Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '07

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
425
 

Yeter artık....

Yeter artık....
 

Evet yeter artık bıçak kemiğe dayandı, toplum cinnet getirmek üzere!... Alçakça işlenmiş bir cinayeti kullanarak toplumsal gerginliği tırmandıracak eylem ve davranışlardan sakınmanın zamanı çoktan geçti.

Serseri mayın gibi ortalıkta dolaşan yalan, yanlış söylemler bugün Afyon Karahisar futbol sahasını, yarınsa başka bir yerdeki kalabalığı hedef alacak. Sonra siz o top sahasındaki olayı misal alarak, bütün bir topluma katil damgası vuracak, amacını asan nitelemeniz başka yerlerde, başka tolumları gerecek kontrol sağlanamayacak.

Gerçekten toplumsal uzlaşı isteniyorsa amacını aşacak söylem ve davranışlardan uzak durulmalıdır, amacınız Nobel adayı olmak olsa dahi.

Hrant Dink cinayetini bir takım emelleri için kullanmak isteyenler merhumu öbür alemde de rahat bırakmıyorlar. İki de bir temcit pilavı gibi, her gün ısıtıp, ısıtıp gündeme taşıyor, hümanizm adına istismar edip, ölünün üzerinden çıkar sağlama yoluna gidiyorlar.

Merhum Avrupaya gitseymiş, oralarda Türkiye aleyhinde çalışmalarda bukunsaymış, ayakkabılarının altı delik olmaz, büyük servet sahibi olurmuş. Peki neden gitmemiş? Büyük dava adamı olduğu için gitmemiş, davasına hizmet için gitmemiş. Gitmiş olsaydı cenazesi bu kadar ses getirecek kalabalığı çekebilirmiydi tabiki hayır. Sonra Hrant "sütten çıkmış bal kaşığımdır, " başka bir değişle "attır teper, cinstir çeker" demek istemiyorum.

Can Dündar, Ertuğrul Özkök ve Taha Akyol’un yazılarından alıntılarla bazı fikirlere açıklık getirmek istiyorum.

Yeni hayaller lazım.

Can Dündar

Bir arkadaşım anlattı:
Hrant Dink'in cenazesinde 100 bin kişi "Hepimiz Ermeniyiz" diye yürüdü ya...
"Amma da çok Ermeni varmış Türkiye'de..."
Önceki gün Afyonkarahisar Atatürk Stadı'nda, tribünler Hrant'ın katilini destekleyen sloganlarla "Hepimiz Ogün'üz" diye bağırınca, bazıları ona özenip beyaz bere takınca, benim zihnimde de benzer bir hayret nidası belirdi:
"Amma da çok katil varmış Türkiye'de..."
Her ülkede siyasi cinayetler olabilir.
Burada belki bilmediğimiz; bilsek de kabullenemediğimiz şey, insanlık dışı bir barbarlığın, tribünler dolusu insanın alkışına mazhar olabilmesi...
Bir hain cinayetin topyekûn üstlenilmesi...
Bu vicdansızlığı -tahlil etmek mümkünse de- hazmetmek zor.
Yara, asıl orada kanıyor.

10 yılda 15 milyon işsiz yarattık her yaştan...

Celladına âşık cellat adayları...
Nasıl olup da böyle "katilsever"lere dönüşebildiler?

Geçen hafta Dink'in katillerinin peşindeydik.
Bu hafta tribünler dolusu katil adayıyla karşı karşıyayız.

Peki biz insan değil miyiz?

Ertuğrul ÖZKÖK

BU ülkenin bazı aydınlarının "demokrasi" ve "insan hakları" anlayışı şöyledir.
Onlar, "Türkler 30 bin Kürt’ü katletti" deme hakkına sahiptir.
Siz ise "Hayır kardeşim, bu doğru değil" deme hakkına sahip değilsiniz.
Neden dediğiniz zaman, hemen şu gerekçe önünüze konur:
"Adamı hedef gösteriyorsunuz. Öldürülürse katili siz olursunuz."
Bu ülkede bazı insanların, tarih hakkında kesin ifadelerle "Ermeni soykırımı olmuştur" deme hakkı vardır.
Ama sizin, bırakın yoktur demeyi, "Yahu o dönemin şartlarına da bakmak lazım" gibi bir cevap vermeye bile hakkınız yoktur.
Sözde demokrat oklar hemen üzerinize çevrilir:
"Adamı hedef mi gösteriyorsun? "
Bu ülkede, bir Ermeni aydınının "Bu Türkler adam olmaz" diye yazı yazma hakkı vardır.
Bu onun en demokratik hakkıdır.
Siz kalkıp, aynı sözü tersine çevirip, sırf onu eleştirmek için hafif kinayeli bir yazı yazsanız anında tepki yağmuru başlar.
"Bak ha, öldürülürse senden biliriz."
Bazı aydınlar için Türklerle ilgili her şeyi yazmak serbesttir.
Hatta aşağılamak bile...
Ne var ki, bir Türk vatandaşının çıkıp "Ben 301’inci maddenin kalkmasını istemiyorum" deme hakkı yoktur.
Çünkü Nobel ödülü verilmiş en ünlüsü, en Batılısı bile çıkıp rahatlıkla şunu söyleyebilir:
"Hrant Dink’in katili 301’i savunanlardır..."
Evet, ülkemizde işte böyle "demokratik" bir aydın zihniyeti vardır.

Milliyetçilik, laiklik, çatışmacılık

Taha AKYOL
HER şey tartışılıyor. Milliyetçilik, laiklik, Atatürkçülük, İslam, kimlikler hemen her şey...
Bu tartışmalar bir çözülme, dağılma, hatta birbirimizi boğazlama tehlikesinin işaretleri midir? !
Evet, böyle bir tehlike vardır! Çünkü tartışma konusu olan bu kavramlar, herkesin kendi anlayışına göre uğrunda çarpışabileceği kavramlardır! Bu kavramlar etrafındaki tartışmaların çatışmaya dönüşmesi, Türkiye'yi felaketlere götürür.
Öyleyse tartışmayalım! Tartışanlar sussun veya susturulsun!
Bu da mümkün değil!
Çünkü Türkiye toplumsal olarak büyük bir değişimden geçiyor! Şehirleşme, sanayileşme, tarımın çözülmesi, iç göç, köksüzleşme, sınıf atlama, refah, yoksulluk gibi hem umutlu hem sorunlu dinamikler ister istemez farklı duygular yaratıyor. Bastırılmış duygular da ortaya çıkıyor!
Osmanlı'da da Cumhuriyet'te de fikirler çok sınırlı bir elitler zümresi içinde dolaşırdı, toplum da köylü idi. Bu sebeple, fikirler devlet tarafından kolayca denetim altına alınabilirdi. Şimdi ise şehirleşme ve iletişim gibi dinamiklerle artık fikirler geniş kitlesel tabanlara oturuyor!

O halde uzlaşmaktan, farklılıkların bir arada yaşamasını sağlayacak hoşgörüden başka çıkış yolu yoktur.
Onun için temel kavramları artık "çatışmacı" değil, uzlaştırıcı, barıştırıcı ve toleranslı bir zihniyetle yorumlamak gerekiyor.
Milliyetçilik de böyle, laiklik de böyle, İslam da böyle...
Zaten ana fikir ve duygu akımları kendi içinde de çok çeşitlidir.

Ama tartışacağız diye kamplaşıp "çatışma"ya da sürüklenebiliriz ve felaket olur! Çatışmasız tartışmanın yolunu bulmak zorundayız.
Bunun için ilk adım, terör ve şiddeti kesinlikle reddetmektir! Şiddete, teröre başvuran, kahraman değil, katildir!
İkinci adım fikirlerimizi çatışmacı, tek yolcu değil... Doğrulardan biri olarak savunmaktır, ılımlı olmaktır. Kavramları, Türkiye'nin bütünlüğünü kucaklayacak genişlikte yorumlamaktır.

Yukarıdaki her üç yazının yorumunu size bırakıyorum. Bu olayı kullanıp çıkar sağlamak istiyenlerle, tolumsal uzlaşma taraftarı olanları ayırmak bizlerin bilği, beceri ve entellektüel kabiliyetiyle alakalıdır.

Geleceğimiz adına sayın Can Dündar’da olduğu gibi, duygularımızla değil, akl-ı selime uygun davranmak zorundayız. Sayın Ertuğrul Özkök’ün işaret ettiği gibi, demokrasinin nimetlerini yanlız kendilerine ait olduğunu düşünen sözde aydın zihniyetin tahriklerine kapılmamalıyız. Ya da sayın Taha Akyol’un kavramları Türkiyenin bütünlüğünü kucaklayacak genişlikte algılayarak, ılımlı olup, toplumsal uzlaşıyı sağlamalıyız.

Metin YAZAREL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Herkes derin devletten şikayetçi, Başbakan bile... Mehmet Ağar da şikayetçi... O niye "kendini kendine şikayet ediyor" anlamadım... Birileri kendini dizilerle aklamaya çalışıyor.( Fikri sağlar gibi : "Kod adı" dizisi senaryo danışmanı) Birileri mafya meşru bir yolmuş gibi gösteriyor... "Kurtlar Vadisi Irak Gençleri" yaratan kim, bizler miyiz ? Suçlu kim, nerde aramalı?

Uzeyir Kadioglu 
 07.03.2007 18:20
Cevap :
Ülkemiz insanları çoğu kıymet ve değerlerin kirletildiği bir iklimde yaşamaya mecbur edilmiş. Değer yargılarımız değişmiş kendimize yabancılaştırılmışız. O kadar duyusuz ve duyarsız haldeyiz ki, iyi, kötü, güzel, çirkin, doğru ve yanlış telakkilerimizde değişmiş birbirimizi anlayamaz ve hatta katlanamaz hale getirilmişiz. Acı olanı bu değişimin farkında olamadığımız halde, yapılan uyarılara karşı kulakların tıkanmasıdır. Saygılarımla tıkamamız  08.03.2007 2:03
 

NATO,HRANT DIN K VE POLİS ÜÇGENİ Ahmet Dursun 19 Ocak 2007 Hrant Dınk öldürülmüş. Allah Rahmet etsin ancak rahmet dilemekle bitecek gibi görünmüyor. Başlıkta Nato-Hrant-Polis üçlüsünü kullandım.nedeni de gayet açıktır. Şimdi birçok yorumlar göreceğiz okuyacağız. Hatta en yetkililer çıkıp birçok şey söyleyecek.Lakin hiç kimsenin aklına NATONUN GİZLİ ORDULARI gelmeyecektir diye düşünüyorum. Neden bu gizli ordulara bu kadar taktım?Çünki ülkede nezaman bir faili meçhul olsa artık onların parmağı olduğunu biliyoruz da ondan. Türkiye,Nato ya girdikten sonra Komünizmin bela diye tanımlanmaya çalışıldığı günlerden geçti.Yaşayanlar biliyor,bilmeyenler de iyi kötü öğrendi. Milliyetçilik akımlarının hız ile yaşandığı,Komünizm düşüncelerinin bir o kadar hız ile benimsendiğini iddia ettikleri dönemlerde de aynı şekilde cinayetler ve faili meçhul olaylar izlenmişti. Sonra dan deşifre olunduğunda anladık ki hem Milliyetçi hem de Komünist fikirleri aşılayanlar aynı büronun elemenları imiş. Yan

Ahmet Dursun 
 14.02.2007 17:10
Cevap :
Sevgili Ahmet bey, Hrant Dink'in katili ve azmettirenler Allahtan belli, faili meçhul değil, Çünkü en yetkili ağızların bile derin devlet işi diye suçu bir yerlere atma ihtimali yüksekti. NATO ile ilgisine gelince neyi kast ettiğinize bir mana veremedim. Eğer kastınız 1970 li yılların altıncı filo meselesi ise, ne Türkiye 1970 li yılların Türkiyesi nede TĞrk solcuları o devrin düşüncesinde. Köprünün altından çok sular aktı. Size garip gelebilir belki, ben komünist hareketlerin Milli duygularla geliştiğine inanırım. Örnek olarak Ruslar, komünizmi kendi milli çıkarları doğrultusunda kullandılar. Bu konuyla ilgili benim (sosyalizimden komünizme ve yıkılış) başlıgını taşıyan bir yazım var okumanızı tavsiye edeceğim İlgi ve alakanıza teşekkür ederim. Saygılarımla. Metın YAZAREL  15.02.2007 4:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 2840
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji bölümü  terk. Hollanda'da ikamet etmekte. Hollanda'da ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster