Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
194
 

Yetmiş milyon meslektaş

Yetmiş milyon meslektaş
 

Kimi insanlar vardır, çok şey bilip az konuşurlar. Kimi insanlar vardır, çok şey bilip çok konuşurlar. Kimi insanlar vardır, az şey bilip az konuşurlar. Ama kimi insanlar da vardır ki, hem çok az şey bilirler, hem de en çok onlar konuşurlar! 70 milyonluk ülke nüfusumuzun büyük bir çoğunluğu da, son belirttiğim kategoride yer alıyor: Hem çok az şey bilip, hem de en çok konuşanlar…


Vatandaş kahvehanede bir yandan okeyini oynar, bir yandan da çayını yudumlar. Tabi o masada sohbet eksik olmaz. Sohbet, ülke politikalarının nasıl olacağı konusundadır genellikle. Öyle ya, malum vatandaş politika uzmanıdır(!). İlk olarak gündeme ilişkin, günlük yaşanan politik olaylar değerlendirilir masada. Ardından, geçmiş politik hatalar tartışılır. Sonra sonra, masada bölünmeler yaşanmaya başlar: iktidar yanlısı olanlar ve muhalefet yanlısı olanlar. İktidar yanlısı olan vatandaş, takım tutar gibi desteklediği partisinin icraatlarını öve öve bitiremezken; muhalefet yanlısı olan vatandaş hükümeti devirip yeni hükümetler kurar, hatta bazen daha da ileri giderek darbe (askeri müdahale) bile yapar. Okeyin taş sesleriyle, bilimsel olarak yapılan(!) siyasi tartışmalardaki vatandaşın sesi birbirine karışır. Oyun bitmiştir ve akşam olmuştur. Kim bilir kaç yüz defa hükümetler yıkıp, yeni hükümetler kurmuştur vatandaş. Artık büyük bir huzur ve mutlulukla, sorumluluklarını yerine getirmenin verdiği haklı gururla(!) eve gitmenin vakti gelmiştir.


Vakti bol olan yurdum insanı, inşa edilen bina, köprü, alt geçit vs. seyretmeyi de çok sever. Sadece seyretmekle kalmaz, aynı zamanda kendisini sıva ve boya ustası, çimento harcını kontrol eden ustabaşı, hatta inşaat mühendisi olarak görür. Vatandaş o alanda öyle yorumlar yapar ki… “Harcın kıvamı tutmamış (o kadar uzaktan nasıl gördüyse artık?)”, “İyi sıva yapamıyorlar”, “Boyayı dalga dalga atıyorlar”, “Bu binanın inşaat mühendisi beceriksiz” vs. vs… Bu eleştiriler, böylece uzayıp gider. Ayrıca vatandaş, o alanda yalnız da değildir. Bu eleştiriler tek başına yapılmaz zaten. Bizimkine 3–5 arkadaş da katılır. Orada sohbet uzar, uzar… Orada bulunan vatandaşlar, akşama kadar ahbap olurlar. Öyle ki, akşam birbirlerinden ayrılırlarken, birbirlerinin telefonlarını dahi alırlar, daha sonra tekrar görüşebilmek için.


Bir trafik kazası gördüğünde vatandaş, hemen yardıma koşar. Kaza alanı 1-2 dakika içinde, zaten bir çok insanla dolar. Bizim iyi niyetli vatandaş, iyi niyetinin de biraz kurbanı olarak, hemen cankurtaran rolüne bürünür. Aracın içinde sıkışmış olan kazazedeyi, etrafta toplananlarla birlikte kurtarmaya çalışır. Ama ne çalışma… Orada toplananlardan biri, aracın içinde sıkışan kazazedenin kolundan, bir diğeri bacağından çekerek… Yaralı çığlık çığlığadır. Cankurtaran vatandaş hemen olaya müdahale eder: “Kurtaracağız seni, merak etme.” Kaza alanına hiçbir zaman gecikmeyen(!) ambulans ve eğitimli cankurtaran ekibi kaza alanına vardığında, cankurtaran rolüne soyunmuş olan vatandaş olayı sonlandırmış, kazazedeyi araçtan başarıyla(!) çıkararak, karga-tulumba bir şekilde bir araca atıp hastaneye yetiştirmiştir. Artık büyük bir huzurla evine dönebilir; ne de olmasa bir can kurtardı.


Öğrenciler arasında da bu durum pek farklı değildir. Öyle ki, öğrenci kendisini hocasıyla karşılaştırır; genellikle de hocasını hatalı bulur. Hocasının ders esnasında anlattığı konulara çıkışan vatandaş, derste hocasına mağlup olunca, dersin ardından arkadaşlarına: “Aslında hoca bir şey bilmiyor, ben daha çok şey biliyorum; fakat sınıfta rezil olmasın diye fazla çıkışmadım.” diyecek kadar da pervasız olabiliyor.


Bazı bilim adamları da pek farklı değil aslında. Televizyonlarda tartışma programlarına katılan bazı bilim adamları, örneğin tıp alanında uzman olmasına rağmen çarpık kentleşmeyle ilgili bir konuda söze şöyle başlar: “Ben bir profesör olarak, bu konuların konuşulmasını gereksiz buluyorum.” Profesörümüzün uzmanlık alanı: Tıp. Uzmanıymış gibi konuştuğu konu: Kentleşme problemleri. Söze başlama şekli: Bir profesör olarak…


Tabii arkadaş, çok meşgulsün ya, oturup iki satır bir şeyler okuma. Okusan da, aman ha, okuduklarını araştırayım deme! Okuduklarına körü körüne inan. Zaten bunları yapmana ne gerek var, değil mi? Ne de olmasa, her biri ayrı uzmanlık alanı olan konuları, sen tek başına biliyorsun. Bildiklerini eleştirmek gibi kötü alışkanlıkların da yok. Olmasın da… Eee bilgin çok ya, fikir yürütmek de senin en doğal hakkın. Bol bol fikir yürüt…


Sen, sırf insan olduğun için, doğuşunla birlikte sahip olduğun hakları bilme; ama her biri uzmanlık alanı olan bilimin farklı dallarında uzmanmış gibi konuş. Trafik kazası gördüğünde ambulansı beklemeden kazazedeyi araçtan karga-tulumba çıkar; cankurtaranlığın uzmanlığı da neymiş, sen dururken orada? Profesör bey, sen uzman olduğun konularda konuşma, gerek yok. Sen politika hakkında, kentleşme sorunları ve uzmanı olmadığın ne kadar konu varsa, onlar hakkında konuş, ne de olmasa profesörsün; her konuda konuşmaya hakkın var senin. Öğrenci arkadaş, sen zaten her zaman haklısın. Ders kitaplarını dahi sınav akşamları oku; onun dışında kendi bölümünle ilgili ne bir kitap oku, ne de bir konferansa, seminere katıl. Bunlar gereksiz. Kitap okumak da neymiş? Kültür mü yapacaksın? Tabii ki, ayrıca kitap okuyanlarla da alay et: “Kültür mü yapıyorsun?” diye. Sonra da sınavdan kötü not alınca, hocanın zor sorularına suçu at. Hoca zaten bir şey bilmiyor, bir de seni sınav yapıyor, değil mi?


Aslında, ülkemizde yaşayan yaklaşık yetmiş milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı da meslektaş. Hemen hemen herkes, her konuda uzman. İnsanımızın asıl sorunu, hiç çalışmadan, didinmeden, alnından ter dökmeden, yani hakkını vermeden, her şeyi bildiğini sanmasıdır. Bunu bildiğini sanmakla kalmıyor, ayrıca bunun ukalalığını da yapıyor maalesef.


Oysa… Herkes iki satır bir şeyler okusa… Okuduklarını araştırsa… Araştırdıklarıyla yeni sonuçların çıkarımını yapsa… Olaylara çok bildik bakmak yerine, eleştirel bakabilse… Sonra da fikir yürütse… Ve konuşsa… Ama herkes kendi uzmanlık alanında, kendi bildiklerini konuşsa… İşte o zaman, yetmiş milyon farklı düşünce, yetmiş milyon farklı fikir, yetmiş milyon farklı insan ve yetmiş milyon farklı ve tutarlı konuşma ortaya çıkmaz mı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 1011
Kayıt tarihi
: 10.12.07
 
 

Karadeniz Teknik Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümü 4. sınıf öğrencisiyim. Kitap okumayı, yazı yazmay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster