Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
401
 

Yeniden var mısın?

Yeniden var mısın?
 

alıntı


Bölüm 4

Sabahın ilk ışıkları ile uyanmıştı.Yatağın içinde biraz oylanıp,bir yandan da acaba balık tutmaya gitmeli miyim diye düşünüyordu hala.

Gece yatarken kararını vermişti oysa,tanımadığı bir adamla birkaç dakika sohbet sonrasında birde balığa çıkmak çok anlamsızdı,hem balık tutmayı bilmiyordu,tutsa balık yemekten de çok haz almazdı ki,çok yersiz ve saçma bir durum olurdu bu.Gitmesini gerektirecek hiçbir neden bulamadığı için vazgeçmişti.Ama bu saatte uyanması biraz garip gelmişti kendisine.

Tatillerinin büyük çoğunluğunu uyuyarak geçirmeyi severken buradayken erken kalkışları kendisini bile şaşırtıyordu.Acaba bugün erken uyanışı gitmesi için bir neden olabilir miydi.

Bütün bunları düşünürken,’’saçmalıyorum galiba’’ diye yorganı başına çekti.

Bir süre sonra uyuyamayacağını anladı ve kalkıp hazırlandı.

Kıyıya gidene kadar neden balık tutmak istediğini,neden oraya gitmek istediğini anlayamadan ağır ağır ilerledi.Kısa bir zaman sonra adamın tarif ettiği sandalların bulunduğu kıyaya gelmişti.

Adam sandalların birinin üzerinde son hazırlıkları yapıyor gibiydi.Uzun boylu ve yapılı bir vücuda sahipti.Buğday tenli ve koyu kahverengi dalgalı saçları vardı,oldukça yakışıklı bir görünüşe sahip olduğuna dün dikkat etmemişti,ama şimdi uzun balıkçı botlarının içinde kalan kotun paçaları,beyaz boğazlı kazağı,iki günden fazla olmadığını tahmin ettiği kirli sakalları ve balıkçı yeleği ile oldukça yakışıklı ve sempatik bir hali olduğunu düşünüyordu.

Adam kıyıda durup kendisine bakan Esra’yı fark edince sevecen bir tavırla:

‘’Nerede kaldın küçük hanım,hareket saatine beş dakika kaldı,bende biran korktun balıklardan gelmekten vazgeçtin diye düşünüyordum’’.Esra gülümsedi.

‘’Günaydın…’’

‘’Günaydın mı?Ben uyanalı saatler oldu,balıklar içinde öğlen yemeği vakti başlamış olmalı hadi biraz daha oyalanırsak aç kalacağız’’ dedi ve elini uzattı.

Adamın elinden tutup sandalla atladı.Sandalın burnuna doğru oturdu.Hala neden burada olduğunun düşünüp duruyordu.

Adam küreklerin başına geçti ve durgun suda hafif dalgalar yaparak ilerlemeye başladılar.

Hava kapalı olmasına rağmen oldukça güzeldi.Sandalların bulunduğu kıyıdan gittikçe uzaklaşmışlardı,kadın uzaklaştıkça tedirgin olduğunu hissetti ve yüzüne yansıyan bu ifade ile gözlerini kıyıya dikmiş bakıyordu.Onun tedirgin halini hisseden adam daha fazla uzaklaşmak istemedi ve kürekleri bıraktı.

‘’Bugünde balık tutmak için oldukça uygun bir sabah,oltaları atmaya ne dersin?’’ diye seslendi ve oltalardan birini kadına uzattı.

İlk defa yaptığı bir işti ve dikkatle adamı izliyordu.Onun yaptığı gibi yemi oltaya taktı.Oltalarını suya bıraktıktan sonra adam:

‘’Bizde çaylarımızı dolduralım balıklar pek sohbet eden balıkçıların yemlerine gelmezler,onlar gelmeden biz çayımızı böreklerimizi alalım ve sessiz bekleyişimize koyulalım’’dedi.

Esra’ya ve kendine çay doldurdu bir yandan sıcak böreklerden yiyor bir yandan çay içiyorlardı ve saatlerce sessiz oturdular.Oltalarına gelen birkaç balıkta olmuştu bu süre içersinde ama hiç biri Esra’nın oltasına takılmamıştı.

Esra hayatında ilk defa balık tutuyor ilk defa bir gölde sandal keyfi yapıyordu ve gerçektende bu sessizlik iyi gelmişti, düşüncelerinden uzaklaşıyordu.Gelirken tereddüt ettiği gibi korkulacak bir halde yoktu bu adamda.Kasabalı olmadığını düşünüyordu gözünün ucuyla davranışlarını incelerken.Balık tutuyordu ama bir balıkçı gibi yüzünde yoğun emek isteyen bir iş yaptığını gösteren izler yoktu.Oldukça temiz ve bakımlıydı,yorgun,nasırlı elleri de yoktu. Konuşmadıkları halde onun hakkında biraz fikir sahibi olmaya başlamıştı.Adam balık tutmanın iyi geleceğini söylemişti ve gerçekten kendini oldukça iyi hissediyordu,demek ki oda dün onun hakkında fikirler yürütmüş ve belki benzer durumlar yaşadığı için ona balık tutmayı teklif etmişti.

Bütün bu düşünceleri aklından geçirirken çevrenin güzelliğini de içine işliyordu.Artık kendini daha iyi hissediyor ve acı veren düşüncelerini geri plana almayı başarıyordu,buda oldukça iyi geliyordu yüreğine.

Birden oltasının kıpırdadığını fark etti:

‘’Balık,benim oltamda balık sonunda…’’deyip sevinçle gülümsedi.

‘’Çek hadi onu da diğerlerinin yanına alalım.’’

Oltayı çekti ve balığı adam alarak kovaya bıraktı.Esra yeni bir yem ile oltayı yeniden suya attı.Saatlerce oturmuşlardı ve balık yakalamışlardı ama ilk kez birisi Esra’nın oltasından olmuştu.

‘’Sonunda benimde gayretimi gördü balıklar…’’

‘’Onlar beni tanırlar sana mahcup etmemek için benim oltaya geliyor hep’’ikisi bir güldü.Adam:

’’Kendini daha iyi hissediyor gibisin?!!’’dedi.

‘’Evet gerçekten öyle balık tutmak dinlendiriyormuş,hep yapar mısın sen?’’

‘’Arada,buraya geldiğim zamanlarda ve iyi hissetmediğim zamanlarda…’’

‘’Buralarda yaşamıyorsun o zaman?’’

‘’Hayır.İstanbul’da yaşıyorum.Ya sen?’’

‘’Evet bende biraz nefes alıp,tatil yapmak için buradayım.Bende İstanbul’da yaşıyorum.’’

Bu kısa konuşmadan sonra yeniden bir balık yakaladılar.Adam balığı kovaya koyduktan sonra:

‘’Balıkları yakalıyoruz küçük hanım ama çok iyi bir pişirici değilimdir o işi de sen yaparsın olmaz mı?’’dedi.Esra kahkaha atarak.

‘’Olmaz çünkü bende hiç anlamam balık pişirmekten.Ee yiyemeyeceğimize göre balıkları azat etmeye ne dersin?’’

‘’Olmaz,o kadar emek verdik saatlerdir buradayız.Biraz daha fazla balık tutabilirsek bildiğim güzel bir yer var balıklarımızı alıp oraya gideriz bize pişirirler ve karşılığında birkaç balık vererek ödeşiriz’’

‘’Güzel öyle yapalım o zaman,hem fazla yakalamaya da gerek yok ben hakkımı verebilirim pek hoşlanmam balık yemekten’’

‘’Ciddi olamazsın,ondan cılızsın balık yemezsen büyüyemez küçük kalırsın’’Esra biraz şımarık ve kızgın bir gülüş ile:

‘’Büyümenin balıkla bir alakası olduğunu düşünmüyorum ve ben cılız değilim…’’diye yanıt verdi.

Nedense birbirlerini tanımadıkları hatta henüz isimlerini bile sormayı akıl edemedikleri

halde espri yapacak kadar yakınlaşabilmişlerdi.

Vakit hayli geçmiş öğleden sonra olmaya başlamıştı,yorulmuş ve epeycede balık yakalamışlardı.Kalan börekleri saatlere yayarak atıştırsalar da acıkmaya başlamışlardı.

‘’Bu kadar balık yeter bence dönelim ve biran önce restoran gidip pişirtip yiyelim ne derdin?’’dedi adam.

Esra başını aşağı yukarı sallayarak adamı onayladı.

Oltaları toplamışlardı ve adam küreklere asıldı.

Esra biranda balık tutmaktan ziyade yemek içinde söz verdiğini düşünerek garip bir pişmanlık yaşıyordu.Ama sandal yavaş yavaş kıyıya yanaşmıştı bile….



.....................................


Diğer bölümler: http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=155606 (Bölüm1)
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=155957 (Bölüm 2)
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=156361 (Bölüm3)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 205
Toplam yorum
: 496
Toplam mesaj
: 91
Ort. okunma sayısı
: 4459
Kayıt tarihi
: 11.11.06
 
 

86nın bir kış günü doğmuşum, belki de ondadır kışı çok sevişim .Hayatın gerçeklerini görüp nefret..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster