Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
408
 

Yeniden başlamak...

Yeniden başlamak...
 

SİL BAŞTAN..


Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme.
ülkem yıkıldı heyhât,
ordugâhım da yandı…

Şairin, bilincimin üzerinden bir buldozer gibi geçip giden mısralarını, kulağıma temasını geciktiren bir rüzgar fonu eşliğinde seçti algım. Babamın, ansızın gelen elektrik kesintisine karşı daima balkonun prizinde şarjda tuttuğu ışıldak radyosundan dolduruyordu sessizliği TRT Fm. “Harbiden lan” dedim içimden, “hep yenilgi, hep mağlubiyet, hep bir finişi görememe..”.. Daha nereye kadar devam edecekti bu, son 400 metreyi tek başına, en geriden tamamlamaya çalışan 5000 metreci atlet travması... Nereye kadar sürüp gidecekti bu, küme düşmesi garantilendiği halde son maça bile galibiyet parolasıyla çıkıp yine puansız dönen anadolu takımı çöküntüsü... Başarısızlık ruhuyla profesyonelleşme durumu... Yenilen pehlivanın doyamadığı güreşin, sırtı minderden beri gelmeyeni olma hali... Daha nereye kadardı?

Titredim ve kendime geldim. “Evet” dedim, “bir şeyleri değiştirme zamanı geldi de geçiyor bile”.. “atı alan Üsküdar’ı geçti, sen hâlâ Samandıra’da Metro Turizmin servisini bekliyorsun ! Bekleme ! Derhal al o atı, ve geç Üsküdar’ı ! Ondan sonrası zaten rahat, köprüde de trafik yoksa ooh kaptırıp gidersin !.. Yeter ki kır artık şu kabuklarını ! Yık gitsin önüne ördüğün o devâsa duvarı ! Kendini bul, gücünü keşfet ve neler yapabileceğini göster onlara ! Toplumla yüzleş, kitleleri karşına al ve seslen, konuş, tanış, kaynaş, öğren ve öğret ! İliklerine kadar birey ol ve kalk bir şeyler yap !”… Bir de kağıdı kalemi önüme alıp, hayatımda hoşuma gitmeyen 10 şeyi yazarak her gün birini düzeltmek suretiyle üzerini karalama kararı alsaydım, çok rahat fahrî kişisel gelişim profesörlüğü ünvanı almaya hak kazanırdım. Nitekim işe yaramıştı bu içsel gaza getirme telâşem.. Saatlerdir esiri olduğum uyuşukluk, ansızın vücudumda zuhur eden bir elektriklenmeye bıraktı yerini. Ruhumu dolduran enerji, az önceki ateşli söylevimle beraber önü alınmaz bir “bir şeyler yapma” tutkusuna dönüştü. Yerimde duramıyordum, ancak ortada -hiç de hesaplamadığım- bir sorun vardı. Ne yapacaktım?.. Kitleleri ardımda sürükleyecek, topluma “ben burdayım!” diyebileceğim en ufak bir yeteneğim dahi yoktu. Karşı cins dolu bir ortamda, hatunun birinin önünde ters düz edilmiş bir kahve fincanını elime alıp şehlâlaşmış bakışlar ve merakla ayrılmış ağızlara kendimi heyran bıraktıracak bir fal bakma sikkoluğuna bile sahip değildim. Bir kere, dikkat çekme, ortamı hakimiyet altına alma ve liderlik vasfı sıfırdı bende. O sebepten “hayatımı yoluna sokma” projeme başka taslaklar eklemeliydim...

“Keşke her şeye yeniden başlayabilseydim” diye hayıflandım... Bir saniye ya, “her şeye yeniden başlamak!”… Tamamdı işte.. Bulmuştum yörüngemi.. Neden olmasındı ki? Her şeye sil baştan başlayabilirdim. Hem böylece sıfırlanan hayatım, üzerine yeni şiirler yazılacak tertemiz bir defter sayfası gibi ak pak karşımda duracaktı.. Kalem elimdeydi artık.. Her ne kadar silgi izleri geçmişimin okunmasına imkan sağlasa da, üzerinden kalın mürekkeple geçerek yazacaktım güzellemelerle dolu yeni hayat şiirimi.. Çok sevmiştim bu kararı.. İçim neşve ve heyecanla dolmuştu.. Radyodaki TRT Fm’den yükselen Zeki Müren nağmeleri de sanki “arkandayım koçum!” dercesine okşuyordu kulaklarımı...

“ömür çiçek kadar narin bir gün kadar kısa,
ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına..”

Müthiş cesaretlenmiştim.. Belki de hayatımı sonsuza dek rayına oturtacak, beni tekdüzelik girdabında boğulup gitmekten kurtaracak, yeni doğum yapmış bir annenin vücudunu tazelemesi gibi yepyeni, pırıl pırıl bir yaşama yelken açtıracak kararımı almak üzereydim. Zihniyetimi, düşüncelerimi, sosyal çevremi, yaşadığım ortamı, şehri, belki de ülkemi, ait olduğum düzeni, çarkı olmaya mecbur bırakıldığım sistemi, ideolojileri, eğitimimi, kendi kendime dayattığım zorunluluklarımı, alışkanlıklarımı, kısacası beni ben yapan bütün olguları, materyalleri hayatımdan silip atarak, adeta bundan önce hiç yaşamamışım gibi, sadece –bir daha yapmamam için karşımda örnek teşkil etsinler diye- hatalarımı bavuluma koyarak buralardan çekip gitmek, hayatımı bambaşka bir şekilde, ama bir şekilde idâme ettirerek yepis yeni bir mücadelenin içine atılma kararıydı bu... Bu, öncekinden farklı, tamamen dizginleri elimde olan, tatlı bir mücadele olmalıydı, galibi daima ben olduğum…

Gözlerimin parıldadığını görebiliyordum camdan. Kendimi hiç bu kadar mutlu ve cesur hissetmemiştim. Artık tam anlamıyla bir birey olmak üzereydim. Kafamda tasavvur ettiğim bu “yeni hayat” heyecandan kalbimi durdurmak üzereydi. Elinde, yeni demlediği çayın mis gibi kokusuyla beraber annem girdi balkona. Bir sandalye çekti altına ve ikimizin ortasına koyduğu küçük masayla da, karşılıklı ana-oğul çaylarımızı yudumlayıp hasbihâl edeceğimiz bir ortamın hazırlayıcısı oldu. Bu sıcak atmosferin de etkisiyle, az önce aldığım radikal kararımı adeta şakıyarak paylaştım kendisiyle:

- Her şeye yeniden başlamak istiyorum anne... Yeni, yepyeni, bambaşka bir hayat...
- Olmaz öyle şey, bir daha dersaneye mersaneye yazdıramam!!! ....

 NAİM KAYA

https://www.facebook.com/nao01

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 385
Kayıt tarihi
: 11.12.10
 
 

13 Şubat'ı Sevgililer Günü'ne bağlayan gece Adana'da Dünya'ya burnumu soktum. 2008'den itibaren S..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster