Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '12

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
3631
 

Yer gök izleyici mağduriyeti

Yer gök izleyici mağduriyeti
 

Yer Gök Aşk'ın Oyuncuları Birce Akalay Ünalmış & Murat Ünalmış


Bu satırları sadece kendim için değil, TV karşısında mağdur edilen bütün izleyiciler için kaleme alma gereği duydum. Şu sıralar dizi filmler ile ilgili olarak oyuncular kendi haklarını savunmaya çalışmakla meşguller. Dizi süreleri, set ortamı, çalışma koşulları gibi konularda şikâyet ve yakınmalarını görüyoruz bir sürü platformda... Ancak izleyici haklarını kimsenin düşündüğü yok. Geçen gün bu konuda Şengül Balıksırtı'nın yazdığı bir yazı izleyicileri çok memnun etti. Çünkü doğruyu konuşacak olursak; TV dünyasında yaşanan gelişmelerden nasibini en çok alan kesim kesinlikle izleyicilerdir. İzlediği bir dizinin yayından kaldırılması karşısında izleyici mağdur olur. Başrol oyuncuları oynadıkları diziden ayrılma kararı alırlar, yine izleyici mağdur olur.

Öncelikle şu son sezonda çok gözüme batan konulardan biri devam eden dizilerden başrol oyuncularından birinin ayrılması ve dizinin o eksikliğe rağmen devam ediyor olması ya da komik bir finale imza atmış olmasıdır. Yahşi Cazibe izleyici 2 sene boyunca emek verdiği dizilerinin final bölümünü izleyince haklı olarak isyan ettiler. Kendilerini feci şekilde kandırılmış hissettiler. Senaristin karakter için bulduğu formül pek çok izleyicinin özellikle de Azeri kardeşlerimizin kalbini kırdı. Bu anlamda senaristi eleştirebiliriz ancak bir oyuncu sadece final bölümü kalmış bir dizi için gelip de neden oynayamaz? O kadar izleyicinin hatırına son bölümde oynaması ve bunu belki de sadece sevenleri için yapması gerekmez miydi? Bu konuda dizi yapımcılarının sözleşme yaptığı oyuncularıyla, özellikle başrol oyuncularıyla yaptıkları sözleşmelere bu konuya ilişkin bir madde koymaları gerekmiyor mu? Yanlış anlaşılmasın; bir oyuncuyu istemediği halde zorla bir yapımda oynatmak, ayrılmak istediği halde ona yaptırımlar uygulayarak mutsuz bir biçimde o karakteri oynamaya devam etmeye zorlamak kesinlikle savunabileceğim türden bir tutum değil.

BİZİM DİZİLERDEN 3. SEZON DOĞURMAK

Ben ve pek çok kişinin hem fikir olduğu bir konu var ki; o da bizim dizilerimizin hiçbir şekilde 3. sezona uzatılmamaları gerektiğidir. Elbette istisnalar vardır ama onların baz alınması söz konusu değildir. Yerli dizilerimiz aslında ilk sezonda ellerindeki senaryoyu tüketmiş oluyorlar ve 2. sezon başladığında her şey kendini tekrar etmeye başlıyor. Ancak hem o diziye duyulan alışkanlık ve bağlılık, hem de bizlerin finalde neler olacağını bekliyor olmamız 2. sezonu da izlememize neden oluyor. Ancak iş 3. sezona uzayınca ortaya son derece rahatsız edici tablolar çıkabiliyor. Hem senaryo anlamında, hem de başrol oyuncularının artık rollerinden sıkılması anlamında... O dizinin 3. senesinde de reyting alıyor olması, yapımcının garanti gözüyle baktığı dizisinden 1 sene daha ticari anlamda yararlanmak istemesi yüzünden; biz izleyiciler sevgiyle bağlandığımız dizilerden çok sıkı darbeler yemeye başladık. Sözüm bazı diziler için geçerli değil. Örneğin polisiye, hastane, vb. diziler formatları gereği çok daha uzun seneler yayında kalabilir. Ancak iş klasik drama dizilerine gelince, tadında bırakmanın değerini bir kez daha anlıyor izleyici... Ama kimin umurunda? Adını Feriha Koydum (AFK), Öyle Bir Geçer Zaman ki (ÖBGZ), Lale Devri, Yer Gök Aşk dizileri 3. sezonları ile bu sene de karşımıza çıktılar. "TV işi ticari bir iştir" cümlesini bizler de ezbere biliyoruz elbette ama bu "ticari" sözcüğü yapımcı, senarist, oyuncu ve set ekibi için geçerli bir sözcük. Bizim için değil. Bizler izlediğimiz dizilere "ticari" olarak değil, "gönül bağı" ile bağlanıyoruz. Ama dizi işindeki bazı ticari kaygılara da saygı ile yaklaşıyoruz. Senaryo klişeleri, mantık dışı olaylar, olmayacak işler, vb. bizlerin izlediğimiz dizinin ve sevdiğimiz oyuncuların hatırına katlandığımız meselelerdir. Biz onları anlıyoruz da, onlar bizi anlıyor mu?

Tadında Bırakmanın Önemi ve Değeri

Bazen kaliteyi ve izleyici memnuniyetini muhafaza etmek adına durmayı da bilmek gerekir. İş ahlâkı diye bir tanım vardır ki bu sene yapımcılardan bazılarının sanki bu tanıma uygun şekilde davranmadıklarını gözlemlemeye başladık. Dizi deyip geçmek artık çok yanlış olur. Zira artık yapılan diziler, yurt dışına da pazarlanmakta ve bunun da onlara ayrı getirileri olmaktadır. Ancak özellikle senaryo anlamında, yapılan dizilerin kalitesi düşüşe geçmiştir. Nedense ortaya çıkan işler; eski dizilerin üstünde değil, altında yer almaktadır. Çünkü yapılan işi sırf ticari nedenlerle uzatma mantığı dizilerin var olan kalitelerini aşağı çekmektedir. Neden artık ortaya efsane diziler çıkmamaktadır? İşte tam da bu nedenle... İkinci Bahar, Asmalı Konak, Asi, Beyaz Gelincik, Ezel, Aşkı Memnu, Çemberimde Gül Oya gibi dizilerden hâlâ övgüyle bahsedebiliyorsak, tekrarlarını bile hiç sıkılmadan izleyebiliyorsak, şu anda yurt dışına dizilerimizi övgüyle pazarlayabiliyorsak bunun tek nedeni tadında bırakılmış böyle kaliteli dizilere imza atılmasıdır. "Ne diziydi ama?" diye konuştuğumuz tüm dizler geçmişte kalmış görünüyor. ÖBGZ ve Adını Feriha Koydum eğer bu sezon yerine geçen sene tüm o ana kadro ile birlikte final yapmış olsaydı, şimdi olduğundan çok daha değerli diziler olarak arşivlerdeki yerini almazlar mıydı? Kendi izleyicisi için "efsane" sözcüğünü layıkıyla taşımayacaklar mıydı? Ali Kaptan ve Aylin'siz bir ÖBGZ, Feriha'sız bir AFK'nin ne anlamı kaldı anlayabilmiş değilim.

Eğer konu olarak izleyiciyi kendilerine daha da hayran bıraksalardı sözüm olmazdı belki ama konuların kalitesi de fazlasıyla düşmedi mi? ÖBGZ'nin bu sezonu geçen sezonun neredeyse aynısı, tek farkı olayları yaşayan karakterleri değiştirmiş olmaları. Yazık günah değil mi? Ayrıca dizilerde oynayan başrol oyuncuları da 2 seneden sonra kendilerini tekrar ediyor gibi hissettiklerinden, haklı olarak başka projelere yönelmek ve oyunculuklarına anlam katmak istiyorlar. "Biz onsuz da devam ederiz" mantığı yüzünden pek çok dizi, izleyici için anlamını ve değerini yitirdi. İki sene boyunca Emir ve Feriha'nın, Aylin ve Soner'in kavuşmasını bekleyen izleyici kaba tabiri ile havasını aldı. Bu durumda en büyük ayıp izleyiciye yapılmıştır. O izleyicinin hayallerini yüklediği karakterler 2 senenin sonunda şaka gibi bir ayrılık yaşamışlardır. Eğer final olsaydı da, bu karakterler ölseydi yine bir yere kadar ama diziye devam mantığı ile başrol oyuncunun artık devam etmek istememesi arasındaki savaşın en büyük mağduru bizler olduk.

YER GÖK İZLEYİCİ MAĞDURİYETİ

Size aslında başka bir diziden ve o dizide izleyicinin yaşadığı en büyük mağduriyetten bahsetmek istiyorum. Yer Gök Aşk dizisi şu anda 3. sezonuyla ekranlarda boy göstermektedir. Bu dizi en başlarda çok farklı bir atmosfer ve anlatım dili ile yayın hayatına başlamış ve kendine has izleyici kitlesini yaratmıştır. Ürgüp'ün o büyülü atmosferinde başlayıp can bulan Havva - Yusuf aşkı o kadar tutmuş ve de sevilmiştir ki; izleyici senaryodaki pek çok felaketi görmezden gelmek zorunda kalmıştır. İzleyicilerin forum sitelerindeki hiçbir yorumu, isyanı, eleştirisi, istek ve talebi dikkate alınmamış yegâne dizi olarak tarihe geçecek bir dizi olan Yer Gök Aşk; sonunda daha da kötüsünü yapmış iki başrol oyuncusunun da diziden ayrılma isteğini bile umursamadan 3. sezonuna onlarsız devam etme kararı almıştır. Murat Ünalmış ve Birce Akalay Ünalmış'ın daha 2. sezonun ortalarında diziden ayrılma kararı aldıklarını bizler bile duymuştuk. Ancak bu durumun bilinmesine rağmen, izleyicinin iyiliği adına bir önlem alınmadı ve dizi ekibi 2. senelerini "sezon finali" yaparak kapattılar. 3. sezonun başında da korktuğumuz başımıza geldi. Meğer iki oyuncu da diziden ayrılmış. Murat Bey 3. sezonun ilk bölümünde yer alıp oynadığı karakterin ölmesi ile diziden ayrılmıştır. Birce Hanım da sözleşmesi gereği 6 - 7 bölüm daha oynayıp, diziden ölerek ayrılacaktır. Yani 2 senedir izleyicinin beklediği Havva - Yusuf kavuşması tamamen yalan olmuştur. Bu dizinin izleyicileri dizinin 2. sezonda bitmesini istemişlerdir, fakat bu istekleri göz önüne alınmamış ve diziyi izlemelerinin tek nedeni olan Havva - Yusuf aşkı da 3.sezonla birlikte imha edilmiştir. Kaldı ki sırf bu çiftin kavuşacağı beklentisi yüzünden, izleyicinin 2 senedir maruz kaldıkları senaryo yenilir yutulur cinsten de değildir. Senaryoda işlenen konular, dizinin uzaması ve daha fazla dikkat çekmesi için baş vurulan yöntemlerin çirkinliği, yine aynı ekibin elinden çıkan Lale Devri dizisi dışında başka hiçbir yerli dizide yoktur. Ürgüp gibi büyülü bir şehirde büyülü bir aşk hikâyesi izlemek amacıyla ekran karşısına geçen izleyiciyi ekrana ve çiftimize bağladıktan ve reytingleri garantiledikten sonra yazılan senaryo; felaketin son noktasıdır.

Öncelikle bu dizide görüp anlıyoruz ki; parası olan herkes adli makamları, koca bir hastaneyi, doktor ve avukatları, sıradan esnafı kısaca herkesi satın alabilir. Biz 2. sezonda Yusuf'un annesi Hamiyet Hanımın koma halindeki Havva'yı ölü gösterip, paketleyerek hastaneden kaçırtmasını izledik. O da yetmedi bu kadın gelip felçli Havva'nın üstüne çıkıp onu bir güzel dövdü. Bizler anasından emdiği süt burnundan gelen Havva'nın kurtulmasını ve Yusuf ile kavuşup artık bu âşık çiftimizin yüzlerinin gülmesini beklerken, çok daha feci bir senaryoyla karşılaştık. Yusuf'ta böbrek yetmezliği baş gösterince, karısı Bade de Yusuf onu terk etmesin diye böbreğini vermek istedi ancak bunu yapamayacağını öğrenince, böbrek nakli için sıra bekleyen ve en sonunda kendisine sıra gelmiş olan küçük bir çocuk hastanın böbrek hakkını doktora para vererek çaldı. O böbreği kendisi vermiş gibi göstermek için, doktora kendisini kestirdi. O da yetmedi Bade; Havva'nın evine gelip onu vurdu. Elini kolunu sallayarak da çıktı gitti. Bütün bunlar yaşanırken 4 aylık hamile olan Bade bebeğini düşürdü, ancak bunu Yusuf'a onu boşar diye söylemedi ve hemen düşürdüğü bebeğin yerine başka bir bebek koyma kararı alarak, aynı konakta onlarla birlikte yaşamakta olan kocasının amca oğlunun yatağına girdi. Bir süre sonra hamile kaldı. Bu sırada geçen zamanı siz de tahmin edersiniz ki nedense bu hiç kimsenin dikkatini çekmedi. Aynı evin çatısı altında Yusuf'un kız kardeşi de Yusuf'un kayın pederi ile ilişkiye girmeye başladı. Senaristler bununla da yetinmeyip Yusuf'tan intikam almak amacıyla Havva'yı da Yusuf'un erkek kardeşi ile nikah masasına oturttu. Bizler böyle korkunç bir 2. sezon izledik ve en sonunda da Bade gelip Havva'nın nikahının yapıldığı odayı içinde bir dolu davetli varken ateşe verdi. Bunun sonucunda Yusuf can verirken, hayatının kadını ama bir türlü gün yüzü görmeyen Havva da orayı yakmaktan ve Yusuf'u öldürmekten dolayı hapse atıldı. İçerde bir oda dolusu insanın önünde başlayan bir yangın varken, Havva sihirbazlık güçlerini kullanarak dışarı çıkıp kendisi dahil herkesi yakmaya kalktı yani sizin anlayacağınız... Böyle bir komedi için de onlarca şahit buhar olup uçarken, iki tane yalancı şahidin parayla tutulması ve Bade'yi değil Havva'yı gördüklerini söylemeleri yetti. Adalet kimse için tecelli etmezken, hiçbir şeyden haberi bile olmayan Havva tek bir şahidin sözü ile 15 yıla mahkum edildi.

Geçtiğimiz Pazartesi akşamı yayınlanan 93. bölüm itibariyle da Havva karakteri bu dünyaya gözlerini yumdu. Hiçbir gerçek ortaya çıkmadan, hiçbir kötülük karşılığını bulmadan Havva karakteri yeni doğum yapmış ve kanaması durmamış olduğundan kucağında bebeği varken hapishanedeki yatağında öylece öldü gitti. Bu arada beşeri ilişkilerin senaryoya yansımasına da tanıklık etmiş olduk. Çünkü Yeşim karakteri ile Lale Devri'ne veda eden Serenay Sarıkaya'nın senaristler ve dizi ekibiyle ilişkisi iyi olduğundan ölüm sahneleri ve cenazesi 2 bölüm özel olarak işlendi, sırf o sahne için "Yalnızlık Senfonisi" parçasını seslendirdi Serenay Hanım... Sesi güzel olduğu da bilinen Birce Akalay için buna benzer bir sahne işlenmesi zaten beklenemezdi ama en azından ölüm sahnesinde duygusal etkiyi arttırmak için herhangi bir şarkı koymaları bile yeterliyken özel olan tek bir kare bile harcanmamış olması diziyi ve Havva sevenleri haklı olarak çileden çıkarttı. Bunun aksine dizinin iki kötü karakteri Bade ve Mehmet için öyle duygusal ve aşk dolu sahneler kaleme alınmaya başlandı ki izleyenin şok olmaması mümkün değil. Sanırsınız Bade; Yusuf'u ve birçok insanı diri diri yakmamış, organ çalmamış, adam öldürmeye 2 kere teşebbüs etmemiş, dolandırıcılık ve ahlâksızlık yapmamış, sanırsınız Havva'ya iftira atarak onu haksız yere hapishane köşelerine mahkum ettiren Mehmet 2,5 senedir bütün o kötülükleri yapmamış. Neredeyse oturup bu iki aşık için ağlayacağız. En sonunda da bu iki aşık evlenerek bu beraberliği meşru ve legal olarak onaylattılar. Artık sözün bittiği yer...

Her şeye "kurgu" demekle iş bitiyor mu? İzlediğimiz yapımın türü komedi, animasyon, fantastik bilim kurgu olsaydı; bu soruya yanıtımız: "Evet" olabilirdi. Ancak bizler türü drama olan bir yapım izliyoruz. Adli makamları, doktorları bu kadar aciz ve ucuz göstermek ne kadar doğru acaba? Ayrıca biz yetişkinler adaleti, doğru ile yanlışı, gerçek ile kurguyu ayırt edebilecek durumdayız. Çünkü biz büyürken TV kültürü ya yoktu ya da tek kanallı ve gece 24.00'da yayınına son veren bir gidişata sahipti. İnternet zaten yoktu. Ailemiz ve sevdiklerimizle daha fazla zaman geçirebiliyorduk. Bazı tanımları aklımıza doğru şekilde kodlayabilme şansına sahiptik. Yani hiçbir kavramı TV'den ve / veya internetten öğrenmedik. Kısacası bizler paçayı kurtaran kesimdeniz. Örneğin aşk ve sevgi kavramları bizler için çok daha masum ve iyi niyet içeren kavramlardı. Bizim izlediğimiz aşık kadınların her zaman iyi bir kalbi ve doğru olanı yapmalarını sağlayan bir vicdanları vardı. Ancak dizileri sadece yetişkinler izlemiyor. Şu anda aşkı da, sevgiyi de, flörtü de TV'den öğrenen ve içselleştiren gencecik bir kitle var. Bunu yadsımak mümkün değil. Çocuk ve ergenlerimiz TV dizilerini izliyor ve internet sitelerinde sevdikleri karakterler için delicesine kavga ediyorlar. Pek çok sosyal paylaşım platformunda Lale Devri'ndeki Yeşim'in haklarını delicesine savunup Toprak sevenlerle Yeşim adına kavga eden bir sürü gence rastlamanız mümkün.. Onlar için artık aşkın tanımında her şey var. Masumların canını yakmak, iftira atmak, hayat karartmak, adam öldürmek veya öldürmeye azmettirmek, başkasının sağlık hakkını gasp etmek, parayla insan satın alıp bunu rakibinin hayatını mahvetmek için kullanmak gibi insanlık dışı davranışları gençlerimiz: "Aşkta her şey mubahtır. Yeşim de bunları aşkını kazanmak için yapıyor. Yoksa o da çok iyi bir insan!" olarak yorumlayabiliyor. Bu tablodaki felaketi görmemek için gerçekten kör olmak gerekir. Bizi insan yapan özelliklerimizin içini bu kadar boşaltmak ne kadar doğru?

Her neyse bu konu uzar gider ancak Yer Gök Aşk izleyicisinin yaşadığı mağduriyet TV tarihinde daha önce yaşanmamış türden bir durumdur. Bu dizinin izleyicisi 2,5 senesini Havva ve Yusuf'un kavuşması için tüm bu saçmalıkları izleme mecburiyetinde bırakılırken, aldıkları karşılık iki aşığın hiç kavuşamamak üzere ayrılması oldu. Ölen Yusuf arkasından dönen hiçbir dolabı öğrenemeden bu diyardan ayrılırken, Havva da onunla aynı kaderi paylaşarak kucağında bebeğiyle bir hapishane köşeşinde, kimsesizler gibi hayata gözlerini yumdu. Bir dizi aşkı da böyle elimizde patladı işte... Tüm bunlara neden olan şeyin adı sadece ticari kaygıdır. Zaten 2 sene boyunca reyting almış, hiç bırakılmadan izlenmiş bir diziden gerekli paralar kazanılmış olmasına karşın, bu durumu 1 sene daha uzatma isteğinin açıklaması ancak bu olabilir. Haliyle 2 sene boyunca Yusuf gibi çevresinde dönen hiçbir dolabın farkına varamayan, yeri geldiğinde deli gibi sevdiği kadına küfür etmekten bile çekinmeyen, saf ve basiretsiz bir adam olan Yusuf'u oynamaktan Murat Bey'in sıkılması ve başka bir projede yer almak istemesi son derece doğaldır. Eğer yapımcı bu diziyi 2. sezonda bitirme kararı alsaydı, konular bu kadar dallanıp budaklanmayacak, gerçekler zamanında gün yüzüne çıkacak, sevenler daha erken kavuşacak ve eli yüzü düzgün bir finalle izleyicisine veda edecekti. Ancak bu dizinin finalinde ne Havva olacak, ne de Yusuf... Şimdi soruyorum sizlere; bu izleyicinin haklarını kim savunacak? Onların 2 senelik verdiği emeği ve sayelerinde alınan reytinglerin, kazanılan paraların hesabını kim verecek?

Diziye yeni oyuncuların dahil olmasıyla Yer Gök Aşk değil bu sene, 10 sene daha devam edebilir. Belki 10 sene boyunca reyting de alır, ama ilk başladığı dönemde kazanmış olduğu itibarı çoktan kaybetmiştir. Bizim yaşadığımız bu olayın telafisi yok ama belki bundan sonrası için bir faydası olabilir niyetiyle bu düşüncelerimi sizlerle de paylaşmak istedim. Biliyorum ki benim gibi düşünen pek çok izleyici var. Umarım(z) başka dizi izleyicileri de böyle bir deneyim yaşayıp elleri böğürlerinde ekran karşısında kala kalmazlar. Özellikle yapımcı ve senaristlerden ellerini vicdanlarına koyarak bu işi yapmalarını rica ediyoruz. Seçim her zaman ki gibi onlara kalmış.

Katharsis

 

Dikkat! Yasal Uyarıdır: Bu blogda yayımlanan tüm içeriğe ilişkin haklar blog kullanıcısına (üyesine) ait olup, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun koruması altındadır. Bu blogdan ancak kullanıcının adı ve blog adresi kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Aksi takdirde her türlü hukuki ve cezai sorumluluk alıntıyı yapana ve yayımlayana ait olacaktır. 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 5987
Kayıt tarihi
: 13.08.12
 
 

İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum, yaklaşık 10 senedir psikolog olarak çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster