Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
355
 

Yeşil Kart

Yeşil Kart
 

ezgi umut


Yağmur bardaktan boşanırcasına yağmıştı günlerce. Dere boyundaki tarlada gölcükler oluşmuş, dediler de gidip bakamamıştı. Ne zaman tarlaya bahçelere gitmeye niyetlense, bir titremedir sarıyordu bedenini. Üşüme öyle geliyordu ki bedeni katılıyor buz tutuyordu sanki. Artık ev kedisi olmuştu, Zeynep kızının deyimiyle ocağın başına çöküp , hesap kağıtlarını önüne yayıp, ürünün getirisiyle önce hangi borcunu ödeyeceğini hesap eden bir köylü baba.

Zeynep liseyi bitirdiği yıl, tam da üniversite sınavı sırasında, anacığı hastalanıverince, sınava katılamamıştı. Köyde kalmıştı. Kalış o kalış. Oysa parlak bir gelecek vardı önünde. Üniversiteyi kazanabilirdi, ya doktor ya mühendis olur, devlet kapısında ya da bir bankada memuriyetle yaşamı garantiye alırdı. Gitmemişti işte, belki de yük olmak istememişti. Gurbetlerde çocuk okutmak da para ister.

O öğle sonrası yağmur tam da dinmişken, lastikleri çekip, dere boyundaki bahçeye yollandı. Yağan yağmur toprağı zamka çevirmişti. Her adım atışta, arsız çamur çizmesini kapıyor, bir türlü bırakmıyordu. Dere taşmış, tüm ekin sel sularıyla sürüklenip gitmişti. Göreceğini görmüştü işte. Bu yıl ürün yoktu. Borçlarını ödeyemeyecekti. Hani baraj yapılacaktı, hani dere ıslah edilecekti? Hepsi seçim öncesi yalanlarıymış diye düşünürken gözü karardı. Neredeyse düşeyazdı, yaşlı incir ağacının gövdesine dayanmasa.

Zaten ekme demişlerdi, boşuna uğraşırsın Mehmed Efendi. Olacak belli, yine taşkın olacak, emeğini sel alıp götürecek, niye uğraşırsın, diye söylenmişti köylüler kahvede. Beş dönümlük tarlaya tohum atarken de bu sözler hep kulaklarında çınlamıştı. Direnecekti hem doğaya, hem de yalanlara.

Hem ekmeyip ne yapsın. Onun İstanbul'da para basan oğulları mı var. Tam aksine yatılı okullarda harçlık bekleyen ikizleri, sağlığı bozulmuş karısı ve üniversiteyi okumayıp köyde kalmayı seçen kızı. Beş kişi bu tarlaya bir de tepedeki bahçeye ve zeytine bakıyorlar.

Ağacın gövdesine yaslanarak çömeldi. Gözlerindeki karaltı devam ediyordu. Yoksa yoksa ölüm meleği mi bu dolanan etrafında. Hayır olur inşallah. Gözlerini sımsıkı yumdu. Yaşadıkları bir düş olsun, gözkapaklarını açtığında dünyayı yeniden görebilsin.

Mehmed Efendi bir kaç dakika sonra gözlerini açtığında artık dünyası sis bulutlarının içinden bakıyordu ona. Sellerin sürüklediği bir dal parçasını asa gibi kullanarak, bata çıka puslu yola vardı.

Muhtara uğrayacak, durumunu anlatacak, belki bir yardımı olurdu. Muhtar saygıyla karşıladı Mehmed Efendiyi. Bahçede nasıl gözünün karardığını dinledi.

"Bazen bacak, el kol da kestirir bu meret biliyorsun aşağı mahalleden Dursun dayının başına gelenleri, şeker olabilir " dedi muhtar.

Dünyası sanki biraz daha kararmıştı. Muhtarın sarı bıyıklarını ve çakır gözlerini hayal meyal seçebiliyordu.

Bak Emmi, Bağkur borcunu öde, hastaneden yararlanabilirsin o zaman dedi Muhtar kırık bir sesle ret edileceğini baştan bilerek.

Neyle ödeyecek, zaten bankaya dünyanın borcunu yapmış, tohum için, kıraç kalan yukardaki bahçe için, pek gerekliymiş gibi allahın suyunu parayla satın almak için, bir de damlama sulama yaptırtmıştı o en kayalık yerdeki bahçeye. Bilseydi bu yağmurları selleri o kadar borca girmek yerine, Bağkur primlerini ödemez miydi?

"Nasılsa zeytini de su vurdu bu yıl. Bak, üzerindeki bahçeleri, kıza yap ya da satış göster de bir yeşil kart çıkart Mehmed Efendi" dedi muhtar en sonunda.

Her zaman söylerdi de kızardı muhtara, o alçaklığı yapamazdı Mehmed Efendi ama bu kez hiç tepki vermedi. Hep onursuzluk olarak düşünmüştü yeşil kartlı olmayı. Benim elim ayağım tuttukça ne evimin kapısından, ne de çocuklarımın boğazından bir kuruş haram geçemez. Hem o köyün Mehmed Ağasıydı zamanında. Para pul bolluğundan değil, gönül zenginliğinden. Sıkışana,darda kalana yardım elini uzatan koskoca Mehmed , nasıl olur da yeşil kart için bu onursuzluğu yapar. Yapamazdı.

Zeytini hiç düşünmemişti. Eyvah ondan da para gelmeyecek desenize. Bütün emekler havaya gitmişti. Bu ne kadersizlik.

Eve geldi. Karısıyla kızı komşuya gidiyorlardı hoş beş etmeye. İyi gitsinler bakalım.

"Topalan çorbası içecen mi Bey, bi kaşık koyayım mı? " dedi karısı.

"Siz gidekoyun" dedi. "Şimdi canım istemiyor."

Karısına dikkatlice baktı. Nasıl da değişmiş, o kısrak gibi kadının geldiği hale bak diye düşündü. Onun bir ceylan gibi, güzel gözleri çakmak çakmak başındaki yazmasını yellendire yellendire mezradaki erik ağacına doğru buluşmalarına koşuşunu hayal etti. Zaten tombalak bedeni dışında hiç bir ayrıntısını seçemiyordu karısının.

Kızına hiç bakmadı bile. İkizleri düşündü. Yüreği acıyordu. Onlar çıkınca yüklüğü açtı. Kırmalıyı çıkardı. Kurşunları doldurdu içine. Silahı düzeltti. Kabzayı yere dayadı, namluyu da çenesinin altına sıkıştırdı. Gözünde karısının bir asır önceki hayali, tam tetiği çekecekken camda bir gürültü koptu. Ölmeye bile rahat yoktu. Kalktı pencereye doğru yürüdü. Cama vurup sersemlemiş küçük bir ebabil kuşu karın üstü yatıyordu. Bembeyaz karnı yaşama tutunmaya çalışan acıklı titreşimlerle sarsılıyordu. Camı açtı. Kuşcağızı avuçlarına aldı. Seni yaşatacağım dedi. Bahçeden mis gibi esen yaşam kokusu başını döndürüyordu.
ezgiumut 13 Aralık 2009

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Okumayı bitirdikten sonra bir süre ekrana bakakaldım. Yeşil kart gibi bir konu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Sonuna kadar içim titreyerek okudum. Hele karısına bakışı ve içeriye yaşam kokusu girişi bölümleri bitirdi beni. Ahh, hiç bir insan kendini bu denli çaresiz etmesin. Hele analar ve babalar. Yüreğinize, kaleminize sağlık. Kanayan yaralara bu kadar 'ince' yaklaşabilmek bir yetenek olsa gerek. Sevgiler.

mea culpa 
 21.12.2009 16:36
Cevap :
Değerli katkılarınız için ve böylesi bu denli övgülü bir yorum için çok teşekkürler. Gönlüm elvermedi. Gerçeği yazmaya da böylesi bir öyküde değiştirdim sonunu. sağlıcakla esenlikli günler dilerim.  21.12.2009 18:58
 

ama o kadar gerçek ki... Kimbilir kaç ailede yaşanıyor bu ve benzeri zorluklar. Hem de çıkış noktası bulamamaksızın.. Sevgilerimle.

Nilgün Akad 
 20.12.2009 20:28
Cevap :
Evet gelinen nokta bu ne yazık ki. Hem sadece sandık hesaplı yönetimler bir yandan da neoliberal vurgunlardan ülkenin korunmaması bu noktaya getirdi. Sağolun. sağlıcakla.  20.12.2009 21:28
 

....Yazınızı okuyunca beş tane daire sahibi olduğunu söyleyen ve hastaneye Mercedes marka arabayla gelip, yeşil kartını uzatan adam aklıma geldi de içim bir garip oldu. Kaleminize sağlık. Saygılar...

Erol Özışık 
 20.12.2009 17:29
Cevap :
Bir köyde intihar eden bir köy sakini için muhtar diyor ki: Neyazık ki hiç kimseye satamadığı 5 dönüm tarlası yüzünden yeşil kart alamadı. Zaten borcu yüzünden bağkur pirimlerini ödeyemedi, çekiyor silahı amansız dertten kurulmak için yaşamına son veriyor. Bunlar batıda yaşanan yoksulluklar, gerçek trajediler. Yandaş olmayacak kadar onurlu insanların sonu. Biraz da dönüp bu noktaya bakalım. Ama nerede.... sağolun çok önemli katkı verdiniz. sağlıcakla.  20.12.2009 21:08
 

Sessizce okuyup, gitmeyim istedim. Ancak "zamklaşan toprakta" yürür gibi, hiçbir kelime çıkmıyor parmaklarımdan... İçimi çok burktu öykünüz Ezgi hanım. Sevgilerimle..

Saime Eren 
 20.12.2009 15:47
Cevap :
Olanlara şahit duyarlı bir yürek daha gelmiş sayfama. Güncelde yaşananın acısını benimle birlikte duyumsayan bir yürek. Teşekkürler Saime Hanım. Sevgilerimle.  20.12.2009 16:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 566
Toplam yorum
: 1972
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1316
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster