Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
572
 

Yeşil Kurtlar!-2

Yeşil Kurtlar!-2
 

Benim iskelem!


Gökyüzü ve Deniz'de, neler oluyor?

Birtakım habis ruhların, bu yakın semadan geleceğe ait haberleri çalma teşebbüsleri sonucunda, Melaikeler ve semanın sakinleri tarafından, peşlerine mancınıkla ateş topları gönderilirmiş! Hoş, çaldıkları haberlere yalan katmadan aktarsalar belki af dilemeğe yüzleri olabilir’di kim bilir? Ama onlar, insanlar arasında fitne ve fesatlık yaratmak, haksız kazanç sağlamak ve insanları gelecek ile aldatmak gibi bir misyonerliğe soyunmuşlar.

Bu gece gökyüzünde konfeti yağmuru var. Ateş topları önünde kaçışan, habis ruhların sergilediği zoraki bir şov!

Falcılar, iskambilciler, medyumlar…

Bir doğruya bin yalan katan sahtekâr casuslarınızın söylediklerine, kendiniz inanıyorsanız (!) başkalarını inandırmaya kalkmayın.

Gaibi Allahtan başka kimse bilemez.

(Tabi ki isteyen istediğine inanabilir. Mesela; Kayan yıldızların, Swift-Tuttle kuyruklu yıldızı tarafından bırakılan kalıntıların içinden Dünya’nın geçmesi sonucu oluştuğuna, atmosfere çok büyük hızlarla çarpan parçacıkların yanarak, yıldız kayması denilen meteor yağmuru olayının gerçekleşmesine neden olduğuna inanabilirsiniz.)

İyi de, siz bir meteor parçasının kendiliğinden varoluşunu hiç gördünüz mü?

………..

Ayın on dört’ünü on beşine bağlayan bir gecede, dolunay gökyüzünde kocaman bir gece lambası gibi ortalığı aydınlatmıştı!

“Ayı gördüm ya, yıldıza minnetim kalmadı artık”

…….. .......

Bu kez hiç iğrenmeden yeşil kurtların en irileriyle oltalarımı yemledim. Gün geçtikçe alışıyordum onlara, ay ışığında daha bir zararsız görünüyorlardı gözüme!

Bu akşam topladık onları...
Tazecikler, canlı canlı!
Sevgili arkadaşım, kardeşim, boncuk Ali ile
Ali küreği kullandı,
Ben eleği.
Sonradan Erkul kardeşimiz de geldi yanımıza.
O’ da, kurtların yuvalarını buldu bize.
Bütün kurtların yuvalarını başlarına yıktık!
Otuz kırk tane kadar ancak bulabildik.
Yakaladıkça hem iğrendik hem sevindik!
Biraz da yazlıkçıların oralardan,
En fosforlu en havalısından...
Kırmızı küçük solucanlardan topladık
Çerez niyetine
Yesin balıklar diye.


Ay’ın şavkında denizin içine doğru uzanan, bir yol belirdi! Oltalarımın yemlerini tazeleyip yakamozun kaybolduğu ışık yoluna (!) bütün gücümle fırlattım

Zarganaların ve küçük balıkların mahalle baskısından kurtulup su üstünde dolunayın şerefine dans ettiklerini görür gibi oldum. Fakat rahat yok ki zavallı balıklara! Bu kez de, kepçe ile su üstünden bunları, sinarit ve levrek avı için toplayan sırtı avcıları zuhur etti hayalimin içine!
...

Ali ve Erkul tepedeki yolun karşısındaki markete içecek almaya gitmişlerdi.

Yorulmuştum, kollarım ve ayaklarımdaki ağrılar, taa beş gün öncesinden kalmaydı! Uykusuzluğum ise bu yorgunluğumun üzerine kapak olmuştu.

Kamışların uçlarına mandallı metal zilleri kıstırıp bitkin bir halde takım sandığımın üzerine çöktüm. Sırtımı iskeledeki demir merdivene yasladım.
...

Kolay değil, dört adet kamışın ucundaki (klasik takım) üçlü iğneleri periyodik olarak yarım saatte bir kontrol ediyor, sonra onları metrelerce öteye fırlatıyordum.

Ellerimiz, kullandığımız yemlere bulaşınca ne açılan belimizi örtebiliyoruz ne kilitlenen bacaklarımızı kolayca düzeltebiliyoruz. İşimiz bittiğinde önce doğrulup bir ah çekiyor sonra elimizi kovadaki suyla yıkayıp çaputumuzla kuruluyoruz.

Oltaları doğru yere yatırdığımızda, müthiş bir keyif duyarız ki anlatmakla olmaz; bunun zevkini o an yaşamak lazım. Oturacağımız yere çömelene kadar oltanın ucundan gözlerimizi ayıramayız. Bazen, yorulup diz çökene kadar, bazen inatlaşıp balık gelene kadar olta elimizde ayakta dikildiğimiz olur.

Kamışı, iskeleden denize çekecek güçte ve irilikte hayali bir balık için patlamaya hazır tüfek gibi tetikte bekleriz. Zaman geçtikçe” hadi gelsene, nerde kaldın, hadi üzme bizi” gibi gelmesi muhtemel olan balıklara adeta yalvarmaya başlarız. Onlara şiirler yakıştırır, şarkılar besteleriz!

Önce tatlı dille anlatmaya çalışırız meramımızı; sonra zaman geçtikçe umutlar yok olmaya başladığında
Yine eve balıksız dönmenin getireceği o aşağılık, aşağılanma duygusu ile önce yemlere, sonra takımlara, sonra balıklara, sonra denize, sonra.... sonra... sonra… Alfabeyi tersinden okumak gibi bir şey işte!

Av sonunda, balık tutmak için katlanılan eziyetlere değip değmeyeceğinin muhakemesi ve muhasebesi yapılır genellikle.

Bazı arkadaşlar “Boş verin yahu, balık bahane, muhabbet şahane” safsatası ardına saklanarak evine giderken; arkadaşlarının veya meraklı birilerinin elindeki oltaları görüp “Balık var mı? Tuttun mu?” diye sorduklarında, onlara verecek “Bahane” ve “Şahane” cevapları olmayacağı için kamışlarını kimsecikler görmesin diye nerdeyse burunlarının deliğine sokma gayreti içinde olduklarını bilirim!

Benim gibi bazen eve boş gitmemek için balıkçı tezgâhlarına düşenlerini de. Böyle zamanlarda bazı istisna tezgâhtar balıkçıların o kinayeli ve alaylı sözlerini hiç unutmam! Hele bize taze diye kakaladıkları bayat balıklar yok mu? Sıkıysa bu balıkları eve gidince ben yakaladım de! Pazarlık yapacak yüzümüz mü var birader? "Canın isterse" diyor paşam, "bunlar son; başka da yok"

Evden çıkarken “Yemek yapmayın akşama balık getireceğim” demişsen yandın. Balıkları satın almaktan başka çare mi var? Ev halkına balık yedir de nasıl yedirirsen yedir, ister tut, ister satın al!

Allahtan söz vermiyorum. Bizim evde benden başka, herhangi bir balığı isteyerek yiyen de yok zaten! Tazesini yakalayana kadar mahalle baskısı yapmayı veririm olur biter!

Biz insanoğluyuz; ihtirasımız ve egomuz bizi bu noktaya getirdiyse, takkeleri önümüze koyup doğaya zarar vermekten vaz geçmeli ve tekrar o eski verimli günlere dönecek tedbirleri almalıyız.
Tabi ki burada amatör balıkçıların verdiği tahribattan çok sanayinin ve teknolojinin tahribatları üzerinde önemle durulmalı! Yoksa bizimkisi devede kıl!

Gözlerim kapalı, kulaklarım pürdikkat zillerde...

*“Denizin üstünde ala bulut
Yüzünde gümüş gemi
İçinde sarıbalık
Dibinde mavi yosun
Kıyıda bir çıplak adam
Durmuş düşünür.
Bulut mu olsam,
Gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
Yosun mu yoksa?
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
Bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla…”

Karanlığın içinden ay’ın ışık yoluna giren ve geçen her saniye iskeleye yaklaşan bir karartı fark ettim.

Bu karartı, kıyılardan dalgaların denize sürüklediği herhangi bir eşya olabileceği gibi yük gemilerinden düşen veya atılan bir çöp (atık) ta olabilirdi.

Göz yanılmasından olsa gerek, bazen ahtapot, bazen köpek balığı, utanmasam Marmara’da balina gördüğümü bile iddia edebilirdim korkumdan!

Acaba yaklaştığında tanıyabileceğim (!) bir “Su perisi” olabilir miydi?

Ya, gökyüzünde kaçarken ateş topları ile vurulan bir iblisten arta kalanlar…

Veya batan bir gemiden kendini kurtarmaya çalışan batıkzedeler!

Ya da evine geç kalmış bir balıkçı!

Aklıma Ernest Hemingway’ın "İhtiyar Balıkçı"sı geldi.
Hemen herkesin ezbere bildiği hazin bir öyküdür bu; Ne demişti o ihtiyar?
"Beni adamakıllı yendiler... Hem de ne yeniş"
"Yenilmedim aslında, belki biraz fazla açıldım, o kadar..."

Bu karartı da, onun gibi fazla açılmış bir balıkçının olabilir miydi?
İskelede defalarca yalnız kalmıştım ama ilk defa içime korku düşmüş ve üşümeye başlamıştım.
Ali ve Erkul halen marketten dönmediler…

Denize yatırılmış yedi adet kamışın, misinalarına dokunmadan iskeleye yanaşanın “Ernest Hemingway’ın ihtiyar balıkçısı gibi” beyaz sakallı, tonton bir ihtiyar olduğunu gördüğümde bütün korku ve endişelerim kayboldu.

“Selamünaleyküm” dedi denizden gelen yabancı;
“Aleykümselâm” diyerek selamına karşılık verdim.

Ses tonu öyle tanıdık! Öyle samimiydi ki; sanki çok yakından tanıdığım biriymiş gibi.

—Haydi gel, seninle biraz gezelim balıkçı!
—Benim yanımda arkadaşlarım var, markete kadar gittiler, birazdan gelirler;
—Arkadaşların marketten gelinceye kadar biz geri döneriz merak etme.
—Arkadaşlarımda bizimle gelse?
— Hayır, bu gezi sadece senin için.
...!
—Haydi gel.
Dayanılmaz bir güç beni, bu davete icabet etmem için zorluyor!
—Tamam geliyorum.

Devamı var...

*Nazım Hikmet

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Birazcık mizahi bir dille olacak. Burada kıyı balıkçılığı bitti. Sadece melanur var. Ona da ancak mamun yedirip tutuyoruz.

Eşit Ağırlık 
 06.10.2009 13:23
Cevap :
Yaz tabi senin başın kel mi? Değil ee! Bak isimleride öğrenmişsin melanur, mamun filan! Hadi bekliyorum acele et Harun kardeş bir organizyonda sen yap, balık ekmek vs. Ağaya beleşşş çünkü balıkları ağa tutacak dimi ya? Sahi şimdiye kadar neler tuttun balık olarak bilelim:) Selamlar...  06.10.2009 15:56
 

Devamını merakla bekleyeceğim usta... Bugün yine balıktaydım, geçen hafta Erkulla malum yerden bir karagöz aldık, arkadaşları gelir diye bekledim ama nafile...

Ali Gülcü 
 05.10.2009 23:49
Cevap :
Devamı ilginç olacak gibi Ali kardeşim(!) Bir kaç gün önce seni aradım. Telefonunu uzun uzun çaldırdım. Burgazdaydım, dönüşte sana uğramak istedim ama kısmet değilmiş. Sağlık olsun Saray'da görüşürüz gayri:))  06.10.2009 0:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 438
Toplam yorum
: 1049
Toplam mesaj
: 121
Ort. okunma sayısı
: 817
Kayıt tarihi
: 07.01.07
 
 

Milliyet Blog'a hangi vesile ile kayıt olduğumu doğrusu hatırlamıyorum!  Bende birçoğunuz gibi ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster