Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
2805
 

Yılmaz Özdil: Adaletin Yumruğu, Tokmağı ve Jopu

Yılmaz Özdil: Adaletin Yumruğu, Tokmağı ve Jopu
 

Milliyet.com.tr'de yer alan bir habere göre Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil’in “Yumruk” yazısı yumruk etkisi yapmış. Haber yorumsuz verilmiş ama altında yer alan okur yorumları yeterince aydınlatıcı. Habere benim okuduğum anda yazılmış olan 164 yorumun tamamına yakını Özdil’in yaklaşımını onaylar nitelikte. Sadece onlar değil, Özdil'i Hürriyet'e kazandıran Ertuğrul Özkök de bu yazıyı çok beğenmiş, çok zekice bulmuş. Benim takıldığım nokta da burası oldu. Bu nedenle söz konusu yazıyı tekrar okuyup cümle cümle analiz etmeye karar verdim. Bakalım neler anlatılmış bu alkışlanan yazıda… (İtalik paragraflar Özdil’in söz konusu yazısına aittir.)


***
“Kimse kimseye vurmasın. Kimsenin burnu kanamasın. Afrika'da açlık olmasın. Yoksul insan kalmasın. Nükleer silahlar çöpe atılsın.


Uzatabiliriz listeyi... Söylemesi kolaydır çünkü.


Suya sabuna dokunmadan, “sağduyu” çağrısı yapabiliriz mesela... Nasıl olsa, bol keseden yapılan sağduyu çağrıları maaştan kesilmiyor. Veya, saldırgan kahveciymiş diye, ne şekerli ne sade bana müsaade deyip, bu mevzunun kenarından kenarından sıyrılabiliriz yılışıkça... Ya da, entel dantel barlarında kafası karışmış kızlara şirin görünmek için “esefle kınıyorum” da diyebiliriz.

Ama... Bu tür köfte lafların, kafası karışmış kızlar dahil, kimseye faydası olmaz.”


Özdil’in kısa yazdığı söylenir ama aslında çok uzun yazıyor. Çünkü aynı anlama gelen cümleleri tekrarlayıp duruyor. Yukarıdaki 12 cümlede anlatılmak istenen şey iki cümleyle ifade edilebilir; hatta noktalı virgülle ayırıp tek cümle haline bile getirebiliriz: “Sağduyu çağrısı yapmak, şiddet eylemlerini kınamak faydasızdır; böyle davrananların amacı entel barlarda kafası karışmış kızlara şirin görünmektir. ”

Ne yapalım peki? "Herkes birbirini vursun" mu diyelim?

***


“Soralım dolayısıyla... Bu ülkenin çocuklarına ateş edip öldürmek “demokratik hak” kabul ediliyorsa, parti liderine girişmek niye “ırkçılık” oluyor? Mayın demokrasiyse... Yumruk niye faşizm?”

Berbat bir çarpıtma, bayat bir hokkabazlık numarası… Bir kere dünyanın hiçbir yerinde hiç kimse silahlı şiddet eylemini “demokratik hak” diye savunmaz, Türkiye’de de hiç kimse böyle bir şey söylemiyor. Bu eylemleri yapan PKK de söylemiyor, onun sempatizanları da, Kürtlerin hak taleplerine destek veren demokratlar, solcular, entelektüeller de… PKK’ye bizler gibi bakmayan Kürtlerin dediği şu: “devlet Kürtlere başka bir yol bırakmadığı için gençlerimiz dağa çıkıyor.”


***

“Dün seyrediyorum televizyonu, papyonlu bir arkadaş, “İzmir-Bursa hattında, Trabzon-Samsun hattında tehlikeli yapılanmalar var, oralara dikkat” diyordu... “Hakkâri-Diyarbakır hattı”nda olan ne peki? Oraya dikkat çekmeye gerek yok mu, Allah'ın papyonu?

Bir tanesi de ‘İlk kez bir parti liderine saldırılıyor’ diyordu... Mesut Yılmaz'ın burnunu kırmadılar mı? Demirel'e yumruk atılmadı mı? Özal'a ateş edilmedi mi? Ecevit'e İzmir'de kurşun sıkılmadı mı? Normaldir demiyorum... Niye ‘ilk’ deniyor?”

....


“Allahın papyonu” dediği, emekli büyükelçi Yalım Eralp oluyor. Televizyonda yorumunu izlemedim ama “İzmir-Bursa hattında, Trabzon-Samsun hattında tehlikeli yapılanmalar var, oralara dikkat” diyen Eralp herhalde Hakkâri – Diyarbakır hattında olanları görmezden gelmiyordur. Daha önce Eralp’i çok dinledim, bu konuda hangi düşüncede olduğunu az çok biliyorum. Eralp bu sözlerle çok yönlü, çok büyük bir sorunun özel bir boyutunu dile getiriyor sadece...

“İlk kez bir parti liderine saldırılıyor” diyen kişinin kim olduğunu bilmiyorum, o kişi bu sözleri hangi anlamda söyledi? Bir bilgi eksikliği mi var, belli bir tarihten bu yana mı ilk kez bu tür bir saldırı olduğunu söylemek istiyor bilmiyorum. Eralp ve o benim açımdan meçhul kişi bu sözleri hangi anlamda söylemiş olurlarsa olsunlar, bunları Ahmet Türk’ün dövülmesini meşrulaştırmak için kullanmanın anlamı ne? Cevabını onun yerine ben vereyim: kafa karıştırmak ve beş cümlede bitirilebilecek yazıyı uzatıp sütunu doldurabilmek için...

***

“Başbakan geçmiş olsun diye aramış Ahmet Türk'ü, ki aramalı... Peki, Deniz Baykal'a niye geçmiş olsun yok? Taş atmak, yumurta fırlatmak şiddete girmiyor mu? Light linç olur mu? Samsun'da polisler açığa alındı, ki derhal alınmalı... Van'dakiler niye yerinde duruyor hâlâ? Kandil'den gelenlerle otobüsün üstüne çıkıp şehir turu atmadığı için mi suçludur Baykal?”

....

Bir çarpıtma örneği daha… Deniz Baykal’a yapılan yumurtalı saldırı yanlış. Yumurtayla yumruk aynı değil ama yine de yanlış… Ama eğer bir Kürt Yılmaz Özdil’i olsaydım, aynı mantıkla ben de Deniz Baykal’a yapılan saldırıyı meşrulaştırmak için sayısız gerekçe üretebilirdim. Hem de Özdil'in Ahmet Türk’e yapılan saldırıyı meşrulaştırmak için ürettiği gerekçelerden çok daha fazlasını...

***

“Bu kadar soru yeter... Cevaba gelelim. Açın gazetelerin internet sayfalarını, bu haberin altına yapılan yorumları okuyun... Yumruğunu ‘adaletin tokmağı’ yerine koyup, Ahmet Türk'ün burnuna inen kişi, bu ülkede pek çok kişinin duygularına tercüman oldu... Çünkü, teröristi meşru hale getiren “açılım” saçmalığı, sadece bir tarafta değil, öbür tarafta da ‘eşkıyayı kahraman’ yapmaya başladı. Hukuku guguk haline getirirsen... ‘Ona göre başka, buna göre başka’ işletirsen, olacağı budur.”

Bu paragrafta işlenen fikir de kısaca şöyle ifade edilebilir: "Her şey açılım yüzünden oldu. Açılım yaparsan Ahmet Türk'ün yumruklanması meşru hale gelir" (!)

İşte geldik zurnanın zırt dediği yere; ve de yazının asıl ana fikrine, amacına: Özdil’in yazısında “Yumruğunu ‘adaletin tokmağı’ yerine koyup, Ahmet Türk'ün burnuna inen kişi, bu ülkede pek çok kişinin duygularına tercüman ol”masına bir itiraz, bunun yanlış bir adalet anlayışı olduğuna dair bir görüş var mı? Yok. Yani o kişi aynı zamanda Özdil’in de duygularına tercüman olmuş. Zaten yazı tamamen bu duyguyu anlatmak üzere kurgulanmış. Önceki cümlelerin tümü sadece bunu söylemek için kurulmuş birer hazırlık cümlesi… Zaten bu yazıya u-milliyetçi çevreden gelen desteğin sebebi de bu yaklaşım. Onlar Ahmet Türk'e saldırılmasının yanlış olduğunu değil, yumruklanmasının yetersiz olduğunu, daha şiddetli bir eylem yapılmasını istiyorlar. Bu kapsamda Özdil'in yazısını en doğru anlayanlar da Ertuğrul Özkök değil, o destekçiler...

Yazıda “saçmalık” olarak tanımlanan açılım konusuna gelelim: açılım temelde neyi amaçlıyordu? Bu ülkede silahların susmasını, hak mücadelelerinin demokratik yollarla dile getirilmesinin zeminini oluşturmayı değil mi? Barışı “saçmalık” demokratik hak mücadelesini “bölücülük” olarak niteler ve bunun bütün kanallarını tıkarsan insanların ne yapmasını beklersin? Üstelik Diyarbakır Cezaevinde sırf Kürt oldukları için, sırf Kürtçe konuştukları için insanların kıçına jop sokup sonra o jopu yanındaki arkadaşına yalatırsan o insanların nasıl davranmasını beklersin? “Komutanım çok iyi soktun, b.kun tadının bu kadar güzel olduğunu bilmezdim” demelerini mi?

“Hukuku guguk haline getirirsen... “Ona göre başka, buna göre başka” işletirsen, olacağı budur.”

Nasıl “ona göre başka buna göre başka” işletiliyor bir bakalım: O Diyarbakır Cezaevinde binlerce kişiye insanlık tarihinin en utanç verici işkencelerini yapan, 50 tutuklunun o işkencelerde ölmesine sebep olanların bir tanesine bile herhangi ceza verilmedi. (O cezaevinde o işkenceleri görenlerden biri de Ahmet Türk’tü) Buna karşılık o Diyarbakır’da “eli tozlu, sırtı terli öyleyse taş atmıştır” diye yakalanan çocuklara 15 yıl hapis cezası verildi.

Ey Özkökler, Özdiller, bu ucuz numaralarla belki aklını mantığını kullanmayı unutmuş bir kısım müridinizi etkiyebilir, internet sitelerine destek yorumları döşemelerini sağlayabilir, onların duygularına tercüman olabilirsiniz. Ancak bu yaptığınızın bu toplumu nereye sürüklediğini görmüyorsunuz. Ya da daha kötü bir ihtimalle, çok iyi biliyorsunuz. Böyle yaptıkça müritlerinizin bağlılığı artıyor. Ama bir süre sonra o müritleri yumruklu saldırıyı desteklemeniz falan da kesmeyecektir. Bugün o yazıyı alkışlamaya alıştırdığınız kitleler yarın sizden Ahmet Türk’ün öldürülmesini meşrulaştırmanızı bekleyecektir. Gerçi bu pek yabancısı olduğunuz bir şey de değil (bkz. Ahmet Kaya, Hrant Dink). Ateşe körükle gidiyorsunuz, bir yangını büyütüyorsunuz. Umarım bu ateş sizi de yakmaz.

....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yılmaz Özdil'in sıkı takipçilerinden biride benim. Seninle farklı düşüncelerdeyiz bu konuda. Çok iyi bir yazar olduğunu düşünüyorum. Okumaya devam :))) Selamlar..

Hoşsada 
 31.05.2010 15:08
Cevap :
İlgili öteki yazılarımı da oku, özellikle de şunu:  31.05.2010 15:43
 

Celal Hocam, sonunda dayanamayıp Sayın Özdil bir yazı yazacak gazetesinde, gel oturup bi konuşalım görüşelim, tanışalım die:)) Sevgilerimle...

Nuray Ors 
 20.04.2010 11:29
Cevap :
Kimseyle polemiğe giremezmiş arkadaş. Giremez, çünkü verecek bir cevabı yok. Fikret Bila'nın yazısını Yasemin Çongar'ın diye alıntı yaptı, sonra yalanı ortaya çıkarıldı, onun için bile çıkıp bir düzeltme yapmadı. Çongar'ı Bila'yı bir yana bırak, o kendisini çok seven okurlarından bile "sizi yanılttım" diye özür dilemedi. En hafif deyimle, "pişkin" diyorlar böylelerine.  20.04.2010 11:53
 

Bild gazetesi böyle adlandırılır Almanya'da ve belirli bir zümre tarafından okunur. Bild gazetesinin Türkiye'deki kankası da Hürriyet'tir işte. Sen Hürriyet'teki çarpıklığı ele almışsın ama MB'de de birilerini ciyaklatmışsın. Seninle aşık atamayacağı için yine başlamış kenar mahalle küfürlerine. Acınacak durumda o! O yazının altına şak şak yorumu gönderenler ondan da beter. Biz seninle İzmir yazın üzerine bozuşmuşuz da, dedikodu olmasın diye selamlaşıyormuşuz da... Okudukça neremle güleyim bilemiyorum. İyi oldu, elini ayağını çektin bunlardan. Sanırım ben de hafiften dümen kırmalıyım. Havlaşıp dursunlar kendi aralarında. Selamlar.

Ümit Culduz  
 17.04.2010 22:37
Cevap :
Öyle mi? Havlayan mı var yine? Hiç haberim yok, ilgilenmiyorum da... Bırak kendi haline, gitsin kendi türünde canlılarla havlaşıp oynaşıp dursun. E, itin işi de havlamak, ne yapacaksın... Yahu anlamıyorum, sahibinin suratına vuruyorsun finosunun kıçından ses çıkıyor! (bekçi köpekliğine soyunduğu kişinin ondan haberi olsa yine gam yemez insan!) Muhatap arıyordur ama geçti o günler. Ardahanlıların güzel bir sözü vardır: "itin ahmağı kayganadan pay umar" derler. Demek seninle konuşmuyormuşuz? :) Hiç güleceğim yoktu. E, bekçi düdüğünün nohudu kadar beynin olursa ancak o kadar düşünebilirsin. İdare et; beyinsizlikten ve demansdan dolayı cezai ehliyeti bile yok o garibin. Onlarla işim yok ama sahipleriyle daha çok işim olacak. Selamlar.  17.04.2010 23:05
 

hiç şaşırmadım. Artık onların ne olduklarını, neye hizmet ettiklerini çok iyi biliyorum. Farklı bir şey yazsaydı o zaman şaşırırdım. Onları hala tanımayanlar için bir deşifre yazısı. Bence faydalı da... Özdil'in Özkök'ün duygularına tercüman olması gibi siz de benim duygularıma tercüman olmuşsunuz, teşekkür ederim. Selamlar...

Hasan Basri Özgen 
 17.04.2010 19:36
Cevap :
Merhaba Hasan Bey. Ben de hiç şaşırmadım ama bu nefret suçunun olağan hale gelmesine elimizden geldiğince engel olmaya çalışacağız. Bunun için de arada bir bu tür metin analizi çalışması şart. Ben teşekkür ederim katkınız için... Selam ve saygılarımla.  17.04.2010 21:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3544
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster