % 35’in üzerinde olması, durumun ciddiyetini ortaya
koymaktadır. Enerji sorununun çözümü için salt lisans vermekten, verilen lisansların
sayısının artmasından söz etmekle yetinmeyip, lisans alan yatırımların öngörülen
süreler içinde gerçekleşmesi ve devreye girmeleri sağlanmalıdır.

19. Mevcut sulama amaçlı barajların rezervuarlarında mevcut bulunan küçük HES
potansiyeli değerlendirilmelidir. İşletmede olan barajlarda enerji üretebilme imkânları
araştırılmalıdır.

20. Kurulu gücümüzdeki atıl potansiyelin puant saatlerde değerlendirilmesi ve
rüzgar/güneş gibi değişken kaynaklardan daha çok yararlanılması amacıyla, pompajlı
hidroelektrik santral uygulamaları başlatılmalıdır. Böylece, farklı yüksekliklerdeki
rezervuarlar arasında enerji talebinin düşük olduğu saatlerde suyu diğer yenilenebilir
kaynaklarla yüksek kota taşıyarak pik saatlerdeki talebi karşılamak için elektrik
depolamaya imkan veren bir üretim uygulaması sağlanmalıdır.

21. Rüzgar enerjisi potansiyelinin tamamından yararlanılması amacıyla teknik ve
ekonomik sorunları, çözümlerini ortaya koyan, genel enerji ve yenilenebilir enerji
planının parçası olacak bir Rüzgar Enerjisi Stratejisi Planı hazırlanmalıdır. 2011 yılı
Kasım ayı itibarı ile 1600 MW olan kurulu gücün 11 yıl içinde (2023 yılı hedefi olan)
20.000 MW kapasiteye ulaştırılmasına çalışılmalıdır.

22. Rüzgâr enerjisi yatırımlarının gecikmesinde aşağıda belirtilen; yasal, kurumsal,
finansal ve teknik problemlerin etkili olduğu düşünülmekte ve sektör temsilcileri
tarafından çeşitli ortamlarda dile getirilmektedir. Tüm Bu engelleri giderebilecek
düzenlemeler, ilgili tarafların katılımı ile tartışılarak en kısa sürede yapılmalıdır.
Türkiye bu konuda yeterli deneyime sahiptir ve aslında bu sorunlar diğer yenilebilir
kaynaklarının da sorunları ile çakışmaktadır. Bu hususlar ve çözüm önerileri özetle
şöyledir:

Türkiye çapındaki başvurular için 1 Kasım 2007 tarihinde yapılan tek günlük
toplu ihale ve başvuruların değerlendirilmesinin 4 yıl gibi uzun bir süre almış
olması RES projelerinin hızını kesmiştir.
Proje değerlendirme ile ilgili yetersiz objektif kriterler, şebeke bağlantısı için
TEİAŞ tarafından yapılan yarışmalar kapsamında teklif edilen oldukça yüksek
katkı payları özellikle rüzgâr ölçümü ve sağlıklı potansiyel değerlendirmesi
yapılmayan projelerin yapılabilirliğini etkileyebilecektir.

Lisans verilen projelerin bir an önce işletmeye geçmelerinin sağlanması için
lisans almadan tesis tamamlanmasına kadar olan süreçte yatırımcıların
karşılaştıkları güçlükler ve karşılaşılan sorunlar çözülmelidir. Genellikle bir
rüzgâr projesinin uygulanması için arazi planlamalarında değişiklik yapılması
gerekmekte ve bu süreç projelerin geliştirilmesi için gerekli sürenin büyük
kısmını almaktadır. Bu konuda özellikle kurumlar arası koordinasyon eksikliği
giderilmeli, bürokratik engeller sadeleştirilmeli, izin prosedürleri konusunda
açık ve anlaşılır kılavuzlar hazırlanarak izinlerin daha kısa sürede verilmesi
sağlanmalıdır.

Şebeke bağlantısı ile ilgili mevcut sınırlamalar (TM kd gücünün % 5’i)
kaldırılmalı, ölçüm ve izleme programları kullanılarak sistem kısıtlarının
aşılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Rüzgâr santrallerinin yoğun olarak
yer aldığı alanlardaki şebeke güçlendirmesi, RES Trafo Merkezi yeni hat veya
yeni şebeke yapımı ile ilgili program ve prosedür belirlenmelidir.
Projelerde yeterli rüzgâr ölçüm verilerinin bulunmaması ve güvenilir
potansiyelin belirlenmesi için yeniden ölçüm yapılmasının yarattığı
gecikmeler lisans verilen projelerin gerçekleşme şansını azaltmaktadır. Ölçüm
zorunluluğu ile ilgili yasal düzenleme bir an önce çıkarılmalıdır.
1 Kasım 2007 tarihinde bir günde alınan başvurulardan beri rüzgâr başvurusu
alınmamıştır. EPDK yetkilileri 2013 yılına kadar öncelikle lisanslanacak olan
8000 MW’lık rüzgâr projelerinin yapılması konusunda gelişmelerin
izleneceğini ifade etmektedir. Bu nedenle lisanslamada izlenecek yöntemler
bir an önce belirlenmelidir.

Uzun dönem sağlıklı rüzgâr ölçümleri bulunmaması nedeniyle yapılan rüzgâr
tahminleri, veri eksikliğinden kaynaklanan hatalar içermekte ve tahminlerde
dengesizlik oluşmaktadır. DUY sisteminde rüzgâr santrallerinde geleceğe
yönelik tahmin yapmada yaşanan sıkıntıların çözümüne yönelik (rüzgâr
konusunda saatlik üretim tahminlerinin üretilen enerjinin sisteme teslim
edilme anına yakın bir zamanda yapılmasını sağlayacak) düzenlemeler
yapılmalıdır.

RES projelerinde yer seçiminden-proje fizibilitesi-montaj-işletme aşamalarına
kadar tüm süreçte çevre öncelikle göz önüne alınarak değerlendirilmeli halkın
kabulü, diyalog ve danışma önemsenmelidir.

YEK tesislerinde kullanılan mekanik ve/veya elektro-mekanik aksamın yerli
katkı ilave fiyatından yararlanabilmesi için tamamının yurt içi katma değerle
üretilmiş olması gerekliliği göz önüne alındığında rüzgâr enerjisi tesislerinde
mekanik ve/veya elektromekanik aksamda kullanılan ve türbin üreticileri
tarafından onaylanmış olan ve yurt dışından temin edilmek zorunda olan çelik,
merdiven, kablo v.b. gibi tedarik zinciri ara malzemeleri kullanılması halinde
bu katkının alınamayacağı anlaşılmaktadır. Yerli üretimin özendirilmesi için
istenen % 100’lük orana belirli süre için (örneğin 2-3 yıl) kademeli geçiş
uygulanmalıdır.

YEK Kanununda 31.05.2015 tarihine kadar işletmeye girecek rüzgâr
santrallerinin yurt içinde gerçekleşen imalatına ödenecek yerli katkı ilavesi
konusunda öngörülen beş yıllık süre oldukça kısadır. Sanayinin gelişmesi ve
belli bir olgunluğa ulaşabilmesi için yerli üretime yönelik desteğin hem
bileşen üretimi hem de özgün tasarım yerli türbin gelişimi için bu desteğin
belirlenmiş hedeflere yönelik olarak uzun vadeli olarak planlanması
gerekmektedir.

23. Rüzgar santrali kurulacak bölgeler için arazi etüdü, dağıtım ve iletim hatları etüdü ayrı
ayrı yapılmalıdır. Bunlar çalışmalar bütünsel bir bakış açısı altında çevre, tarım, turizm,
mühendislik ölçütlerine göre birleştirilmelidir. Santrallerin kurulmasından önce, ilgili
merkezi idare kuruluşlarına ve onların yerel birimlerine, yerel yönetimlere, yerel
kuruluşlara bilgi verilmeli, bu kuruluşların ve yöre halkının görüş ve olurları
alınmalıdır.

24. Şebekeye bağlanma ve sistem dengesi konusundaki sorunlar yıllardır Türkiye’ye çok
zaman kaybettirmiştir. Bu husus teknik olarak incelenmeli, bu problemler, gerekirse
Ar-Ge destekleri ile çözümlenmelidir. Konunun finansman boyutu da varsa kamu
önderliğinde bu sorun da çözülmelidir. .

25. Rüzgar enerjisi ile ilgili konuların detaylı bir şekilde incelendiği (ölçüm, fizibilite
hazırlama, kanat ve türbin testleri v.b.) standartlara uygun bir rüzgar enerjisi laboratuarı
kamu sektöründe kurulmalıdır. Rüzgar enerjisi bu laboratuarla birlikte kamu tarafında
sahipli bir hale getirilmelidir. Rüzgar ölçüm cihazlarının ülkemizde üretilmesi için
gerekli adımlar bir an önce atılmalıdır.

26. Jeotermal kaynaklı elektrik üretimi için mevcut 600 MW kapasite en kısa sürede
değerlendirilmelidir. Jeotermal su kaynakları değerlendirilerek on binlerce evin
jeotermal sıcak su ile ısıtılması halkın ve yatırımcının teşviki ile sağlanmalıdır.
Jeotermal kaynağın entegre kullanımı ile doğrudan ve dolaylı yararlanma olanakları
optimize edilerek maksimum fayda sağlanmalıdır.

27. Yasa, ruhsat isteminde bulunan kişi ya da kuruluşların arama ve işletme açısından
donanımlı ya da kararlı olmalarına bir ölçüt getirmemiştir. Yasa, uygulayıcılara, kişi ve
kuruluşların bu kadar çok sayıda ruhsat edinmesi durumunda “amacını ve ciddiyetini”
sorgulama ve kanıtlatma araçlarını sağlamamıştır. Yasanın bu sorgulamayı olanaksız
kılan bir başka zaafı da İl Özel İdareleri yetkilendirilerek, otoritenin il sayısına
bölünmüş olmasıdır. İdarenin başvuru yapan kişi ya da kuruluşun ülkenin başka
yerlerinde kaç ruhsat başvurusunun olduğunu ya da kaç ruhsat edindiğini
sorgulamalıdır.

28. Gerçekte, kayıtlar ve siciller tek merkezde, Ankara’da MİGEM’de yapılmaktadır,
ancak MİGEM’in bir yorum yapma, yetki kullanma, sorgulama ve eleme yetkisi
yoktur. Yasaya göre MİGEM yalnızca kayıt tutucudur. MİGEM işlem ve
uygulamalarında bütünlük ve eşgüdüm sağlanmalıdır.

29. Bu ruhsat yığınında pazarlanmaya çalışılan sahaların büyük bölümü, jeotermal
sistemlerin oluşabilmesi açısından anlamlı ve ciddiye alınabilir değildir. Ama yasa,
konuya yabancı iyi niyetli yatırımcıların aldatılmasına fırsat vermektedir. Kısacası,
yasa bu tür eksiklikler nedeniyle bir ruhsat pazarı oluşmasına neden olmuş durumdadır.
Bu sorunu çözecek yasal değişiklikler yapılmalıdır.

30. Biyolojik bir kirleticinin varlık ve etkisini hangi sıcaklıklarda sürdürebileceği, kimyasal
bir kirleticinin bulaşmasının böylesi kapalı bir sistem için ne anlam taşıyacağı
sorgulanmamaktadır. Yasa ve yönetmelikte mineralli su işletmelerinde, kaplıca ve
tedavi merkezi kaptaj ve kuyularının çevresinde alınması gereken koruma önlemleriyle,
elektrik santralını beslemek üzere işletilen sahalar arasında bir ayrım yoktur. Denetim
görevini yüklenmiş olan teknik kadrolar arasındaki yaklaşım farklılıkları, farklı
uygulamalara neden olabilecektir. Bu konuda uygulama birliğini sağlamak için bir an
önce yasal düzenleme yapılmalıdır.

31. Jeotermal sahalara sahip olma, oralarda çalışma yapabilme ve işletmeci olabilme
açısından da yasanın sonucu olan bir karmaşa vardır. Örneğin: İl Özel İdareleri ruhsat
sahibi ve yatırımcı ve işletmeci olabilmektedir. Ama aynı alanda karar verici, hak ve
sorumlulukları belirleyici ve koruyucu ve denetleyici konumundadır. MİGEM ne
arama ve ne de işletmeci olamamakta, MTA yalnızca aramacı olabilip, işletmeci
olamamakta, ama İl Özel İdareleri hepsini yapabilmektedir. Sonuçta her konuda tek
yetkili kamu otoritesi de İl Özel İdareleridir. Bugünden şirket kurup sondajlara
başlayan İl Özel İdareleri vardır. Bu sorunlu yapının dönüştürülmesi, yetki ve
sorumluluklar tanımlanmalıdır.

32. Jeotermal kaynak yönetimi, benzeri pek çok alandan çok daha fazla meslek ve
uzmanlık alanı katkısını gerektirmektedir. Aramadan başlayıp kullanım aşamasına
kadar jeoloji, jeofizik, maden, petrol, makina, çevre, kimya, ziraat, elektrik, inşaat, v.b.
mühendislik dallarından, ekonomistlerden, sağlık uzmanlarından, peyzaj
mimarlarından, meteoroloji uzmanlarından katkı almadan bu kaynaklar yönetilemez.
Ama yasada bu durum dikkate alınmamıştır. Sonuçta, ortak varlığımız olan bu doğal
kaynağın en doğru, sürdürülebilir ve en uygun düzeyde kullanımını zorlayacak bir
kurallar dizisi oluşamamıştır. Bu yüzden meslek grupları arasında çatışmalar olasıdır.
Kaynakların korunması ve geliştirilmesi için ilgili tüm tarafların görüşleri alınarak
mevzuatta gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

33. Ülkemiz güneş enerjisi potansiyelinin tam olarak değerlendirilebilmesi için, ilgili tüm
kesimlerin (kamu, üniversite, meslek odaları, uzmanlık dernekleri ve platformları v.b.)
temsilcilerinin katılımıyla Güneş Enerjisi Stratejisi ve Planı hazırlanmalıdır.

34. Prosedüre göre güneş enerjisi bağlanabilir kapasitelerin açıklanmasından sonra yatırım
yapmayı düşünen firmaların yayınlanacak ölçüm tebliğine göre belirlenecek süre
boyunca ölçüm yapması gerekmekte ve ölçüm noktalarının Kurum’a beyanı zorunlu
tutulmaktadır. Ancak bir sahaya ait güneş potansiyelinin uluslararası/ulusal
kaynaklardaki mevcut veriler kullanarak daha kolay, daha az hata ve masrafla
belirlenebileceği konusunda farklı fikirler mevcuttur. Yapılacak ölçümlerin
değerlendirmenin hangi aşamasında nasıl kullanılacağı, değerlendirmeye ne tür etki
yapacağı ve ölçüm noktaları ile ilgili bilgilerin gizliliğinin nasıl sağlanacağı açıklığa
kavuşturulmalıdır.

35. Enerji ile ilgili yasalarımızda güneş enerjisi çok az ve yetersiz bir yer tutmaktadır.
Güneş enerjisi kullanımının geliştirilmesi tartışmalarının sadece elektrik açısından ele
alınması doğru değildir. Türkiye hemen her bölgesinde güneş enerjisinin ısıtma ve
soğutma amaçlı olarak termal kullanımı için çok önemli potansiyele sahiptir. Bu
konuda gelişen yerli teknoloji de olmasına rağmen sadece elektrik üretimine
odaklanmak bu önemli kaynağın göz ardı edilmesine ve yeterince
değerlendirilmemesine yol açmaktadır. Özellikle güneş enerjisinin ısı olarak
kullanımını teşvik eden özel yasa ve mevzuat düzenlemeleri hızla yürürlüğe
koyulmalıdır.

36. Güneş enerjisinden pasif düzenlemelerle yararı maksimize eden mimari pratiklerin
yaygınlaştırılması için üniversitelerimize önemli görevler düşmektedir. Güneş
enerjisinin bina ısıtılması-soğutulması ve endüstriyel proseslerde kullanılması ithal
enerjinin azaltılması için çok önemlidir. Teşvik edildiği takdirde ısıtma sistemleri
desteklenerek ithal doğalgaza olan bağımlılığımızı azaltabilmek mümkündür.

37. Güneşten elektrik enerjisi elde edilmesi hususunda uzun vadede başarılı sonuçlar
alınabilmesi için öncelikle ülkemizdeki teknolojinin geldiği seviye tespit edilmelidir.
Daha sonra Ar-Ge faaliyetlerinin kapsamı ve yöntemi belirlenmeli, takiben pilot tesis,
sonra üretim tesisleri ve imalat montaj aşamaları planlanmalıdır. Pilot tesis aşaması
dahil olmak üzere, uygulamalar yatırımcılara açılmalıdır. Güneş enerjisinden elektrik
üretecek tesislerde kullanılacak yerli katkı oranına göre verilecek teşvik ve destekler,
yerli teknolojinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Ancak bütün bu aşamalar
gerçekçi bir planlama ve sanayi sektörü ile işbirliği halinde yürütülmeli gerekli olduğu
yerlerde, özümsenmek kaydıyla teknoloji transferine olanak sağlanmalıdır.

38. Gelişmiş ülkeler fotovoltaik panellerin Ar-Ge faaliyetlerine önemli bütçeler
ayırmaktadır. Üretim safhası için araştırmacılar; çeşitli yöntem ve teknikler üzerinde
çalışmalar yapmakta ve bu çalışmalar sonucunda fotovoltaik panellerinin verimlerinde
artış sağlanmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde de Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesi,
çeşitli üniversitelerdeki merkezlerin çalışmalarının koordine edilmesi ve bu konudaki
kaynak israfının önüne geçilmelidir.

39. Güneş santrallerinin kurulması için kullanılacak arazilerin özelliklerinin çok iyi
tanımlanması ve bu arazilerin envanterinin ETKB tarafından öncelikle belirlenmesi, bu
sahalara iletim ve dağıtım sistemlerine bağlantı için imkânların önceden hazırlanması
sağlanmalıdır.

40. Güneş enerjisinin kullanımını destekleyecek hususlara, 05.12.2008 tarihli Binalarda
Enerji Performansı Yönetmeliğinin 22. maddesinde yenilenebilir enerjinin binalarda
kullanımı kapsamında yer verilmiştir. Bu madde güneş enerjisini daha açık ve net
olarak destekleyecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. İfadelerdeki esneklikler
giderilerek güneş enerjisinin güçlü olduğu bölgelerde güneşten sıcak su ısıtması ve
ısıtma soğutma sistemi desteği yeni binalarda zorunlu uygulama haline getirilmelidir.

41. Kentlerimizin ekolojik, çevresel değer ve varlıklarının zarar görmesini engelleyip
sürdürülebilirliğini sağlayacak bir planlama gereklidir. Güneşe, doğal enerjilere ve
yerel ekolojik sistemlere uygun kent planları yapılmalı, mevcut planlar dönüştürülmeli
ve kamu tarafından denetlenmelidir. Enerji gereksinimini, başladığı noktada
azaltabilmek amacıyla, kent planlamasında ve kentsel dönüşüm uygulamalarında,
yerleşimler özgün doğal, topografik, coğrafi koşulları özümseyen bir anlayışla analiz
edilmeli, yerleşimlerde güney cephelerin seçimi sağlanmalı, tükettiği enerjiyi doğal
kaynakları ve atıkları ile enerji üretebilen mahalle ve kentler tasarlanmalı, yapıların
iklimlendirme (ısıtma-soğutma) gereksinimleri göz önüne alınacak biçimde
tasarlanması özendirilmelidir.

42. Ülkemizde güneş enerjili sıcak su sistemlerinin yaygınlaşması ile güneş kolektörlerinin
tüketici bazında kullanımı teşvik edilmelidir. Nüfusun ve enerji tüketiminin yoğun
olduğu büyük kentlerde ve özellikle de çok katlı binalarda yerel yönetimlerle iş birliği
yapılarak güneş kolektörlerinin yaygın kullanımı konusunda çalışmalar yapılmalı,
güneş kolektörleri ve aksesuarlarında KDV % 1’e düşürülmelidir. Düşük gelir
gruplarının sıcak su elde edilmesine yönelik güneş enerji sistemi tesis edebilmeleri için
kamu tarafından doğrudan maddi destek sağlanmalıdır. Güneş enerjili sıcak su
kullanımının daha az yaygın olduğu bölge ve kesimlerde kat mülkiyeti açısından sorun
yaratan çatılara güneş enerjisi sistemleri konulmasıyla ilgili ortaya çıkan sorunları
çözüme kavuşturan yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

43. Metre kareye güneş enerjisi miktarının Avrupa ortalamasının iki katı olduğu güneş
ülkesi Türkiye’de güneş enerjili eko-mimari uygulamaları başlatılmalıdır. Konutlarda
doğal enerji üreten sistemlere geçilmelidir. Yapıların çatılarında güneş pili
uygulamaları başlatılmalıdır. Yeni yapılan binalarda güneş ısı sistemleri zorunlu hale
getirilmeli, bu sistemlerin eski yapılarda uygulanabilmesi özendirilmelidir. Toplu
konutlar ve yapı adaları güneş enerjili, ekolojik olarak tasarlanmalı ve uygulanmalıdır,
Tüm toplu konutlar ve kooperatifler için zorunlu hale getirilmeli, toplu konutların bu
yasal düzenlemeye uygun yatırım yapması sağlanmalıdır. Bu konuda ilgili meslek
odaları ile işbirliği içinde bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır.

44. Güneş enerjili sıcak su toplayıcılarında (kolektör) var olan TSE standartlarının
eksiklikleri giderilerek güncellenmeli, paket ve toplu sistemlerin üretimi ve montajı
konusunda yeni standartlar üretilerek uygulamaya geçirilmelidir. Güneş enerjisi
sistemlerinin testlerinin yapıldığı akredite laboratuarların ulusal düzeyde oluşturulması
ve yaygınlaştırılması için ilgili taraflarca gerekli çalışmalar yapılmalı, yurt dışındaki
laboratuarlara ödenen test ücretlerinin yurt içinde kalması sağlanmalıdır.

45. Görsel çirkinliğe sebep olan doğal sirkülâsyonlu sistemlerin ortadan kalkması için
birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi pompalı güneş enerjisi sistemlerinin kurulmasının
yaygınlaşması amacıyla bu sistemlere düşük KDV uygulanması, bu sistemi kullanan
binaların çevre temizlik veya emlak vergisinden bir sürelik muafiyet sağlanması v.b.
uygulamalar ile teşvik edilmesi gereklidir. İmar yönetmelikleri de buna göre revize
edilmelidir.

46. Çevre ve Orman Bakanlığı (eski), ORKÖY projesi ile orman köylerine yönelik olarak
köylünün maddi destekli ve üç yıl vadeli olarak güneş enerjisi sistemi sahibi olması
için çalışmaktadır. Bu projenin benzeri ova köyleri, kasabalar, ilçeler ve şehirlerin
kenar mahalleri için de uygulanmalıdır. Kırsal alanlarda pişirme amaçlı kullanılan
güneş ocaklarının yaygınlaştırılması için çalışmalar yapılmalıdır

47. Jeotermal ve rüzgar enerjisinin mevcut olduğu bölgelerde güneş enerjisi ile entegre
sistemler oluşturulmalıdır.

48. Kamusal kullanıma açık ve kamu idareleri tarafından düzenlenip, işletilen tüm açık
alanlar, parklar caddeler ve sokaklar güneş enerjisi ile aydınlatılarak tanıtıma yer
verilmelidir. Kentlerdeki kamu binalarında ve öncelikle okullarda ivedilikle güneş
sistemlerine geçilmesine ilişkin arayışlara hız verilmelidir.

49. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım bilincinin gelişmesi amacıyla merkezi
kamu yönetiminin politik iradesi ve yönlendirmesiyle meslek odaları, üniversiteler,
kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimlerin katkı ve destekleri ile tüm il ve
ilçelerimizde örnek proje ve uygulamaların gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.

50. Ülkemiz zengin biyokütle kaynaklarına sahiptir. Biyokütleden enerji üretimi enerji
portföyümüzü zenginleştirecek kıymetli bir seçenektir. Biyokütleden sıvı, katı ve gaz
ürünler elde edilebilir. Sıvı ürünler genellikle sıvı biyoyakıtlar olarak anılmaktadır. Gaz
yakıtlar ise biyogaz, sentez gazı olarak adlandırılmaktadır. % 50-70 metan içeren
biyogaz temizlenerek doğal gaz niteliğinde kaynak elde edilmektedir. Dolayısıyla
biyogazı sadece elektrik üretiminde değil, doğal gazın kullanıldığı her alanda (elektrik,
ısı, yakıt) kullanmayı düşünmek gereklidir. Bu amaçla;
a. Biyogazın temizlenmesine (biyogazdan doğal gaz elde etmeye) yönelik
yatırımlar teşviklerle desteklenmelidir.
b. Biyogaz ile çalışan araçların kullanımı teşvik edilmelidir.

51. Biyoyakıtlar başta tarım olmak üzere enerjiden çevreye, ulaştırmadan ekonomiye kadar
pek çok sektörün kesişen konusudur. Yerli tarım ürünlerinden ve atıklardan üretilen
biyoyakıtların ülke ekonomisine inanılmaz katkıları bulunmaktadır. Türkiye sahibi
olduğu zengin biyokütle kaynaklarını, “enerji arz güvenliğinin sigortası, kırsal kesimin
refahı” vizyonu ile değerlendirmelidir.

52. Ülkemizde yerli hammadde ile üretilen biyoetanol ve biyodizelin sırasıyla 2013’te % 2,
2014’te % 1 oranında zorunlu kullanılacak olması, gecikmiş ancak olumlu bir
uygulamadır. Sektörün sağlıklı gelişimi için aşağıdaki hususların önemsenmesi ve
hayata geçirilmesi ayrıca gereklidir.

a. Gıda ürünlerini biyoyakıt üretimine kaydırmadan ve zarar verici bir arazi
dönüşümüne neden olmadan, biyoçeşitliliğimize dokunmadan, tarımsal
potansiyelimiz aktifleştirilerek biyoyakıt üretimi önemsenmelidir.

b. Planlı bir enerji tarımını da içeren biyoyakıt programı ile istikrarlı adımlarla
yol alınmalı, hedeflere uygun stratejiler, eylem planları geliştirilmelidir.

c. Hammadde üreticisinden, biyoyakıt kullanıcısına kadar sektördeki aktörler için
uygun destekleme politikaları belirlenmeli ve sektör için bir izleme
mekanizması oluşturulmalıdır. İzleme çalışmalarının sonuçlarına göre strateji
ve eylem planları belli aralıklarla revize edilmelidir.

d. İlgili tüm tarafların temsil edildiği “Biyoyakıt Teknoloji Platformu” kurulmalı,
üniversite-sanayi işbirliği ile yerli teknolojilerin gelişimi ve sürdürülebilirliği
sağlanmalıdır.

e. Gıda dışı hammaddelerden biyoyakıt üretimi yani ileri kuşak biyoyakıt
üretimleri için Ar-Ge bütçeleri oluşturulmalı, bu alandaki faaliyetler
desteklenmelidir.

d- Biyoyakıtlar pek çok bakanlığın da içerisinde olmasını gerektiren bir konudur.
Bakanlıkların ilgili kurum ve kuruluşlarının, belirli bir koordinasyon içerisinde
çalışmaları sektörün sağlıklı gelişmesi için şarttır. Bu konuda koordinasyonu
.sağlayacak yasal bir düzenleme yapılmalıdır.

e- Biyoyakıt çalışmaları kırsal kalkınma çalışmaları ile entegre edilmelidir.

f. Piyasadaki biyoyakıtların yerli tarım ürünlerinden üretildiğinin tescil edilmesi
için mekanizmalar geliştirilmeli, izleme sistemi kurulmalıdır.

g. İthal hammadde ile üretilen biyoyakıtların ülkeye hiçbir katma değeri yoktur.
İthal hammadde ile üretilen biyoyakıtlar sadece ithalat yapılan ülkelerin
çiftçilerini ve ekonomilerini destekler. Farklı isimlerle anılan biyoyakıt ve
hammaddelerin (örneğin; yağ asidi metil etil esteri, yağ asidi etil esteri, kanola,
kolza, palm yağı, palmiye yağı, jatropa, castor bean, hint yağı v.b.) ithali
konusunda duyarlı olunmalı, kullanım amaçları sorgulanmalı ve izlenmelidir.
Bu tür hammaddelerin biyoyakıt üretmek için ithal edilmesinin önüne
geçilecek düzenlemeler yapılmalıdır.

53. Ülkemizde emisyon emen alanlar olan ormanların artırılması çalışmalarının sistematik
bir şekilde başlatılması ile CO2 emisyonunun azaltılması hedeflenmelidir. Odun ile
ısınmanın yaygın olduğu ülkemizde ormanların kurtarılması için enerji ormanları
uygulaması gündeme getirilmelidir. Orman alanlarındaki köy ve kasaba evlerinin daha
az yakıtla ısınacak şekilde rehabilitasyonunun yapılması için teknik ve mali destek
sağlanmalı; yakıt verimliliği yüksek çok amaçlı sobaların geliştirilmesi ve kullanımının
yaygınlaştırılması için çalışmalar yapılmalıdır.

TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Hüseyin Okan Durmuş Makine Mühendisleri Odası tarafından 21-22 Ekim 2011 tarihleri arasında Kayseri'de “Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu” düzenlenen yeni yayınlanan “Sonuç Bildirgesi”nden blogunuz sayesinde haberdar oldum. Odayı kutlamanızda genelde sizinle beraberim. Fakat sonuç bildirgesindeki tüm öneri maddelerinde size maalesef katılamıyorum. Çünkü: 52. madde de belirtilen “Ülkemizde yerli hammadde ile üretilen biyoetanol ve biyodizelin sırasıyla 2013’te % 2, 2014’te % 1 oranında zorunlu kullanılacak olması, gecikmiş ancak olumlu bir uygulamadır. Sektörün sağlıklı gelişimi için aşağıdaki hususların önemsenmesi ve hayata geçirilmesi ayrıca gereklidir” denilmektedir. • Önce bu verilerin doğrusu aşağıdaki tablodaki gibidir; (Söz konusu tablo, bu yorumda yayınlanamamışsa hemen aşağıdaki linkten erişilebilir). • Diğer taraftan “http://blog.milliyet.com.tr/turkiye--yesil-yakitlarda-yanlis-ata-mi-oynuyor-/Blog/?BlogNo=342495” de de değinildiği gibi biyodizelin yağı kolza (kanola), ayçiçekği, soya; biyobenzinin hammaddesi ise mısır, buğday, şeker kamışı ve diğer tahıllardır. EPDK’nın son kararları doğrultusunda, aşağıdaki tabloda belirtilen yıl ve oranlarda motorine yağ ve benzine de etanol karıştırma mecburiyeti getirildi. Söz konusu yağ ve etanolun yerli üretimle karşılanması koşulu, özellikte tarımsal üretimi yakından takip edenlerce şüpheyle karşılanmaktadır. Türkiye 2010 yılında yaklaşık 16 milyon m3 (14 milyon ton) motorin ve 2,7 milyon m3 (2,1 milyon ton) da benzin tüketmiştir. Söz konusu meblağları EBDK’nın oranları ile çarptığımızda söz konusu tabloda verilen rakamlara ulaşırız. Örneğin 2014 yılı için 492 bin ton bitkisel yağ ve 27 bin ton da etanola gereksinim olacaktır. • Ayçiçeği yağı mutfağa yöneliktir. Soya ve aspir ekimi Avrupa’nın tersine ülkemizde çok sınırlıdır. Okaliptus ve palm yağı zaten tümüyle ithal olunmaktadır. Geriye yalnız kolza kalıyor ki onun da ülkemizde ekim alanı 2009 yılı itibarı ile 33 bin Hektar, üretimi i

Nazimi Acikgoz 
 05.02.2012 20:48
Cevap :
Sayın Nazmi Bey, Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları sempozyumu sonuç bildirgesini ben gündeme getirdim elbette kamuoyu sağlıklı bir tartışma ortamı içinde en doğru çözümleri bulacaktır. Bu nedenle katkınız için teşekkürler. Saygılar.  06.02.2012 14:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 634
Toplam yorum
: 161
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1119
Kayıt tarihi
: 13.09.11
 
 

1995 ODTU Fizik Lisans, 1998 ODTU Fizik Yüksek Lisans (Biyofizik)  mezunuyum. Özel sektörde kalit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster