Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '10

 
Kategori
Yılbaşı
Okunma Sayısı
1011
 

Yılbaşı gecesinden insan manzaraları !

Yılbaşı gecesinden insan manzaraları !
 

 

Sevmiyorum yılbaşı programlarını. Günler öncesinden hazırlanılmaya başlanır. Arkadaşlara telefon edilir, keyifli fikirlere ortak aranır.

"Dilek'cim, nasılsın tatlım? Nerede giriyorsunuz yeni yıla? Biz Hilton'a Serdar'ı dinlemeye gideceğiz."

"Bırak şimdi Neşe'yi oğlum yaa! İki kadeh içti mi sızar o. Gece yarısından sonra kaçalım mı seninle? Princess'ta Hande'yi dinleriz. İki de yalnız hatun bulduk mu bütün yıl öyle geçecek demektir!"

"Tılsım'cım, hayatım, nerelerdesin? Hiç görüşemiyoruz! E döndüm tabii New York'tan. Ara sıra bizim kıza habersiz baskınlar yapmak iyi oluyor. Evet, hâlâ o zenci çocukla. Nasıl görüyorsun bunu geceleri diyorum. O beni görüyor diyor pis pis sırıtarak! Bu arada, biz yeni yıla Santorini'de giriyoruz. İki gün önceden Hidayet Bey'in yatıyla gideceğiz. Hadi siz de gelsenize."

"Gülsüm gız, bu gece yılbaşi. Nohutun içine bi 250 gr et mi alsak?"

"Bey gelirken az bi kestane getir de sobanin üzerinde kızartalim. Çocuklar çok seviyo."

"Ragıp, abimgiller gelcek bu akşam yılbaşisina. Az birazcık tavuk kanadi al da pilava katam."

Tanrıma bin şükür ki çocukluğumu Anadolu'da; Erzurum, Ağrı ve Diyarbakır'da geçirdim. Tadına doyulmaz bir çocukluktu. Bayram kelimesinin anlamı: Çocuklara yeni giysiler almak, günler öncesinden yapılan tatlılar, luna parklar, mantarlar-roketler, harçlıklar ve karşılıklı yapılan komşu ziyaretleriydi. Şehirler arası seyahatlerin tek nedeni ise aile fertlerinin ziyaretiydi. Yılbaşı geceleri de öyleydi. Gün içinde evi süslerdik. Karton şapkalar, maskeler hazırlardık. O yıllarda TV yoktu ki. Tek eğlencemiz Radyo Tiyatrosu'ydu. Konu komşu gelir, annem de kocaman bir tavuk kızartırdı. Yanına da salata yapardı. Kuru yemişler de küçük tabaklara konur, kola-meyve suyu içerdik. Yılbaşında alkol tüketmek gibi bir alışkanlık yoktu. Bazen de babam çiğ köfte yoğururdu. Büyükler salonda oturur, biz çocuklar da diğer odalara yayılırdık. Göbek atar, tombala oynardık. Büyükler romantik danslar da ederdi. Gece tam 12'de salonda kucaklaşırdık. Radyoda Türkçe sözlü hafif müzik çalardı. Sonra da oyun havaları.

30 yıl önce her şey değişti birden. Bayramın, yılbaşı günlerinin eş-dost-akraba ile bir arada olmak demek olmadığını öğrendi insanlar. Bir ay önceden gazetelerde sayfa sayfa gezi reklamları çıkmaya başladı. O ilanlarda, "Evde oturmak daha pahalı ve boşa yorgunluk." deniyordu. Tatlı sitemlerde bulunan yaşlılara da cevap hazırdı. E..k gibi çalışılıyordu ve tatiller dinlenmek için iyi bir fırsattı. Çalışanlara anlayış gösterilmeliydi. Ama yine de büyükler unutulmuyordu ve bayramdan, yılbaşından birkaç gün önce ziyaret edilip eller öpülüyor, buruk mutluluklar yaşatılıyordu. Müthiş buluşlarıyla her zaman takdir ettiğim Türk reklam sektörü de bu acı sahneyi reklamlara taşıyor ve bayram sabahı gözleri camda evlatlarını bekleyen yaşlıları gösteriyordu!

Ne oldu bize böyle! Nasıl bu kadar bozulduk! Değerlerimizi nasıl bu kadar yitirebildik! Kişisel mutluluklarımızı toplum değerlerinin önüne nasıl aldık! Geleneklerimiz, göreneklerimiz, etik değerlerimiz nasıl bir erozyona uğradı, farkında değiliz. Şimdilerde, rastladığım gençlere sorduğum bir soru var. "Türk kimdir?" Aldığım cevaplara inanamazsınız!

"Delikanlıyız biz abi. Birimiz hepimiz için."

"Erkek adam Türk'tür abi."

"Saçlı, sakallı, göbekli tipler işte. Ahh, nerdee İtalyan erkekleri." diyen züppe kızlar.

İşte böylesine sığdı bazı cevaplar. Oysa bu sorunun amacı: Gençlerin kültürümüze, geleneklerimize ne kadar hakim olduklarını anlayabilmekti. Ne acı ki kimliğimizi unutuyoruz yavaş yavaş. Biz biz olmaktan çıkıyoruz. Türk kelimesinin, insan olmanın anlamını bilmeyen gençler yetiştiriyoruz. Yaşar da görürsem, bir 30 sene sonrasını düşünemiyorum bile. Tabii tamamen de bitmedi ben kafalar. Sadece kuşakla da ilgili değil bu. Anadolu ve küçük şehirlerde dejenerasyon çok daha az. Büyük şehirlerde yaşayan Anadolu insanı da geleneklerine bağlı kalmayı sürdürüyor. Baba faktörü gücü temsil ediyor. Anne ve çocuklar da bu mutlak hakimiyeti kabul ediyor. Baba, ailesinin üzerine geleneklerinden aldığı güçle kanat geriyor.

Yılbaşı gecesi 22:00 dolaylarında evden çıktım. Hava nispeten sıcaktı. Yine de başıma kulaklıklı şapkamı, üzerime polar montumu ve spor ayakkabılarımı giydim. Göztepe'de içki satan dükkanlar ve kuruyemişçiler açıktı. Daha gece yarısı gelmeden, elinde bira şişesiyle bir köşede kusmakla meşguldü gencin biri. Sokaklar cıvıl cıvıldı. Bağdat Caddesi'ne yaklaştıkça sesler, trafik ve insan yoğunluğu artıyordu. İnsanlar mutluydu ya da öyle görünüyorlardı. Başlarında yeni yıl şapkaları, azize halkaları, kırmızı yanan boynuzlar, ağaç diplerinde öpüşenler ve ellerinde bira kutularıyla 15-16 yaşında çocuklar! Hangi toplum değerlerini kabullenen anne-babaların çocuklarıydı onlar! Caddebostan'dan sonra adım atılmaz oldu cadde. Sanki karnaval yaşanıyordu.

Yerlerde, duvar üstlerinde, ağaç köşelerinde içiyorlar, kız arkadaşlarını mıncıklıyordu Erkek Türk'ler. Nispeten göbeksiz imitasyonlarla idare ediyordu kızlarımız. Barlardan, kafelerden desibeli yüksek müzikler duyuluyordu. İçeride oturan insanlara baktım. Bir dakika sonrasını düşündükleri yoktu. Benim dünyamda değillerdi. En mizahi kara da ne oldu biliyor musunuz? Sigara yasağı filan hak getire! Camın yanındaki masalardan vazgeçtim, iç masalarda da sigara içiyorlardı ve bir nefes çektikten sonra ayağa kalkıp, camın önüne geliyor ve dumanı dışarı üflüyorlardı!! Kırmızı gözlerden bir çiftiyle göz göze geldim o üflemelerden birinde! "Burası dumansız hava sahası(ydı.)" der gibi oldum. "İyi seneler birader." deyip, sigarasını uzattı bana!

Şaşkınbakkal'dan Suadiye'ye devam ediyordum ki yolun karşısında gördüm onları. İnsan kalabalığının arasında bir an görünmüşlerdi. Durdum ve o yöne baktım. Bir bankta oturuyorlardı. Orta yaşlı bir erkek bankın bir başında, başı eşarplı bir kadın da diğer başında oturuyordu. Ortalarında da iki çocuk vardı. Çocukların birer elleri büyüklerindeydi. Kıkır kıkır gülüyorlardı. Ayakları yere değmiyordu. Çok mutluydular. Duracak gibi ilerleyen arabaların arasından karşıya geçtim. Oturdukları bankın bir-iki metre kadar sağında duvara yaslandım. Gelen geçene bakıyorlardı. Çocuklardan kız olanı çekirdek yiyor; ama kabuklarını cebine koyuyordu. İşte o an ilk emir geldi duygu merkezime!

"Abla baan da çekirdek ver."

"Ye işte; ama kabuklarıni yere atma. Babam zor temizliyo sonra. Hah bu cebime koy."

"Hanım, işte taa şu ışıklardan aşağım kadar ben temizliyom. Burasi sosyetik bi yer, müdürler, patronlar filan oturuyo. Çok bi temiz olmasi lazim."

Kadın belli ki gurur duyuyordu kocasıyla. Çocuklar da babalarıyla. Yılbaşında ailesini iş yerine, gün boyu temizlediği caddeye getirmişti adam! Birden yerinden kalktı ve az ileride yere atılmış cips poşetini ve boş bira şişesini alıp çöp tenekesine attı. Tüm aile fertleri onu izliyordu.

"Bakalım yarin nasıl temizleyecegim buralari hanım." dedi, hafif bir umutsuzlukla süslü görev bilinciyle.

"Baba şu çocugun başındaki kırmızi şeyler ne? Bana da alsana." dedi küçük oğlan, kırmızı ışık saçan boynuzları göstererek.

"Çok pahalidir şimdi o oglum. Bak ablan bişi istiyo mu?"

Yeni yıla girmemize 5 dk kalmıştı. Araçlar da kornalarını çalmaya başlamıştı. Az ilerideki tezgaha yöneldim. Kırmızı ışıklar saçan bir çift boynuz ve beyaz bir azize halkası aldım. Tekrar banka döndüm.

"Merhaba arkadaşım."

"Merhaba abi."

"Ben az şu ileride oturuyorum da. Sabahları işe giderken sanki seni görüyorum gibi geldi. Sen bu caddeden sorumlu temizlik görevlisi değil misin?"

"Evet abi." derken dikildi, ailesine bir-iki gururlu bakış attı.

"Eline sağlık arkadaşım. Aslında bütün mahalle aynı fikirde. Biz senin kadar temiz ve görev aşkı üstün birini görmedik. Her yer tertemiz. Yenge valla eşinizle iftihar etmelisiniz. Çocuklar siz de böyle çalışkan bir babanız olduğu için gurur duymalısınız. Babam beni iş yerine çok zor götürürdü; ama bakın babanız sizi bu en güzel günde iş yerine getirmiş."

Ne olduğunu anlayamayan adamın gözlerinde minnet, şükran nemi belirmişti bile. Kadının kocasına bakışlarında bilmem kaçıncı aşk pırıltıları vardı. Oğlu bir gün babası gibi olacağını hayal ediyordu. Küçük kız da babasına yaslamıştı başını.

"Çocuklar, bakın size yeni yıl hediyesi aldım. Hadi, yeni yıla birlikte girelim."

Hediyelere atlamadı çocuklar. Önce çekirdek poşetini cebine koydu kız; ama babasının elini bırakmadı. Hem anne, hem de babasına baktı ve onların onayını aldıktan sonra azize halkasını kendi başına, kırmızı boynuzları da kardeşinin başına taktı. Sonra da elimi öptü her ikisi de. Adamın ve kadının gözlerindeki şükrana dayanması elbette mümkün değildi yüreğimin. Bahane edilecek kadar soğuk da değildi hava! En güzel yılbaşı gecelerimden biriydi. Tanımadığım o insanlara sarıldım, yeni yılda mutluluklar, bol kazançlar diledim, çocukları da yanaklarından öptüm. Son treni kaçırmamak için Suadiye Tren İstasyonu'na doğru yola düştüler alelacele. Dördü yine el eleydi; ama belli aralıklarla dönüp bana bakıyorlardı. Gecenin karanlığına karışan gözlerde mutluluk ışıldıyordu. Bu sefer gözyaşlarımı saklamayı başarmıştım. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir blog yorumunda sizin davranışınızın,çok örnek olduğunu okudum. teşekkür ederim güzel davranışınızdan ötürü. Saygılarımla

ckerem_ 
 13.02.2010 20:05
Cevap :
İnsanları seviyorum. Toplumsal mutluluğa fazlasıyla inanıyorum. Bunlar küçük ve kolayca sergilenebilir davranışlar. Yeter ki kendi fanusumuzun dışına çıkabilelim. Teşekkürler, sevgiler..  14.02.2010 12:44
 

ama değiştirmek elimizde, yönlendirmek, yaratmak, istemek vb... umarım bu son yalnız geçirdiğiniz yılbaşı olur... bu arada iyi yıllar:)) sevgiler.

Ruksan İLDAN 
 11.01.2010 21:21
Cevap :
Ben 50 bin kişilik stadyumda bile kendini yalnız hisseden bir insanım. Ruhum o yalnızlıkta rahat ediyor.. Düşünüyorum, üretiyorum.. Bazen bir kanat sesi duyuyor gibi oluyorum ama gelen O olmuyor. Kendi yalnızlığımın varlığında ben oluyorum. Teşekkürler Ruksan Hn, sevgiler..  11.01.2010 21:33
 

Hayattan alınan böylesine gerçek ve içten hikayeler yazarsanız,ben göz yaşlarımı saklamayı başaramayacağım...Giden için mi umutlanmalı;gelen için mi ağlamalı...Ama galiba,her sereferde, yürekler yüreklere gülmeli...Yeni Delhi'ye selamlar...Sayılarımla...

RANA İSLAM DEĞİRMENCİ 
 07.01.2010 13:54
Cevap :
Buradaki trafiği görmeniz lazım. Aslında resimler de çekiyorum. Dönünce yayınlarım görürsünüz. 15 km yol en az 2 saat sürüyor. Hele o korna sesleri yok mu? Bizim minibüsleri ararsınız. Teşekkürler, sevgiler..  07.01.2010 15:53
 

Hindistan'a mı gittiniz?... Oralardan nasıl görünüyor bizim buralar :) Sağlıkla kalın... Sevgi ve selâmlar...

fatma iyibilgin 
 06.01.2010 21:19
Cevap :
Ben insan selinden 50 mt ötesini göremiyorum ki Türkiye'yi görebileyim :) 1 milyar 200 milyon nüfusları var ! Düşünebiliyor musunuz ? Ülkemiz çok güzel. Bir de değerini bilsek.. Teşekkürler, sevgiler..  07.01.2010 0:19
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8315
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1133
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster