Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
256
 

Yine aynı Ahmet Altan...

Yine aynı Ahmet Altan...
 

Ahmet Altan


“Pişkinlik” diyeceğim ama bu sözcük asıl söylenmesi gerekene karşılık olmadığı gibi anlatılmak istenenin binde biri bile değil. Aslına bakarsanız “olayı” tek bir sözcükle nitelendirmek olanağı da yok. Hiç bir sözcükle bu “durumu” ifade edemezsiniz. Ben bir kaç sözcükle belki yanına yaklaşmayı denerim ama o zaman da editörler bu yazıyı yayına almaz...

Önce bir anımsatma yapayım. Biliyorsunuz son bir kaç yıla damgasını vuran bir soruşturma kapsamında hukuk dünyasında kendini kanıtlamış çok ünlü hukukçuların eleştirdiği yöntemlerle sabaha karşı evler basıldı, binlerce kişinin telefonları dinlendi, çağrıldığında tıpış tıpış gelip ifade verecek adı sanı, yeri yurdu belli insanlar eli kanlı cani muamelesiyle gözaltına alınıp tutuklandı, tutukluyken kimi öldü, kimi felç oldu...

Hukuk adamlarının hukuk adına eleştirdiği bu uygulamalara medyada da karşı çıkanlar ve asıl önemlisi alkış tutanlar oldu. Bu uygulamaları savunmak adına “Yargıyı rahat bırakın!” dendi, “Hiç kimse dokunulmaz değildir” dendi, tek başına anlam ifade eden doğru söylemlerle yanlış uygulamalar savunularak akıllar karıştırıldı. Şimdi gelelim asıl konuya...

Bugün Ahmet Altan köşesinde “Utanmıyorlar mı?” başlığı altında esmiş gürlemiş. Gürler a, sözüm gürlemesine değil. Ortada, yazının başında uygun sözcüğü bulup da adını koyamadığım “şey” bir durum var! Altan aslında sekiz on tümceyle anlatıp kendi açısından kınayacağı bir olayı o bilinen çok başvurulan taktikle yazmış da yazmış... Bir tersten bir düzden... Sözlere, tümcelere boğmuş yazıyı ki okuyanın aklı karışsın ve yazı bittikten sonra aklında sadece Altan’ın ne kadar haklı olduğu kalsın...

Olay şu: Önceki gün gazeteye polisler (askerler değil!) gelmişler ve Taraf’ın sahiplerinden Başar Arslan’ı bulup bir tutanak imzalatmışlar. Tutanakta şöyle yazıyor imiş: “Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’nın 10.06.2009 tarih ve 2009/406–259 soruşturma sayılı yazısı ile ALKIM Basın yayın Tic. LTD. Şti. (Taraf Gazetesi) sahibi Başar Arslan adına kayıtlı olduğu belirtilen ancak fiilen kimin tarafından kullanıldığı bilinmeyen 0533...... numaralı hattın kim tarafından kullanıldığı tespit edilerek, bu şahsın 24.06.2009 tarihinde ifadesine başvurulmak için Genelkurmay Başkanlığı Askeri savcılığında hazır bulunmasının aksi halde zorla getirileceğinin tebliği...”

Ahmet Altan’ın yazdığına göre Arslan’ın üzerine kayıtlı bu telefon aileden bir hanımın kullanımında imiş. Ve Altan fırtınalar estirip Genelkurmay’a verip veriştiriyor “Neden genç bir kadını rahatsız ediyorsunuz?” Saptırmaya bakar mısınız! Sanırsınız ki Genelkurmaya bağlı subaylar gelip gidip o hanımı taciz etmekteler... Ayrıca ifade almaya çağıran sanki Askeri Savcı değil de Genelkurmay!

Hesap soruyor Altan “Neden muhalif bir gazetenin sahiplerinin ailelerini dinliyorsunuz?” Okuyanları kekleyen (sansür yemeyecek tek sözcük bu olsa gerek!) komikliğe bakar mısınız? Taraf “muhalif” bir gazete imiş! Öyleyse Cumhuriyet de iktidar yalakası olmalı! Ayrıca o telefonun dinlemede olup olmadığı tutanakta belli değil ve dinlemede olan bir telefonla tesadüfen yapılan bir görüşmeden ötürü bu numara tespit edilmiş de olabilir. Ama Altan kesin hükmünü vermiş. Sadece bu numara değil Taraf sahiplerinin aileleri (Sadece o hanım da değil) Genelkurmay tarafından (Askeri Savcılık tarafından da değil!) dinlenmekte...

Bel altı vurmadan, tahrik etmeden olur mu? Olmaz elbet, yazı şöyle bitiyor “Askerliğe sığıyor mu bu, mertliğe sığıyor mu? Siz bunları yapmaktan utanmıyor musunuz?” Sakın yazdıkları bu kadar sanmayın, ben sadece iki üç tümcesini aldım örnek olarak. Yoksa aynı şeyleri evirip çevirip yeniden söyleyip yazıyı boğuyor.

Şimdi Altan’ın laf sağanağına aldırmadan olaya nesnel bakalım. Askeri Savcılık bir telefon numarasının kullanıcısının ifadesine ihtiyaç duymuş. Numaranın kimin üzerine kayıtlı olduğunu da tespit etmiş ve fiilen kimin kullandığı bilinmediğinden, telefon üzerine kayıtlı olan kişiye, yani Başar Arslan’a, kimin kullandığının sorulması ve kim kullanıyorsa ifade vermek üzere 24 Haziran’da Askeri Savcılıkta hazır bulunması için polis vasıtasıyla tebligat yapılmış.

Tutanaktan da görüldüğü gibi Savcılık numaranın Başar Arslan’a kayıtlı olduğunu biliyor ama kimin kullandığını, yani aileden bir HANIM’ın kullandığı bilmiyor. Oysa Altan saldırısını bir hanımın mağduriyeti üzerinden yapmakta! Yazısının iskeletini bu oluşturmakta.

Askeri Savcılık telefonu kullananı her hangi bir suçla suçlamıyor. Sadece ifade vermeye çağırıyor. Sabahın dördünde evini basıp gözaltına almıyor, tutuklamıyor, o numara dinlemeye takıldı ise eğer, dinleme kayıtlarını, yani o hanıma ait özel konuşmaları medyaya servis edip yayınlatmıyor... Askeri Savcılık da Yargı’nın bir parçası... Yürüttüğü bir soruşturmanın gereği olarak bilgi vermeye çağırıyor hepsi bu.

Çağrılınca ifade vermeye gidecek insanlar sabaha karşı evleri basılarak gözaltına alınırken bu uygulamaları savunanların ve eleştirenlere de “Yargıyı rahat bırakın!” diyerek hukuk dersi verenlerin, hukukun gereği bir ifade için yapılan bir çağrıyı “Askerlik bu mu, mertlik bu mu, utanmanız yok mu sizin!” çığırtkanlığı ile asker düşmanlığında malzeme olarak kullanmasını hangi sözcükle ifade edersiniz ve tek bir sözcük yeterli mi?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 195
Toplam yorum
: 137
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 653
Kayıt tarihi
: 04.10.07
 
 

Dünyanın internet sayesinde küçüldüğü günümüzde büyüyen sorunlara ilişkin duygu ve düşüncelerimi pay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster