Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Haziran '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
7093
 

Yılmaz Güney sineması

Yılmaz Güney sineması
 

1970 Yılında "Umut" adlı bir filim gösterime girer. Siyah-beyaz bir filimdir. Yönetmeni Yılmaz Güney'dir. Filmin senaryosunu da Yılmaz Güney, Şerif Gören'le birlikte yazmıştır. Başrolde Yılmaz Güney, Tunçel Kurtiz oynamaktadır. Sinemaseverler Yılmaz Güney'i hep "Çirkin Kral" olarak tanımışlar ve onu vurdulu-kırdılı filimler değişmez oyuncusu sanmışlardır. Şimdi karşılarında başka bir Yılmaz Güney vardır.

Aslında, Yılmaz Güney, her zaman marjinal bir oyuncu olmuştur. Kitlesel sinema severlerin sevgisini kazanamamıştır. Bunun en büyük nedeni, bence, hem oynadığı rollerdir, hem de alışılmadık bir "jön" olmasındandır. Çünkü, o dönemde Türk sinema izleyicisi Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Ediz Hun, Kartal Tibet gibi yakışıklı oyuncuları görmeye alışmıştı. Şimdi, Adana'nın bağrından çıkıp gelen Yılmaz Güney kim oluyordu?

Türk sinema seyircisi aile filimlerine alışmıştı. Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Türkân Şoray üçlemesine; Ayhan Işık, Ediz Hun, Cüneyt Arkın üçlemesine alışıktı. Genellikle Bülent Oran'ın senaryosunu yazdığı filimler şarkılı, türkülüydü. Neşe ve eğlence doluydu. Ancak, bazen öyle aşk öyküleri anlatılırdı ki, sinemadan ağlamadan çıkmak mümkün değildi. İşte "Sene de Bir Gün" bu tür filimlerin en ünlüsü. Hele bu filimlerde bir babalar bir anneler vardı ki, bugün bile hepimizin yüreklerinde apayrı yerleri vardır. Hulusi Kentmen iyi kalpli ve zengin baba rolündedir. Münir Özkul iyi kalpli, hep ezilmiş, horlanmış, fakir baba rolündedir. Adile Naşit sevecen annedir. Mürevvet Sim güleryüzlü, biraz delişmen anne rolündedir.

Komedi filimlerinin üstadı Öztürk Serengil'dir. Kendine özgü davranış ve konuşmasıyla hayranlarını gülmekten ayırmazdı. Sadri Alışık da kendine özgü gerçekten çok değerli bir sanatçıydı.

Türk sineması çok değerli sanatçılar yetiştirdi. Birgün karşımıza Ömer Lütfü Akad çıkıverdi. Gelin, Düğün, Diyet adlı üçlü bir dizi sinema filmi çekti, bütün sinemaseverler şoke oldu. Çünkü, Ömer Lütfü Akad öyle bir üçleme yapmıştı ki, toplumun en acı aynasını suratımıza tokat gibi indirmişti.

Birgün karşımıza Ertem Eğilmez çıkıverdi. O unutulmaz Hababam Sınıfı filimlerinin unutulmaz yönetmeni. Senede Bir Gün, Sürtük, Kart Horoz, Bir Millet Uyanıyor, Canım Kardeşim, Süt Kardeşler, Köyden İndim Şehire, Bilo filimleri unutulmaz Ertem Eğilmez filimleridir.

1980 yılına gelene kadar, Türk sineması çok güzel günler yaşadı. İstanbul'un ve tabi ki Anadolu'nun bir yerinde kışlık sinemalar vardı. Yaz gelip de havalar ısınmaya başlayınca, bu kez de bahçe sinemaları ya da yazlık sinemalar devreye giriyordu. Televizyon henüz Türkiye'ye girmemişti. Salonlar yaz kış tıklım tıklım doluyordu. Hele Kemal Sunal filimlerinde sinemada yer bulmak olanaksızdı. Bir anda herkesin dilinde Şaban'ın konuşmaları, herkesin taklitinde Şaban'ın hareketleri. Gülünecekse, Kemal Sunal filimlerine gitmek gerekiyordu.

Yılmaz Güney ne yaptı?

Yılmaz Güney, toplumcu sinema yapacağım diye ortalığa çıktı. "Umut" çekti. Faytonla para kazanan bir adamın geçim kaynağına Türkiye'ye yeni yeni giren ve zenginliğin alameti olan bir araba çarparsa ne olur? Yani arabayı kullanan o zamanki söyleyişe göre "Burjuva" bir gariban at arabacısının ekmek teknesini yıkmıştı.

Yılmaz Güney dozunu gittikçe arttırarak toplumcu sinema yaptığı sandı. Hemen her filminde "Burjuva" ile "işçi" ya da "yoksul" sınıfı karşı karşıya getirdi. Baba filminde gittiği genelevde, yapmak istediği kadın kızı çıktı. Arkadaş adlı filminde bir tatil kasabasında şapkalı Âzem olarak çıktı karşımıza. Burjuva kadından yediği tokata yumruğunu sıkarak "Bir gün bu tokatın intikamını alacağız" gibi okkalı sözler söyledi. Endişe adlı filimde Adana'nın pamuk işçilerinin dramlarını, çilelerini sinemaya yansıttı. Sürü filmi sanki, gelmiş geçmiş en büyük şairimiz Nazım Hikmet'in, "Memleketimden İnsan Manzaraları"na benziyordu. Ve nihayet araya irili ufaklı filimlerden sonra "Yol" adlı filmi çekti ve çektirdi. Bir başka filminde, Güneydoğu Anadolu'ya hayalinde her zaman canlandırdığı oku koydu ve üzerine şunu yazdı: "Kürdistan". Böyle olunca da yurtdışından bir sürü ödüller aldı.

Yılmaz Güney bu filimleri çekip sinema salonlarında oynatmaya başlayınca, aileler sinemadan kopmaya başladı. Zaten binbir sorunla uğraşan insanlar için, bu filimler karamsar tablolar çizmeye başladığından sıkıcı gelmeye başlamıştı. Şen şakrak filimlere alışmış ya da toplumsal sorunları Ömer Lütfü Akad gibi ustalardan izlemeye alışmış Türk sinemaseverler Yılmaz Güney'in filimlerini sevmedi. Ancak, yazımın başında da sözettiğim gibi her zaman marjinal bir gurubun hayranlığını kazanmış olan Güney filimleri, yine bu marjinal gurup tarafından büyük destek gördü. O günün sinema koşullarında bile Yılmaz Güney filimleri yeni bir şey getirmiyordu. Zaten anarşi ortamında boğuşan Türk insanı, bir de Yılmaz Güney filimlerinin oynadığı salonlara bombalar konulunca, iyiden iyiye ayağını çekti sinemadan. Türk sineması da, toplumcu sinema yapacağım diye harekete geçen Yılmaz Güney'le kan kaybetmeye başladı. Bir televizyon yaygınlaşmaya başlayınca, Türk sineması durma noktasına geldi. Bu durumdan yararlananlar ise seks filimleri çekenler oldu. Belli sinemalarda sabahtan akşama kadar devamlı seks filmleri oynatıldı.

Şunu çekinmeden söylemek zorundayız, Yılmaz Güney iyi bir yönetmen de değildir, oyuncu da değildir. Bugün filimleri yeniden gösterime girse, fanatik görüşlerinin hayranı olan bir avuç insandan aşkası izlemez. Çünkü, Yılmaz Güney yapıtlarıyla çağının gerisinde kalmıştır. Yaptığı filimler ise Türk sinemasına katkı değil, zarar getirmiştir. Çünkü, seyirciyi sinemadan uzaklaştırmıştır.

Şimdi sinema yazarları her sene bir yerlerde toplanırlar ve "Bütün zamanların en iyi 10 filmini" seçerler. Bu on filim içinde Baba, Umut, Duvar, Yol hemen hemen mutlaka vardır. Bunları seçen jüri heyetinin geçmişine bakarsanız, Yılmaz Güney filimlerini de neden seçtiklerini rahatlıkla anlarsınız. Çünkü bunlar Yılmaz Güney fanatikleridir. Seçtikleri filimlerin Türk sinemasına her ne açıdan olursa olsun, ne gibi faydaları vardır diye sorsanız, kendi dillerince bir şeyler söylerler. "Toplumculuk"tan, "içerikten", "sinemasal açıdan", "yönetsel açıdan", "konusal açıdan" deyip, lafı eveleyip geveleyip uzun cümleler kurarlar ki, dinleyenler çok önemli şeyler söylediklerini sansın diye.

Yılmaz Güney hayranı olan bu jüri heyeti, Cüneyt Arkın'ın "Dünyayı Kurtaran Adam" adlı filmini Yılmaz Güney yönetseydi "Bütün zamanların en iyi filmi" seçerlerdi, bundan emin olun.

Özetlersek, Yılmaz Güney Türk sineması için önemli ve değerli değildir. Ondan önce de çok düzeyli toplumsal içerikli filimler çekilmiştir. Bu nedenle toplumsal içerikli filimlerin yaratıcısı da değildir. Yönetmen olarak çok farklı bir açısı yoktur. Görüntü olarak o güne kadar alışılmadık bir şeye imzasını atmamıştır. Ancak, siyasi yelpazenin hep en solunda yer almış belki de öyle gözükmeye çalışmıştır. Çünkü, belindeki tabancayla bir savcıyı öldürmesi, bulunduğu siyasi yelpazenin en solunda olma özelliğini de zedelemiştir.

Bir savcıyı öldürmekle, siyasi yelpazenin en solunda görünmenin çelişki yarattığını nereden çıkartıyorsun diye bir soru bana soracak olursanız; bir başka yazıda "solcu, emekçi, sosyalist, komünist" olmanın erdemlerini tartışırız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Size hiç bir şey demiyorum

Ronay İmrek 
 15.05.2010 12:53
Cevap :
"Her yazabilenin yazması böyle sonuçlar doğuruyor" sözünden kasıt bensem, her yazabilen biri değil 1972 yılından bu yana çok değişik, dergi ve gazetelerde özellikle kültür ağırlıklı yazılar yazan biri olarak işaret ettiğiniz kişinin ben olmadığını size belirtmek isterim. Sanat yapıtlarını incelerken, izlerken, eleştirirken siz sanatçının milliyetine bakar da eleştiri yaparsınız, hem sanata hem de sanatçıya çok büyük haksızlık etmiş olursunuz. Sanatçıyı, bir milli kimliğe bağlı diye yere göğe sığdıramaz ve yaptıklarını "olağanüstü" gösteremeyiz. Aynı nedenlerle onu yeremeyiz de. Biz, o sanatçının ürettiklerine bakarız. Sinema sanatçısı ise, senaryosuna, ışığına, kamera açılarına, seslendirmesine, müziğine, oyuncuların yeteneklerine, performaslarına bakarız öylece eleştiririz. Yalnız bir ideolojiyi beyazperdeye aktardı diye büyük sanatçı olunmuyor. Ancak ve ancak protest sanatın bir temsilcisi olarak sanat dünyasında adından söz ediliyor. Demek istediğim buydu. Sanatsız kalmayın.  15.05.2010 17:43
 

Toplumcu Sinema yaptığını sandı demişsiniz…ya ne yaptı? Umut Bir Faytoncunun neler yaşadığı içimizden gelen toplumun bir parçası olan bir insan değilmiydi?....Ağıt filmi O eşkiyaların neden o hale geldikleri o insanları görmedikki siz görmediniz ama ben doğuda yaşayan bir insan olarak bunları çok iyi anlıyorum…Ya Acı filmi oda kan davasının oluşturduğu sonuçlar değilmiydi? Yol filmi 5 mahkumun hayatlarını anlatıyor o hayat hikayaleri toplumun parçası değil miydi onlar yaşanmıyormuydu…Sürü Film Aşiret-kan davası toplumun yapası değilmiydi bunlar gerçekler değil miydi?bunlara nasıl ‘SANDI’ kelimesini kullanıyorunuz?....yılmaz güneyin yola kadar olan filmlerine ‘’irili ufaklı filmler’diyorsunuz Baba Filmi 1 yıldan fazla gösterimde kalarak rekor kırmıştır…Umut Cannese katılamadı..Ama özel gösterimde oynatıldı ayakta karşılandı…Siz Yol filminin başarısını Kurdistan Tabelasına Borçlandırmışsınız….Umutta Kurdistan Tabelasımı vardı?... Bir Filmin başarısını O kadar aydın sinemacının oluşturduğ

Ronay İmrek 
 14.05.2010 22:41
Cevap :
Bana ulaşan yorumları ben olduğu gibi yayınlıyorum. Anlaşılan o ki, sizin yorumlar bana da ulaşmıyor. Yoksa, sizin gibi eleştiri sınırları içinde ve ölçülü, saygılı yorumlar yazan bir arkadaşın bütün yorumlarını ben hem cevaplarım hem de yayınlarım. Ben de sizin düşüncenize saygı gösteriyorum. Elbette farklı düşünebiliriz. Bir sinema yapıtını değişik görüşlerden eleştirebiliriz. Fakat, sanat yapıtının ne derece kalıcı olduğunu tarih bizlere gösterecektir. Bakalım Yılmaz Güney filimleri, Yılmaz Güney adı gibi kalıcı olacak mı? Yoksa, Yılmaz Güney hep siyasi düşünce yapısıyla mı anılacak. Bakınız Nâzım Hikmet her ne kadar siyasi davranışıyla anılıyorsa, şiirleri onun önünde hâlâ yaşıyor. Yani, Nazım şiirleri yüzyıllarca yaşayacaktır, dolayısıyla şiirleri Nazım'ı hep yaşatacaktır. Bakalım, filimleri Yılmaz Güney'i kaç yıl yaşatacak? Benim, Yılmaz Güney'in siyasi duruşuna ve kişiliğine büyük saygım vardır. Fakat, ben sinema sanatı açısından Yılmaz Güney'i inceledim. (Sevgilerimle)  17.05.2010 20:11
 

Sevgili Esat Bey, Sürü ve Yol cezaevinden yönetilmisitr.Konulari Türkiyenin o günki aci gercekleridir.Bunlari bir sanatci halka gösterebilir.Ben sade vatandas olarak gösteremem.Sürüyü bilmem ama Yol filmi Türkiyede Sinemalarda yillar sonra oynatildi.Duvar filmide Türkiyenin aci gercekleri.Ülkemizde insana verilen deger az.Yilmaz Güney cinayetten hapise girdi,ancak o neden le kacmadi.Askeri darbeyle birlikte yazdigi yazilardan,fikirlerinden dolayi 100 yildan fazla hapsi istendi.O yüzden kacti,istese daha öncede kacabilirdi.Yilmaz Güney bir bölücüde degildi.Ahmet Kaya basin tarafindan linc edildi,bugün herkes Kürtce sarki söylüyor.M.Kirmizigülün Günesi Gördüm filmide o zamanlar cekilse yasaklanirdi,bugün siyasi konjonktör degisti ve o film cekildi.Siyasi iradeye karsi yapilanlar Türkiyede her zaman suc olmustur.6. Filoya defol diyen gencler Türk Vatanseverleriydi,Komünist diye suclandilar.Oyun hep ayni.Yilmaz Güney filmleri yasaklara ragmen, hala seviliyor,halada ekranlarda oynatilmiyor

Hasan Yanar 
 07.05.2010 15:48
Cevap :
Çok sevgili Hasan Bey, önce Yılmaz Güney filmleri hiç de sevilerek izlenmiyor. Oynadığı kanallarda izlenme oranları dibe vurunca bir daha da oynatılmadı. Bölücü değildir diyorsunuz da Duvar filminde mi yoksa Yol filminde güneydoğumuzu neden Kürdistan diye gösteriyordu?  08.05.2010 20:52
 

Yilmaz Güneyin halki sinemalardan soguttugunu yazdiniz. Gerdigini yazdiniz. Söyle bir tarihe bakalim. 1972-1974 arasi Güney hapiste. 1974 de bir kac aylik özgürlükten sonra 1980 de kacana kadar yine hapiste. Türkiyeyi Güneymi gerdi.Sinemadan o mu kopardi. Seks ve porno filmlerini omu cekti,omu oynadi? Halki geren seyleri baska yerde aramak gerek,sinemadan koparan seyleride. Her türlü elestiri olur ama adaletsizce olmamali. Sizin yazdiklarinizi Yilmaz Güneyi ve yakin tarihi hic bilmeyen birisi okusa yanlis yönde etkilenebilir. Türk halkina yillarca Amerikan özentisi filmler gösterildi. Halka benzemeyen halktan kopuk.Güneyinde kötü filmleri var,rastgele kar amacli cekilmis Ama bir BABA filmindeki aglamasi gözümün önüne geliyor.Gercek gibi,sanki rol yapmiyor, Bir Aci,Umut,Agit filmleri. Umutsuzlar,Arkadas. Bu filmler insani germez duygulandirir. O dogru bildikleri icin hapsi göze aldi. O gün seks filmlerinde oynanayan sözde Milliyetciler daha sonra dini filmlerde oynadila

Hasan Yanar 
 06.05.2010 2:59
Cevap :
Cezaevinde dediğiniz Yılmaz Güney, olay yaratan filmlerini cezaevinde yazıp yönettirmişti. Sürü ve Yol bu filmlerdendir. Ayrıca, yurt dışına kaçtığında ise Duvar adlı filmi çekmiştir. Bu üç film sinemalarda oynarken sinema salonlarına bombalar konulmuştur. Seyirci porno film için değil, salonlara konan bombalardan korktuğu için gidememiştir sinemaya. Bombayı koyan mı koyduran mı suçlu derseniz, o günün koşullarında Türkiye'yi filimlerinde bölünmüş haritalarda gösterenler suçludur derim. Bu üç filmden önce ise Yılmaz Güney filmleri sevilerek izleniyordu. Ayrıca genç nesilden söz etmişsiniz. Genç nesil şunu bilmeli ki Yılmaz Güney siyasi suçlu olduğu için ya da filmlerden dolayı hapse atılmadı. Cinayet işlediği için hapisdeydi ve izin aldığı bir gün yurt dışına kaçtı.  07.05.2010 8:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3234
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster