Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '06

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
2530
 

Yeşilçam biziz, ''Kara Murat'' hepimiz- 2

Yeşilçam biziz, ''Kara Murat'' hepimiz- 2
 

Sosyolojik boyutuyla, "Yeşilçam biziz" demiştik başlıkta ve yazının ilk bölümünde; peki bir "sinema" olarak "ne" idi Yeşilçam? Kısaca "Yeşilçam sineması" diye adlandırdığımız 1950' lerde başlayıp 1980' lerin ilk yarısına kadar devam eden dönem, Türk sinemasına tam anlamıyla damgasını vurmuştur. Bir Türk sinemasından söz edilecekse bu ancak "Yeşilçam sineması" olabilir. Ziyadesiyle yerel bir sinemadır; bu özelliğiyle evrensel sanat anlamındaki sinemayla pek uyuşmaz. Akademik düzeyde ele alındığı zaman birçok yönden eleştirilebilir. Sinema sanatına katkısı tartışılabilir. Bunlar yersiz de değildir. Bu açıdan bakıldığında yere de batırılabilir, alay da edilebilir, yok da sayılabilir. Yeşilçam’ ın kendisi de zaten bunu pek önemsemez. Amansız sansürüyle, teknik yetersizlikleriyle, kalitesiz kopyalarıyla, yetersiz çevre düzeniyle, kısıtlı bütçeleriyle, bayıltan klişeleriyle, şimdi absürd gelen replikleriyle, komiklik olsun diye yapılmamış ama "komik" ses efektleriyle, hepsi aynı sona giden senaryolarıyla adeta kendisiyle dalga geçilmesini ister. Hafife alınmasına hiç aldırmaz. Onun hemen hemen tek ölçütü "seyirci ilgisi"dir. Ertem Eğilmez "Arabesk", Yavuz Turgul "Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni" filminde bunları anlatmıştır biraz.

Ismarlama film çekilir. Kötüler kötü değil birer kötü adam karikatürü, iyiler kusursuz iyidir. Teknik yetersizlikler had safhadadır. Sesli çekim diye bir şey yoktur. Dublajları belli kişiler yapar. Meşhur "n’ayır", "n’olamaz"ların sürekli dublaj masasında oturup seslendirme yapan sanatçının yorgunluktan çenesini koluna dayaması ve bu yüzden ağzını tam açamamasından dolayı çıktığı söylenir.

Senaryolar fabrikasyondur; hatta bazen hazır senaryo bile yoktur. Mesela, yapımcı Türker İnanoğlu’ndan bir film teklifi alan Nuri Alço "senaryoyu bir görebilir miyim?" diye sorduğunda, İnanoğlu'nun cevabı, "Ulan ne senaryosu!. Pe...k rolü oynayacaksın işte" olur! Senaryo çoğu zaman budur. Ama zaten seyirci de pek öyle tutarlı, dört başı mamur öykü aramaz. Kimse sinemayla akademik düzeyde ilgilenmez. Profesyonel sinema eleştirmeni denebilecek yazarlar çok sonraları ortaya çıkar. Kimse senaryoyu, ışığı, görüntü yönetmeninin, rejisörün becerisini değerlendirmeye tabi tutmaz. Seyirci anlatılan öyküde kendini bulsun yeter. İyiler kötülerin zulmüne uğrayacak, ama sonunda mutlaka yine onlar kazanacaktır. Kötü, bazen şımarık zengin çocuğu, bazen bir toprak ağası, bazen Bizans İmparatoru, bazen it kopuk takımından birileridir. İyiler ise starların şahsında bizzat sinema seyircisinin kendisidir.

Aktörlerin aktristlerin sanatçılığı sorgulanmaz. Seyirci olarak size daha işin en başında "burada içinde sizin de olduğunuz bir masal canlandırılacaktır" denmiştir. Sinema salonuna onu bilerek girersiniz. Özellikle erken dönem siyah-beyaz filmlere dikkat edin, ateş eden silah tutmayı; vurulan adam yere nasıl düşeceğini bilmez. Tabancayla ateş eden adam gerçek hayatta silahı filmdeki biçimde tutsa kendini yaralardı. Zaten burada silahlı adam seyirciye en saf haliyle "ben şimdi karşımdakine ateş ediyormuş gibi yapıyorum" demektedir; biz ise o eylemi ne kadar beceriksizce canlandırırsa canlandırsın ona inanacağımızı peşinen kabul etmişizdir. Vurulan bizden biriyse üzülüp kötüye öfkeleneceğiz, şayet kötülerden biriyse alınmış intikam hissiyle rahatlayacağız; önemli olan bu...

Toplumsal kültürü yazıdan çok sözlü kaynaklara dayanan bir topluma başka bir şekilde ulaşmak zaten kolay değildi. Yeşilçam bunu masa başında oturup uzun bir zihin faaliyeti sonunda tespit etmedi elbette. Film çekip vizyona çıkardı; seyirci neyi nasıl algılıyorsa ondan sonrakileri ona bakarak çekti. Çekenin de seyredenin de belli kurallara göre davrandığı bir çeşit anlaşmaydı bu. Beklentiler aşağı yukarı sabittir. Kadın starlar asla öpüşmez. Sahnedeki olay esas kızla jönün öpüşmesine doğru gittiğinde kamera duvarlara ya da gökyüzüne çevirir objektifini. Evli çiftlerin seviştikleri görülmemiştir. Diyaloglarda argo kullanım oranı düşüktür. Aktörler daha çok eski Beyoğlu, Şişli, Nişantaşı ağzıyla konuşur.

Yetmişli yılların ortalarında furya haline gelen seks filmleri bile ilk başlarda oldukça muhafazakârdır. GORA filminde bir espriye de konu olan mavi külotlarını çıkarmadan sevişir azgın abiler!

Yeşilçam’ın eksikleri saymakla bitmez. O yüzden istediğiniz kadar eleştirip hakir görebilirsiniz. Ama onun hitap ettiği toplumla kurmayı başardığı ilişkinin, seyircisiyle yakaladığı ortak frekansın dünyada çok az örneği vardır. Bazı saçmalıkları aramızda espri konusu olabilir ama ben şahsen, bu filmler iyi ki böyle çekilmiş; aksi halde soğuk, kuru, tadsız bir sinema olurdu diye düşünüyorum. Bu bakımdan sinema sanatında önde gelen ülke sinemalarının birçoğundan daha zengin, daha ilginç ve çok daha eğlencelidir.

O çocuksu, güzel, kusurlu ve yitik dünyayı peliküle kaydedip bizi bunca seneden sonra filmleriyle hâlâ o aleme götürebilen Yeşilçam’a büyük bir teşekkür borçluyuz.

Hem filmleri zamanında dram, aşk, macera, yerli western, seks, tarih ya da bilimkurgu (örn. Dünyayı Kurtaran Adam!) olarak çevrilip vizyona girdiği günlerde de o gözle izlenirken, sonradan düpedüz komedi olarak seyredilebilen kaç sinema vardır dünyada?

"Yeşilçam biziz" demiştim yukarıdaki satırlarda ya; en çok da bu yönüyle bize benzer sinemamız... Bir zamanlar hayatımızı dram haline getiren yasaklar, kısıtlamalar, engeller bugünün dünyasında komedi gibi gelmiyor mu şimdi bize?..

Bu konu ne zamandır aklımda, klavyemin tuşlarında dolaşıp duruyordu. Blog arkadaşımız Tuğba’nın Yeşilçam’la ilgili yazısını okuduktan sonra, onun bıraktığı yerden ben devam edeyim dedim. Kusurları ve eksikleri vardır mutlaka; olsun!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Celal Bey, Ben de ,sizin gibi eski Türk filmlerini hala severek izliyorum.Özellikle Türkan Şoray'ın "Tamba Tumba Esmer Bomba" şarkısı ve dansı favori sahnelerimdendir.Bir tane daha var ama onunla ilgili bir yazı yazacağım.Sürprizi bozulmasın. Bu arada geçen gün 1968 yapımı "Kızılmaske Topkapı'da" isimli bir film seyrettim, şiddetle öneririm:)))) Sevgi ve saygılarımla...

Yeşim Özdemir 
 26.10.2006 12:37
Cevap :
Sevgili Eylül, (ikinci tekil şahıs zamiriyle hitap ettiğim bir arkadaşım daha oldu böylece:)) O yerli kovboylu, Killing'li, Kızılmaske'li Yeşilçam filmlerinin hastasıyım ama Digitürk'üm ya da uydu antenim olmadığı için o şaheserleri (!) izleme şansım da olmuyor haliyle. Onlar açık kanallarda fazla gösterilmiyor bildiğiniz gibi. Bugünlerde ulusal kanallarda yerli filmler iyice azaldı zaten. Demek ki bu işe çözüm bulmak şart oldu artık :)) En kısa zamanda uydu ya da Digitürk aboneliği! Yazınızı merakla bekliyorum. (burada ikinci çoğul şahsa niye döndü anlamadım, ya neyse!) Sevgiler, selamlar :)))  26.10.2006 13:38
 

ben dublaj sanatçısı olmak istiyorum.ses olarak gayet iyiyim.ama nerden nasıl başlayacağımı bilmiyorum.bana yardımcı olabilrmisiniz

tarkan özdemir 
 22.10.2006 19:31
Cevap :
Sevgili Tarkan kardeşim, sinema hakkında yazdığımı görünce beni konunun uzmanı zannettiniz sanırım. Oysa benim Türk sinemasıyla ilgim sadece izlenimlerden ibaret. Bildiğim kadarıyla, önce konservatuar ya da özel kurslardan bu işin eğitimini almanız gerekiyor. Ondan sonra da kasting ajanslarına kayıt olup seslendirme görevi bekleyeceksiniz. İnternette bu konuda daha fazla ve sağlıklı bilgi bulabilirsiniz. Selamlar, saygılar...  22.10.2006 21:09
 

izlediğimizde komik bulmamızın bir nedeni de toplum olarak inanılmaz bir hızla değişiyor olmamız. değer yargılarımız sadece 30 yılda öncekileri komik bulacak kadar değişti. bu iyi mi kötü mü bilmiyorum.

Başak ALTIN 
 07.10.2006 18:34
Cevap :
Sevgili Başak, komik gelmesi daha çok zamanında dikkatimizi çekmeyen aksaklıkların şimdi daha bilinçli bir sinema seyircisi gözüyle izlenmesindendir sanıyorum. Tabii bunun yanında toplumsal yargılarımızın hızla değişmesinin de etkisi var. Bana kalırsa biraz hızlı değiştik. Yaşadığımız birçok sorunun altında bu gereğinden hızlı değişim var galiba. Sevgiler, selamlar...  07.10.2006 20:06
 

Böylesine güzel, bilgilendirici, tanımayanlara Yeşilçam'ı anlatan yazı ve ismime yer vererek gösterdiğiniz nezaket için teşekkür ederim. Sizin de belirttiğiniz gibi, zaman zaman dalga geçilse, olumsuz yönde eleştiriler alsa da, hala beğeniyle izlenen filmler, dönemleri geride kalsa da gündemde olan sanatçılar, yönetmenler,....Yeşilçam farkını, sürekliliğini çok iyi anlatıyor. Sonuçta yeşilçam biz, biz yeşilçam'ız. Sevgi ve selamlar.

Tuğba 
 06.10.2006 1:20
Cevap :
Sevgili Tuğba, değerli yorumun için ben teşekkür ederim. Daha önce de söylediğim gibi biraz senin yazın vesile oldu yazmama. Sevgiler, selamlar...  06.10.2006 11:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3556
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster