Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Aralık '18

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
76
 

Yılan Sembolizması Eski Dönemden Günümüze

Yılan Sembolizması Eski Dönemden Günümüze
 

YILAN ANA, Nodira İbrahim Güçsav, 2011


Yılan pelolitik dönemden beri ölümsüzlük sembolü olarak kabullenildiği bulgulardan görünmektedir. Nitekim arkeolojik araştırmalar neticesinde yılan, arka yüzünde ölüm labirenti resmedilen plaketlere rastlanmıştır;  bu plakette aynı anda ölüm labirentinin yanında balık resmi de bulunuyor. Burada şaman kendinden geçmiş(esrime) halinde yatarken, kuşlar ruhun uçuşunui betimlemektedir. Ölümü, sonsuz yaşamı ve yeniden doğuşla ilgili inancı imleyen bu durum, sonraki dönemlerde de aynı figürlerle: yılan, balık ve kuşlarla ifade edilmeye devam etmiştir. (Cambell, 1995b, s.383).

Tarih boyunca yılan turlu toplumların kendine özgü dinamikleri süresince olumlu ve ya olumsuz, ya da biraz şekli değişmiş(ejderha, Şahmaran gibi) formlarda kültürde yer almaya devam etmiştir.

1.Mezopotamya, Anadolu ve Mısır.

İki nehrin arasındaki bölge olarak nitelendirilen Mezopotamya’da yılan tanrı ve tanrıçalarla ilişkilendirilmiştir. Antik Mezopotamya’da  Nerah  isimli bir tanrı yılan şeklindeydi. Ona, Mezopğotamya ve Elam arasındaki sınırda yerleşmiş olan Der şehrinin  yerel tanrısı İştara’nın elçisi olarak tapınılmıştır. Çeşit hayvanların parçalarını kendinde birleştiren melez yaratık:boynu ve bedeni yılan, başı ejderha, ön ayakları aslan ve arka ayakları kuşun olan akadçada Muşhussu, önce Nihurta’nın sonra Marduk’un hayvanı olarak bilinmiştir. Bu fiğür Akad döneminden Hellenistik döneme kadar ya koruyucu ya büyülü varlık sıfatında, çeşitli tanrıların birleişmiş şimgesi olarak inanılmıştır. Mezopotamya sanatında yılan tanrının boynuna dolanmış şekilde ifade edilmiştir. Kahramanlık ve koruyucu özellikleriyle eski Mezopotamya’da yılan olumlu hayvan olduğunu ortaya koymaktadır (Black ve Green, 2003, s.237).

İlk Sümer hükümdarı, insanlık tarihinde ilk imperatorluk kurmuş olan Kış kralı Etena, önemli şahıstır. Efsaneye göre Etena tanrılara saygu duyan tanrısal kültlere uyan biridir ama çocuksuz olduğunu çok dert etmiş durumdadır. Neslini devam etmek için Doğum Ot’unu elde etmek istiyor fakat o, ölümlülerin ulaşamayacağı kadar çok yükseklerdeki göktedir. Etena kartalla dost olup, onun kanatlarında Doğum Ot’unu almak için ilk ölümlü olarak göğe yükselir. Ama kartalın önceden dostu olan yılan, kartala ihanet eder ve onun yavrusunu öldürüp uçuruma atar. Burada yılan bazı topluluklarda eskiden olduğu gibi, kötü vasiflarını her an kullanabilen, dostluğu aniden duşmanlığa dönebilen yaratık sıfatındadır (Kramer, 2001, s.65).

Ğılgamış destanında da yılan, Ölümsüzlük otunu Gılgamıştan aşıran, kendi gençleşmiş ve insanlara, onların ölümlü olduğunu vurgulayan bir uyarı imgesini taşıyor (Jackson, 2013, 79-80). Gılgamış, bu Büyülü Ot’u dostu Enkidu’yu diriltmek için arayıp bulmuştu. Burada birkaç mitoloji bilginlerinin ortak noktada buluştuğu bir durum vardır. Enkidu, yaratılış tanrısı Aruru’nun, tanrıların babası Anu ve savaş tanrısı Nihurtu’ya örnek olsun diye yarattığı ilk doğal insandır. Önceleri hayvani sıfatlara sahip olan ve Gılgamış’ın rakibi olan Enkidu, sonrasında, Isıs’İn rahibelerinden olan Sahamhat’la buluştuktan sonra onu8n etkisinde medenileşiyor. Sonuçta Humbaba adlı vahşi canavarla savaşa giriyor ve ölüyor.

Kürşat Demirci’’ göre, ENKİDU, insan bünyesindeki medenileşmemiş ve eğitilmemiş benlik arketiplerinin  figüre edilmiş halidir. Demirci, bu kahramanın uygarlığa geçiş sürecinde kurulan modern düzene adaptasyonda  zorluk yaşayan, insan benliğinde yaşamaya devam eden hayvansı varlığı simgelediğini söylemektedir (Kürşat Demirci, Eski Mezopotamya Dinlerine Giriş, Tanrılar, Ritüel, Tapınak.,2003, s.44). Bu örnekte, Yılan yine Şahmaran gibi, yine ölümsüzlük sırrını, tıpkı başka doğaüstü sırları gibi, insanoğlundan koruyan BEKÇİ sıfatında görülmektedir.

Zerdüştlükte ‘Sonsuz Zaman’ anlamındaki  ZERVAN AKARANA vardır. MS 190 a ait bir ateş tapınağında bulunan bu figürde, aslan başlı adamın vucüdune yedi kere dolanan (sarmalanan) YILAN tasvir edilmiştir. Onda dört kanat ve yıldırım işareti vardır. Bu fiğürdeki yılan, Campell’in fikrine göre, gerçeğe ulaşmak için tercih edilen mistik yolları yada aşamaları da ifade etmektedir (1995a, s.220-223).

Anadolu’da eskiden yaşayan halklardan biri olarak Türklerde Ata Yılan ve Ana Yılan kavramları vardır. Yılan ata yada tanrı, belden aşağısı yılan üstü insan olarak tasvir edilir ve yılanların kendisinden türediğine inanılır. O, yeraltının yedinci katında yaşar, tüm dertlere dava sırlarını bilir, tek veya çift boynuzlu olarak bilinir. Yılan Ana ise yılanlara hükmeden tanrıçadır. O, Yer altı güçlerini simgeleyen Yılan Ana, Yılan Ata’nın aksine, beyazdır.  Yılan Ana’nın karnının altı sıvazlandığında şifa bulunacağına inanılır. Türkler, demek ki, Yılanı şifa veren, iyileştiren olumlu varlık olarak görürler.  (Karabulut, 2011, s.298-299).

Mısır’da, Uraerus adındaki yılan, Kraliyet imajini ifade eder, kral ve kraliçelerin sağlığını güven altına alır, kendisi çok zehirli ama bilge varlıktır. Genellikle resim, heykel, takılarda çok işlenir (Don Nardo, Eygptiyan Mitology, Berkeley, 2001, s.120).  Uraerus, güçünü Güneş tanrısından alır. Antik Mısırda bu yılan bereketin ve bol hasadın simgesidir Doç.Dr.Nejati Sümer'in Dinsel ve Mitolojik Sembol olarak Yılan adlı çalışmasından kullanarak yazıldı).

Dr.Nodira İbrahim Güçsav 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 119
Kayıt tarihi
: 24.11.18
 
 

1996 da El-Harezmi adındaki Harezm Devlet Üniversitasını tamamlayıp, Biyoloji öğretmenliği diplom..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster