Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
192
 

Yerdeki kadınlar

Yerdeki kadınlar
 

Sima


Yalnız bir gecenin umutsuz sabahında Selim yine evden erkenden çıktı. Parçalanmış yaşamının bir düzene girmesini sabırla beklerken kendini oyalayacak, küçük de olsa bir anlam bulmasını sağlayacak yerlere gidiyordu. Bazen eski bir arkadaşının yanına, bazen kütüphaneye uğruyor, ya da sokaklarda dolaşıp kaldırım ve yollardaki bitmek bilmeyen çalışmaları izliyordu.

İşe yetişmek için koşturan kravatlı erkeklerin, servis bekleyen şık giyimli kadınların, annesi arkasından bakarken apartman kapısından sırtında çantasıyla çıkıp koşarak minibüse atlayan çocukların yanından geçerek yürüyordu.

Yorgundu. Ne gece, ne sabah, ne iş günlerinde, ne hafta sonunda kendini iyi ve dinlenmiş hissediyordu. Oysa daha yirmi yıl önce üniversitedeydi. Gelecekten büyük beklentileri vardı. Ne yazık ki sonrasında yaşamı hiç de beklediği yönde gelişmemişti.

Sıkıntıların aklına üşüşmesiyle başı öne eğilince gözü bir kartvizite takıldı. Sarı saçlarla çevrelenmiş güzel bir yüzün içindeki kara gözlerde derin anlamlar yüklüydü. Davet, içtenlik, umut, sıcaklık,  gizem, derinlik ve aydınlık fotoğraftaki bakışta birleşmişti. Belli belirsiz gülümsüyordu. Ama düşkırıklıklarını ve acı bir geçmişi gizlemek ister gibiydi.

Selim uzun yürüyüşlerinde sileceklerin altına iliştirilmiş resimli kartvizitlerle ilk ne zaman karşılaştığını hatırlamıyordu. Sayıları iyice artınca neredeyse düzenli görmeye başlamıştı. Kimisinde kocaman bir telefon numarası, kimisinde sıcak çağrışımlar yapacak bir ad, kimisinde de davetkar bir poz göze çarpıyordu. Resimler zamanla kaldırımlara yayıldı. Ya arabaların sahipleri çıkarıp atıyorlardı, ya da geçen birileri görür diye reklam amaçlı bırakılıyorlardı.

İnsanlardan çok uzun süre uzak kalmıştı. Kişiliği alt üst olmuş gibiydi, yalnızdı, mutsuzdu. İş bulma girişimleri bile epey azalmıştı. Akşam eve gitmeden önce bir markete uğrayıp hazır çorba, kuru sebze, makarna benzeri bir yiyecek alıyordu. Sınırlı bir parayla uzun süre geçinmeye çalışarak harcıyordu. Yine zor ve yorgun bir gece geçirdi. Kendini iyice bırakmamak için artık bira bile içmiyordu. Birkaç bardak çay, televizyonda birkaç kanal arasında gidip gelmek, sonra düşünceleri aklından kovup uyumaya çalışmak.

Ertesi gün evden çıkarken yeni bir heyecan duyduğunu şaşkınlıkla fark etti. Hızlı hızlı yürüyordu. Bir an önce kartvizitteki küçük resimle karşılaşmak istiyordu. Varması çok uzun sürmedi. Bu kez çevredekilerin ne düşüneceğine aldırmadan eğildi, biraz daha yakından baktı.

Güzel kadın belli belirsiz bir gülümsemeyle, gizemlilik ve alaycılık arasında bir ifadeyle, en önemlisi de insanın içine işleyen bakışlarıyla çekilmiş bir portresini koymuştu. Selim bu ikinci görüşünde iyice sarsıldı. Baktığı yerdeki bir kart değil de yıllar önce üniversitedeyken karşılaştığı bir kız olsaydı kesin kara sevdalara düşerdi.

Bu tip çok fazla kart görmüştü. Artık adlara ve resimlere dikkat bile etmiyor, yine epey bırakmışlar deyip geçiyordu. Ama bu, nedense aklina kazındı. Ertesi gün, daha sonrasında hep onu arayarak yürüdü. Görünce sevindi. Çoğu kez kayıtsızca, kendini tutarak göz ucuyla baktı. Zaman zaman da eğilip iyice inceledi.
Kalkıp yürümeye yeniden başladığındaysa kendine güldü. Fotoğraflı bir kartla telefon numarasını tanıtan yerdeki kadınlardan birine aşık mı oluyordu? Bu bir düş olmalıydı, yavaş yavaş uykusuz gecelerine de bir sıcaklık katmaya başlamıştı.

Bir akşam eve dönerken yine markete uğradı. Her zamanki gibi birkaç parçayı sepetine koydu, kasaya yaklaştı. Bir adam ödeme yapıyordu. Arkasında bir kadın vardı. Selim de sıraya katılıp beklemeye başladı. Sıra geldiğinde kadın yüzünü kasiyere döndü. Selim bir anda sarsıldı. Tanıyordu. Yüzüne ateş bastı. Yaşamına yeni bir renk mi geliyordu yoksa? Yüreği hızlı hızlı çarpmaya başladı.

Sıra geldiğinde Selim neredeyse aldıklarını bırakıp peşinden koşacaktı. Kendini tuttu. Ödemeyi yapıp torbasını alarak dışarı fırladı. Bir an çok korktu. Sonra onu gördü. Sarı saçları yeşil elbisesinin üzerine dökülüyordu. Yavaşça yürüyerek uzaklaşıyordu.

Başka seçeneği yoktu. Hızlıca yürüyüp yetişti.

"Özür dilerim" dedi. "Sanırım sizi bir yerden tanıyorum"

Yıllardır hemen hiçbir kadınla konuşmamıştı. Bunu söylediğini duysalar eski arkadaşları kimbilir nasıl kızarlar, dalga geçerlerdi. Ama aklına başka söz gelmemişti. Bu konuda ne okumuşluğu, ne de zengin bir deneyimi vardı. Ne teori, ne pratik!

Kadın durup bekleyince, hele bir de ona dönünce ilk sınavı geçmiş oldu. Sonra sorgulayan, alaycı bakışlar karşısında soğuk terler döktü.

"Bense sizi hiç tanımıyorum" diye bir cevap geldi.

Bu sözler pek olumlu gibi değildi ama bakışlardaki sıcaklık ve güzel yüzdeki yumuşaklık kadının ona bir şans verdiğini gösteriyordu. Kadının onu nereden tanıdığını anlamamış olması olanaksızdı. Selim ne yapacağını şaşırdı.

"O zaman bu fırsatı tanışmak için değerlendirebilir miyiz? Sizinle bir çay içmek beni çok mutlu edecek" dedi Selim.

Fotoğrafındaki gibi değil, üniversiteyi yeni bitirmiş umutlu bir genç kız gibi güldü kadın.

"Neden olmasın?" dedi. "Biraz zamanım var."

Selim yine bunu nasıl yorumlayacağını bilemedi. Yalnızca arkadaşça bir konuşmaya mı evet denmişti, yoksa profesyonel bir işin açılış bölümüne mi?

Biraz yürüyüp küçük bir çayevine girip oturarak alışveriş torbalarını boş sandalyenin üzerine bıraktıklarında Selim yanıtı öğrendi. İkisi de çok yalnızdı. Arkadaşça kısa bir sohbet onlar için çok değerliydi. Böylece Sima'yla bir iki saat içinde neredeyse tüm yaşamlarını paylaştılar.

Nereden geldikleri, kim oldukları, gördükleri eğitim, dünya görüşleri, bugün ne yaptıkları, gelecekten ne bekledikleri hiç önemli değildi. Yalnızca farklı koşullarda ve zamanda karşılaşsa birbirini çok iyi anlayabilecek iki güzel insandılar. Selim nedense onunla konuşurken eski bir sevdiğini hatırladı. Yalnızca bir günü arkadaşça birlikte geçirdiği, ama bir ilişkiyi düşünme fırsatı bulamadan yolunun ayrıldığı  eski bir dost. Sima kendi yaşamından fazla söz etmedi, fazla soru da sormadı. İçinde bulundukları yeri ve zamanı paylaştılar. Kendilerini anlayan birinin yakınlarındaki varlığını hissetmenin güzelliğini yaşadılar.

Bir süre sonra Sima kalktı.

"Seni eve davet etmek isterdim ama çalışmam gerekiyor" dedi.

Selim yaşarmış gözleriyle baktı.

"Böyle olmamalıydı" diye mırıldandı.

"Yaşadığımız dünyada olmaması gereken o kadar çok şey var ki" dedi Sima.

Birbirlerini sıkıca kucakladılar. Sima onu geride bırakıp başka bir dünyaya doğru yürüdü.

Selim hemen eve gitmek istemedi. Zaten kolay uyuyamıyordu. Bu gece de sabahlayacağına kuşkusu yoktu. Uzun uzun sokaklarda dolaştı. Eve dönüp yatağına girdiğinde bu kez yıllardır uzak kaldığı ateş bedenine yapıştı. Sima'yla belki kısa bir süreli bir ilişki yaşayabilirdi. Ama ne anlamı olabilirdi ki bunun? Gerçekte olmayanı düşlerinden atması kolay değildi. Sima bütün gece yanında kaldı, yatağından hiç çıkmadı.

Ertesi gün Selim yine sokaklardaki yerini almıştı.

Kaldırımı yine kartvizitler kaplamıştı. Güzel yüzler, güzel bedenler, bazen yalnızca kocaman bir adla telefon numarası yerde durmuş, gelip geçen kalabalığı izleyip bekliyor gibiydi. İnsanların çoğu onları farketmiyor, acele işlerine yetişmek için koşturup duruyorlardı. Çoğu kartın üzerine değişik ayakkabıların çamurlu izleri çıkmıştı bile.

O kartlardan birinin Sima olabileceğini düşününce Selim'in yüreğine bir hançer saplandı.

"Ne olur" diye mırıldandı boğuk bir sesle. "Ne olur onun üzerine basmayın!"

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 246
Kayıt tarihi
: 08.01.12
 
 

1958 doğumlu. Mühendislik eğitimi aldı. Teknik alanda çalışırken kültürel konulara ilgisini sürdü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster