Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '06

 
Kategori
Kent Tarihi
Okunma Sayısı
17950
 

Yenikapı'nın gerçek hikayesi ne ?

Yenikapı'nın gerçek hikayesi ne ?
 

Bundan bir önceki yazımda Yenikapı'nın adının öyküsünü anlatmış, en sonunda da bu hikayenin tamamen düzmece olduğunu söylemiştim. Yazımı okuyan arkadaşlarımın öfkeli (!) tepkilerine hemen cevap vermek için fırsatım olmadı yazık ki...Kısmet bu geceyeymiş. Buyurun Yenikapı'nın gerçek öyküsüne:

Sultan III.Mustafa'nın saltanat günleri (1757-1774). Sultan tarih yazmalarını okumuş, atalarıyla övünmüş ve büyük dedeleri gibi olmayı hayal etmiştir gençlik yılları boyunca. Kanuni gibi, Selim gibi, - artık bunu biliyorsunuz - hayran olduğum prens ulu Fatih gibi. Onlar gibi olabilmek için önce yıpranan devleti ayağa kaldırmalıdır. Şansı da yaver gider başlarda. Tahta oturmadan bir yıl önce aralıksız yedi yıl sürecek ve aynı adla anılan savaş patlak verir Avrupa'da. Müttefiklik çağrılarının tamamını sürüncemede bırakarak tüm vaktini devlet işlerine ayırır. İsmet Paşa'nın deyimiyle bulaşmadan yangına "kendi yağında kavrulmayı" seçer. Orduyu ıslah için Baron de Tott'u getirir. Devlet işleyişini düzenlemeye çalışır. Denizcilik ve topçuluk eğitimi veren Hendenhane'yi açar. Bir diğer işi de tahrip olmuş eserleri restore ettirmek ve yeni eserler yapmaktır. Bu eserlerden biri de o zaman henüz ismi konmamış olan Laleli Camii'dir.

Bu camiiyi yaptırdığı semtte Laleli Baba adında kerametleriyle ün salmış bir meczup olan Laleli Baba yaşarmış. Namını duyan sultan duasını da almak için yanına gitmiş bir gün. Sohbetinden, hayat görüşünden çok etkilenmiş Laleli Baba'nın. Sık sık ziyaret eder olmuş onu. (Şimdi burada konunun dışına çıkmamak için anmayacağım diyaloglar günümüzde halen anlatılır. Belki bir yazıya konu ederim bu konuşmaları.)

Yine böyle bir konuşmada Laleli Baba demiş ki sultana "Ben bu şehri çok iyi bilirim. Gözümü bağlasan söylerim geçtiğimiz sokağın, caddenin neresi olduğunu." Bunun üzerine sultan bir bahse davet etmiş Laleli Baba'yı: "O zaman demiş senin gözlerini bağlayıp tek tek İstanbul'un kapılarından geçelim seninle. Bakalım kaçını bilebileceksin ?" Kabul etmiş Laleli Baba, bir şartı varmış ama. Demiş ki "bahsi kazanırsam bunun karşılığında bir camii yaptıracaksın benim adıma." Kabul etmiş sultan bu şartı, böylece tutuşmuşlar bahse.

Bahis günü sultanın arabasına binip kapılardan geçmişler tek tek. Gözleri bağlı olduğu halde bilmiş Laleli Baba hangi kapıdan geçtiklerini her seferinde. Ne ki bir kapıda duraklamış, bir türlü çıkaramamış hangi kapı olduğunu. Sultan keyiflenmiş: "Bunu bilemedin galiba babacığım." "Bilemedim" demiş bizimki, "bu hiçbir kapıya benzemiyor, geçmedim daha önce böyle bir yerden ben. Bu olsa olsa yeni bir kapıdır." Bu cümle üstüne sultan elini öpmüş Laleli Baba'nın, açmış gözünü. "Ben seni kandırmak için daha dün açtırttım bu kapıyı, ama sen bildin bunu. Bahsi sen kazandın." demiş ve o semtte yapılan camiiyi Laleli Baba'ya adayıp adına da Laleli Camii diyeceğine söz vermiş. "O açılan kapıya da Yenikapı denile!" diye ferman buyurmuş. Yenikapı'nın öyküsü bir önceki öyküde olduğu gibi IV.Murat zamanında değil, yaklaşık 150 yıl sonra bu hikayeyle başlar işte.

B.nin notu: Sultan III.Mustafa saltanatı boyunca okul, aşevi gibi sosyal kurumun yanısıra ona yakın da camiiyi hizmete açmıştır. Bu camiilerin üç tanesi gerek mimari üslubu, gerekse anlamı bakımından öne çıkmaktadır. Bunlardan ikisi Salacak'ta Kızkulesi karşısındaki Ayazma Camii ile Kadıköy Meydanı'ndaki İskele Camii'dir. Üçüncüsü de elbette yukarıda bahsi geçen Laleli Camii. Laleli semti de adını bu camiiden, dolayısıyla Laleli Baba'dan alır. III.Mustafa'nın etrafındakilere yaptırdığı camiilerin hiç birinin kendi adını taşımaması sebebiyle dert yandığı bilinir.

III.Mustafa görevine ve Osmanlı devlet geleneklerine son derece bağlı, halkına karşı sorumluluk duyan ve iyi niyetli bir padişahtır. Islahat hareketlerine önem verir, yukarıda da değinildiği gibi ordudan maliyeye, sosyal hayattan eğitime kadar pek çok alanda reform yapmaya çalışır. Bu süre boyunca da mümkün olduğunca savaşlardan uzak durmaya özen gösterir. Ne var ki kader saltanatının ilk yıllarında olduğu gibi yanında olmaz hep. 1768 yılında Rusların Lehistan'ın iç işlerine karışması ve kral seçimine müdahele etmesi sonucu Leh halkı yeni "zoraki" krala karşı çıkıp ayaklanır. Ruslar Lehlerin üzerine yürürler ve savaşı kazanırlar. Bunun üzerine isyancılar Osmanlı topraklarına sığınırlar. Bir Osmanlı geleneği olduğu üzere sığınmacılar Ruslar'a teslim edilmez. Bu 6 yıl sürecek Osmanlı-Rus savaşının başlangıcı olacaktır. 1774'te biten Osmanlı-Rus Savaşı'nı Ruslar kazanır. Bu kadar ağır bir yenilgiyi içine sindiremeyen III.Mustafa kederinden hastalanıp yatağa düşer. Kısa süre sonra da kalp yetmezliği sebebiyle yaşamını yitirir. Laleli Camii'ndeki türbesinde yatmaktadır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 7874
Kayıt tarihi
: 25.06.06
 
 

İyi bir okuyucu olduğumu sanıyorum. Kitaplığımın yarısı tarih kitaplarından oluşuyor. Ben de burada ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster