Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '08

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
543
 

Yeni Yayın Dönemi iftiharla sunar

Oturma odamız eski şeklini aldı. Eski şekli neydi derseniz, televizyonun doğal olarak içeriye, oturma odasına dönmüş haliydi derim. Fakat  İzmir sıcakları; her İzmirliyi olduğu gibi bizi de yazları balkonda yaşatır oldu. Bu yüzden televizyon balkona dönmüştü. Bundan şikayetçi miyim? Asla. Hele bir de çatı katında oturup ev kadar büyüklükte bir terasa sahipseniz, orası artık, sizin için açık hava evi oluyor. Arada kalkıp balkon çeşmesinde kafanızı dahi ıslatıp, çorba olmuş beyninizi bir nebze de olsa serinletiyorsunuz. Gelen geçen gemilere bakıp “oh be dünya varmış," diyorsunuz. Konak vapur iskelesine bakıp kahvaltı yapıyorsunuz. İşte bunlar bizim evin nimetleridir. Çok severim bu yüzden. Ama bununla birlikte sabahları “var gevrek boyoozzz” nidalarıyla açılan “gece kuşu geldiiiii” diye biten motorlu tekerlekli seyyar manav gürültülerinden de sıkıldım. Ne yapabiliriz ki “gülü seven dikenine katlanır” mış deyip evimizde oturuyoruz.

Neyse benim anlatmak istediğim evimiz, mahallemiz konulu bir blog değildi. Bu sabah bahar aylarından beri ilk kez oturma odasında kahvaltı yaptım. Çünkü bütün bahar, yaz hep balkondaydık. Kahvaltı yaparken televizyon açıp izlemekten keyif aldığımı söylemeliyim. Bu işlem yazın aklıma bile gelmedi. Sabah açtım yine, reyting kraliçesi Banu (B)Alka(o)n üzerine masa örtüsü gibi pembe bi şeyi kıvırtmış çengelli iğnelerle oturtmuş, sarı saçlarını salmış, dudaklarını öne doğru uzata uzata konuşuyor-du. “Ahhh ben beş yaşında bebeğim amaaa, ahh dâhi (dehayım demek istiyo) yanımı çıkartmayın haaa, yoksa o zaman çok kötü olurum” diye kaşlarını çatıp, parmağını sallayarak gözdağı veriyordu. Sonra kalktı, “beyaz oouurkide” şarkısını çığırdı. Aman yarabbim ne kadar hareketli bi şarkı. Program sunucuları yerinde duramadı, hepsi el çırpıp, ayaklarını da attırı attırı verdiler. Hani tutmasalar kalkıcaklar, “disko disko partizaniiii” diye devam edecekler. Fakat program yayın ahlakı gereği, yerlerinde oturup, ayak sallayıp el çırpmakla yetindiler.

Haydi oradan Tv8 uçtum. Gündemdeki konuları sanki biraz iktidar partisini koruyan, kollayan, esirgeyen sunucu eşliğinde izleyemedim. Diğer kanallarda ise yine çöken borsadan dem vurup duruyor. Ekonominin gidişatı üzerine makro ekonomi şöyleee olursa, böyleeee olur. Mikro ekonomi şöyleee olursa böylleeee olur, amma velâkin uzun vadede Türkiye’nin ekonomisinin çoookkk iyi olacağını açıklayan bilgiler ekonomi daktırları tarafından iletiliyordu. Bu ekonomiyi oldum olası anlayamamış olmamdan dolayı, sıkıldım ben gidiyorum, bana müsaadee deyip, vitesi ikiye taktım.

Biraz yemek yapanlara bakayım dedim. Bi kanalda aşçı ağbinin biri Tahtakale’den alınma dev plastik çiçek dekorlu, yine aynı yerden alınma gıcır marka havlularla, gıcır tencereyi tutarak, su muhallebisi yapıyor. Su muhallebisini çırpma teliyle karıştırırken şap şuğpp oraya buraya sıçratıp duruyor. Artık yeni yayın dönemine girdi de ondan mı neden? heyecanlanıp duruyor. Neyse 15 (gün) vaktine kadar bi şeyceğizin kalmaz deyip, bi de e2 de ne yemekler pişiriyolar, deyip E2 kanalını tuşluyuverdim. Etimek gibi bişeyi kızartmışlar üstüne karamel gibi bi şey koyup, bi de üstüne nane koyuverdiler. Sonra da “ıııı ıhhhh ıhhh” pek de tatlı olmuş anlamında kafalarını iki yana sallayıp, bi şeyler söylediler. Bu söylemleri onların mimiklerinden anladım. Yoksa sular seller gibi İngilizce bildiğimden değil. Bizim İngilizce her orta direk Türk çocuğunda olduğu gibi “Mr. And Mrs. Brown going to seaside” şeklinden öteye ancak bir adım gidebilmiştir.

Evet, sonra  yemek daha yapmaya başladılar. Bizim “çılbır” gibi bi şey. Kaynar suya 4 yumurtayı kırrdılar. Sonra bir başka kapta bir yumurtanın sarısını benmari usulü içine limon olduğunu sandığım bir sıvı döküp çırptılar, sonra da bizim tulum peynirine benzer peynirleri kübik biçimde salıp onları da, aynen benmari usulü çırpıp erittiler. Sonra da sandviç gibi ekmeğin üzerine bunları hepsini üst üste koyup gene “ıııı ıhhh ıhhhh” yapıp kafalarını iki yana salladılar.. Gene güzel olduğunu anladık. Bana da sanki güzel gibi gelmedi. Ben olsam suratımı ekşitir, “ıııı ıyyy ıyyyy” yapardım. Haaa bi de bunların sunucuları program sabah yayınlanıyo diye pijama giymişler de çıkmışlar. Ama saçları başları yaşlarıyla orantılı. Bi de bizim sunucular, sanki düğüne gider gibi ayaklarında swaroski taşlı topuklu pabuçlar, saçlar kuş yuvası, suratlar badanası her an kalkacakmış da ustasını bekleyen duvarlar gibi fon-dô- ten li…

Şimdi bizimkilere pijama giy desen, kırklık kadınlar pijama giydik diye hemen saçlarını ikiye ayırıp arasına tel koyup örerler. Sonra da yukarı doğru kıvırılar. Bi de ellerine oyuncak ayı, bi de suratların çil kondurup, pek bi yaramaz kız çocuğu havasına bürünürler. Ama her halûkarda kazma gibi tırnaklarını kesmezler.

Ayyy bütün kış kahvaltı menüsü eşliğinde bu var gene. İyi ki de kahvaltıyı fazla oyalanmadan biterebiliyorummmm. Ama eğlenceli de oluyor yaaa… Evet evet karar verdim, eğlenceli oluyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Okurken içimin etleri yolundu sanki...?

silik 
 16.09.2008 10:50
Cevap :
yapma yaaa. o kadar bi hislendiniz haa.:)) neyse efendim selamlarımla:))  16.09.2008 14:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 1002
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster