Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '12

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
173
 

Yeşillik olsun diye...

Yeşillik olsun diye...
 

Sosyete, uzayda ne arar? Bulamayacağı bir şeyi aradığı kesin!


Ülkemiz, her 3. dünya ülkesi gibi; birilerinin ürettiğini kullanabilmeyi ‘başarı’ olarak gören yönetimlere teslim edilmeye mahkum. İthal gelen her ne olursa olsun, hemen benimsenmekte ve çevremize karşı bir üstünlük göstergesi olarak kullanılmakta. Ülkemizin garibanı böyle de; sanki sosyetesi farklı mı? Hayır, onların da, aklı gariban!

Klasik sosyete davranışının ‘sonradan görme’ karakteristiklerinden biri olan malını çevresine göstererek üstünlüğünü tescil etme arzusu horozun ve kurbağanın kabararak “güçlüyüm” demesi gibi hayvanca bir güdüdür. 20. YY. ortalarında jete binebilmenin ayrıcalık olarak düşünüldü yıllarda sosyetenin bir üst tabakası olarak ortaya çıkan Jet Sosyete de böyle bir malına güvenenler toplumu şeklinde başladı.

Kendisine ‘Jet’ alamayanlardan oluşan sosyetenin sulandırılmış versiyonu; 60’lı yılların başlarında paraları ancak büyük malikaneler ve çiftlik evlerine yetiyordu. (Osmanlı’nın son dönemi fırsatı değerlendiren savaş zenginlerine Cumhuriyet dönemi yapma burjuvası da eklenince sayıları iyice artı. Bir sürü sosyete üyesi ortaya çıktı.) Sosyetenin mümtaz(!) şahsiyetleri sahip oldukları bu ‘taşınmazları’ balo ve partilerde cemiyet üyelerine gösteremiyordu. İçinde balo yapacak yatlar onlar için bile pahalıydı. Hem yat almanın da tadı yoktu. Çünkü herkese gösterebilmek zordu. Potansiyeli gören otomobil firmaları hemen milyon dolarlık, ‘el yapımı’, dört tekerlekli makineler ile bu soruna çare olmayı başardı. Lüks lokantaların ve gazinoların ‘müşterilerinin’ arabalarını birbirlerine rahatça gösterebileceği büyük otoparkları vardı. Ayrıca bu mekanların heybetli kapıları müşterilerin araç şovlarını daha görkemli hale getirecek şekilde tasarlanmıştı. (Bu tasarımlar, lüks otellerde günümüzde de sürmektedir.) Alttan gelen özentili kalabalık her geçen yıl artıyordu. El yapımı otomobil üretenler, seri imalata geçti.

20 Yüzyıl tıngır mıngır sonlara yaklaşırken, Fransız Devriminden bu yana dünyada yaşanan en büyük devrim gerçekleşmişti. Tam ortasında(?) olduğumuz için bizler fark edemedik!!! Elektronik sektöründe dev atılımlar gerçekleşti ve 90’lı yıllarda bilgisayar her eve girdi. 1930’larda Boğazda taksiye binmek için ödenen paraya Türkiye gibi bir ülkede bile jete binilir hale geldi! Sosyete neye bineceğini şaşırdı! O asil popolarını sıradan halktan ayırt edecek bir ayrıcalıkları kalmamıştı…

Tam bu sırada parasız kalan Rusya imdada yetişti: Uzaya çıkmak isteyen ve harcayacak bol parası olanlara; kendilerini diğer insanlardan ayrı bir yere koyabilecek bir fırsat yarattı: Hiçbir görev ya da araştırma amacı olmayan, sıradan insanları, -sırf yeşillik($) olsun diye- uzaya taşımaya başladı.

20. yüzyıla damgasını vuran, çürümüş, taklitçi, kültürsüzlük curcunasını artık zamanı doldu diyerek çoktan gömmüştük. Ama jet sosyetenin, kalbinden tekrar tik-taklar duyulmaya başladı. Lüks kabristanındaki çiçeklerle süslü mezarından kimseye fark ettirmeden hortladı. Bu vampirin kalbi, FÜZE SOSYETENİN ilk akıncılarını öncü birlik olarak uzaya gönderecek olmanın heyecanı ile tekrar atmaya başladı. Bütün jet sosyete mevtaları mezarlarında, “füze sosyete, füze sosyete” diye bağırıyor…

* * *

Bu cemiyetin en itibarlı üyeleri hiç kuşkusuz Amerikalı Sam(1) ve Rus Laika(2) dır. Sam, bir şempanze; Laika ise bir köpek. Soğuk savaş döneminde uzaya giden bu iki duayenin Füze Sosyetenin üstatları olarak; cemiyete yeni katılan üyelerden saygı görmeye hakkı var!  (Füzeye binip uzaya fırlamadan önce bu iki öncünüz için bir dakikalık saygı duruşunu esirgemeyin.)

Bu ‘asil’ topluluğun öncüleri olan, Sam ve Laika’nın yolundan giderek sosyetenin en kaymak tabakasını oluşturacak genç Füze Sosyete üyeleri füzelerini çevrelerindekilere göstererek hava atamayacak olsa da üzülmesinler!

Artık, onlar ‘astronot’ ya da ‘kozmonot’ unvanı ile anılacakları için havaları (1500) bin beş yüz olacak!

Gerçi; yüksek sosyetenin, her tarafından asalet fışkıran ‘soylu’ üyeleri; böyle ‘basit’ unvanlara pabuç bırakmaz… Ama yinede; ülkemizde, Avrupa’daki gibi monarşi(k) unvanlara özenenlerin yaralarına pansuman olacaktır…

Hep sevgi ile kalın.

Murat SEVGİ
http://twitter.com/muratsevgi

(1) Şempanzenin ismini, Facebook’da takip ettiğim bilgi yarışması gurubunda öğrendim.
(2) Köpeğin ismini, Naberler.com’daki yazıma Yurtsan ATAKAN’ın yaptığı yorumdan öğrendim.
http://www.naberler.com/Blog.aspx?Web=muratsevgi&CID=10366

Nur Yılmaz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1072
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster