Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Aralık '07

 
Kategori
Çevre Bilinci
Okunma Sayısı
456
 

Yeşil alanı böyle mi kullanıyoruz? Ya evlerimizin yüzleri?

Londra’ da parklar tertemiz, bakımlı. Çimenlere oturup yayılmış yemek yiyen görmedim hiç.

Elinde bir sandöviç ve su, yürüyen, koşan, ata binen, bisiklete binen, köpeğini gezdiren, paten kayan, takım olmuş oynayan, çocuklarını oynatan, güneşlenen her yaştan insanlar var ama yere bir örtü yayıp üzerine tabak tabak yemek dizmiş, mangalı yakmış, tüpünü getirip çayı koymuş olan yok. Köpekler ortalığa pislerse 100 Sterlin ceza hemen, kum havuzları var özel, oraya götürülecek.

Bu parklar yanısıra konutlar bahçeli, ağaçlık. Sanmayın ki Ankara, İstanbul, İzmir ve diğer illerimizdeki gibi bitişik veya bitişikcesine yapışık binalarla dolu. Önde bitişik görünen ana caddelerdeki evlerin bile küçücük arka bahçeleri var ve bu arka bahçeler hurdalık değil, özenle düzenlenmiş, emek verilmiş çiçekle donanmış bahçeler.

Bana söylenildiğine göre sadece yoksullar apartmanlarda yaşıyorlar. Varlıklı veya orta halli bir İngiliz evde yaşıyor, apartman dairesinde değil. Ev bir, iki veya üç katlı olabilir ama daha yüksek katlı olmaz, hemen hepsinde küçük müçük bir bahçe vardır, önde veya arkada. Bitişik olabilirler komşu evle. Sokak mimarisi önceden yapılmıştır, öyle canınızın istediği dış cepheyi giydiremez, dış görünüşü veremezsiniz binanıza. Yani yandaki evden bambaşka bir ev yapamazsınız. Binaların yüksekliği, dış görünüş aynıdır bir sokakta.

Bir de 2. dünya savaşında bombalarla yıkılmış bölgenin yeniden imarından söz etmek gerek. Barbikan (Barbican)' ı gidip görsün yöneticilerimiz. Bir sanat, kongre ve yerleşim merkezi nasıl tasarlanabilir ancak orada kırmızı tuğlalı ağaçlıklı yollarında, binaların içinde yürüyerek anlaşılabilir. Kimi yerlerde duvar içi özel ara yollardan yürünür. Kimi bina içi geçişlerde piyanolar bulunur. Serbestçe başında oturup çalanları görürsünüz. Dinlenilsin diye oturma yerleri vardır. Bana çok çarpıcı gelmişti bu, trene binecektim alt tarafı. Bina içlerinden geniş salonlardan geçiş yaptık, o salondaydı piyano, deri koltuklar falan. Öyle, gelen geçene açık. Londra'da pis yerlere de rastladım, derbeder kılıklı insanlara, sokakta yaşayanlara, dilenenlere de. Ama ilginçtir bu herkese açık mahalde izi yoktu serkeşliğin, viraneliğin. Gelen geçen her kimse kim, saygıda kusur etmiyordu, kullanımda da...

Saydığım park ve bahçelerin tarihçelerine baktığımızda durum daha da çarpıcı bir hal alıyor. Tarihçeleri 1550'li yıllara kadar geri gidiyor. Şehrin en geniş spor alanlarına sahip Rıcınts (Regents) Park örneğin, 1811'de mimar John Nash tarafından yeniden (dikkatinizi çekerim, yeniden) düzenlenmiş, 400 çeşitte 30.000 gül ağacı o zamandan...

İşte size bir kentleşme, yapılaşmaya ve yeşil alana bakış. Ya bizde neler oluyor?

Çocuktum, Ali Sami Yen stadı yapıldığında alay konusu olmuştu, “Kurtlar iniyor” diye uzaklığından yakınılırdı. Bitmedi tartışması Ali Sami Yen’in, yeşil alan kalması bile battı, satacaklar basına yansıdığına göre...Konut, işyeri falan yapacaklar.

Levent’teki İETT garajı da satıldı. Bu şehir deprem bekliyor biliyoruz. IETT arazisi kabaca 800Milyon YTL kazandırdı. Beklenen depremde Levent, Gültepe’de ölecek canlar ise para kaybettirecek, hele yaralı olurlarsa masraf katlanacak. Ölen ölür, kalan sağlar ve kazanılan paralar bizimdir.

Deprem olmasa da yangın olsa mesela, hani “Allah Korusun”, toplanacak, ilk yardımı düzenleyecek, yaralıları getirecek yer yok.

Ama Allah korusun kullarını, belediye koruyacak değil ya!

Yaşanası kentler sadece 5 yıldızlı iş merkezleri, oteller, konutlarla donanmış albenisi yüksek caddeler, mahalleler demek değil!

Yaşanası kentler yaratmak, yalnızca yeşil alanları korumak da değil, felaket, yıkım onarım öngörülerini sağlık, emniyet, ilk yardım, itfaiye gibi erişilmesi gereken hizmetleri de dikkate alarak yapılaşma, ulaşım, altyapı sağlamak demek.

Gelecek bölümde yeni yerleşim , ticaret alanları yaratmaya dair bakışlarını aktaracağım.

Dedim ya, bendeki de umut, belki bir dikkate alan olur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dünyada emlak fiyatlarının en yüksek olduğu şehirler olan londra'nın orta yeri hyde park var , New York'un orta yeri ise central park. Peki neden onların yöneticileri bu koca parkların yerine iş merkezi veya gökdelen dikmeyi düşünmüyor..Onların yöneticileri aptal mı ? Tabii ki değil ama onlarda şehir plancılğı , kamu yararı ve halkını düşünmek diye kavramlar paradan önce geliyor. Tabii birde böyle birşey yapmaya kalkarlarsa onlara şehir dar edecek bilinçli bir halkları var.

Görkem 
 12.12.2007 17:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 87
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1607
Kayıt tarihi
: 29.05.07
 
 

Doğaya, sanata, spora, bilime ve ülkeme bağlı; doğruya, gerçeğe, akla yönelik; uluslara saygılıyı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster