Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '13

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
1142
 

Yine bir bayram geldi baba'm

Yine bir bayram geldi baba'm
 

SENi SEViYOR(D)UM BABA“...

Dörtdörtlük Çerkez’in evladı olarak dünyaya geldiğimdendir, babama doyasıya sarılmak kısmet olmadı bana. İçim giderdi sokakta babalarının kucağındaki bebeleri, baba-oğul, baba-kız elele gezen çocukları görünce. Oysa, bırakın babamın elini tutmayı, bana sarılmasını, başımı okşamasını, bayramlar hariç bir öpücük dahi alamadım hayatımda. Bu nedenle bayram sabahları tüm çocuklar sevinçle uyanırken, ben yatağımdan çıkmak istemez, yorganı başıma çeker, ağlardım.

18’ime basmadan kaybettim babamı. Ağız dolusu "babacımm" diye sarılamadan, içime çekemeden kokusunu. Kısmet tabutuna ve kefen içerisinde mezarına indirirken sarılmakmış "babacığım"a. O acı anımda bile bunu düşünmüştüm. Acaba o da benim gibi düşündü mü son nefesini verirken? Evladıma hiç sarılmadım, sarılamadım dedi mi? Oysa tam bir ay önce, üniversite imtahanını kazanamadığımı duyunca, tek başına alt kattaki muayenehanesine inmiş, elinde benim sınav sonuç belgeme bakarak, hüngür hüngür ağlarken görmüştüm onu. Koşup sarılmak, „canım babam; bilseydim bu kadar üzüleceğini daha çok çalışırdım. Söz seneye kazanacağım“ demek istemiş, tabi cesaret edememiştim. Bir sene sonra Türkiye 38.si olarak iTÜ Gemi inşaatı fakültesine girdim.  Ama artık sevinecek, benimle gurur duyacak bir babam yoktu ki. Nafile ve kısık bir ses ile okudum mezartaşına sınav sonuç belgemi. ilk kez, ama haykırarak söyledim onu ne kadar çok sevdiğimi. „SENi SEViYORUM BABA“

Hep hayal ettim. Eğer birgün çocuklarım olursa onlarla arkadaş olacağım. Asla el kaldırmayacağım. Uzaktan ve gözlerimle değil, sarılarak, öperek, kucaklayarak, koklayarak, konuşarak, duyarak sevgiyi alacaklar babalarından.

Hamile kaldığımız“ müjdesini aldığımdaki sevincimi anlatamam, hele bir kızım olacağını öğrendiğimde kendimi allahıma çok daha yakın hissettim. Efsanevi „baba-kız aşkı“na daha kızım doğmadan düştüm. Kendimi hazırlamaya başladım. İyi de, ilk ve en son 15 yıl önce yeğenimi kucağıma almıştım. O da „seyirlik“.

Kızımı 9 ay ben mi taşıdım, anası mı allah bilir. Birlikte gidilen kurslar, nazlar, niyazlar, elini sıcak sudan-soğuk suya sokmamalar, binbir güçlükle tutulan yardımcılar, leb dedi mi leblebi, kışın karpuz, yazın portakal bulmalar. Vefa’dan bozalar, illa Kanlıca’dan yoğurtlar. Allahtan „cezeriye“ akla gelmedi.

Daha ilk aydan itibaren İstanbul’da içinde „bebek“ sözcüğü geçen tüm kitapları satın aldık, yetmedi Amerika’dakilerine uzandık. Mobilyacılar, oyuncakçılar, malzemeciler gezildi, illa en pahalıları seçildi.

Günü çattı, saati geldi, hastabakıcı hüzünle haber verdi. „Abey, bu seferkine gız oldu ama bidahakine irkek olur inşallah

Nihayet kızımı elime aldım. Ama bu sefer seyirlik değil „bakımlık“ Öyle; hadü-düdü ne de güzelmiş deyip anasına teslim etmek yok. Akıyla-bokuyla, ilk çişiyle kucağımda, yanımda ve işte karşımdasın biricik aşkım bebeğim. HOŞGELDiN PRENSESiM...

Şirketimi yeni kurmuşum. Rehberlik ise ana mesleğim, Sabah 6-7 kalk, 8-9da turistleri otelden al, şehir turu, kapalıçarşı... Öğleden sonra şirkete koş. Akşam üstü eve gel, kızına bi sarıl, gece turu için turislerine koş. Gece yarısı 1-2 de eve gel... Tempo budur. Ne Cumartesi var ne de Pazar. Uyumak üzere eve geldiğim 3-5 saatte de kızıma doymaya çalışır, yine de her uyandığında başında ben olurdum. Altını değiştirirdim kızımın. Sütünü verirdim kızımın. Aman anası uyanmasın. Emzirmeyi 3-5 haftada kesmiştik allahtan!. Hani memeler de sarkmasın. Zaten gün boyu bebekle uğraştığı! için çok yorgun ve sinirli. Bakıcı da yeteri kadar yardımcı olmuyor, temizlikçi de. Sabahları en „taze“ bezi yanıma alır, prensesimin bokunu koklaya koklaya işime giderdim.

Kızıma olan ilgim zamanla annesini ve annesinin ailesini rahatsız etmeye başladı. Bu konuda kendimi suçlu hissettiğim de oldu. Ancak işin içine ailesi girip, büyüler, tütsüler, oramdan, buramdan, ceketimin yakasından, işyeri koltuğumun altından otlar, b...klar çıkmaya başlayıp,  hanut’un (dükkandan alınan komisyon) kitabını yazan bendeniz damada 1.500 USD’lik yüzüğü 5.500 USD’ye satın aldırtmaya, taksidini ödediğim evi „kaynana“nın üzerine kaçırmaya, bankadaki ortak hesabımızı sıfırlamaya kadar vardırınca, bana iki don bir gömlek evi terketmek kaldı. İlk bir-iki ay işi şaka zanneden „zebani“ kısa sürede dişlerini „fullscreen“ göstermeye ama biricik prensesimi göstermemeye başladı. Biliyordu bana en büyük eziyetin „kızımı göstermemek“ olduğunu. Şaka değil, boşanmadan sonra 7 yıl boyunca kızımı ancak HACiZ ile görebildim. Tam yüzküsür kez. Bunun için yapmanız gereken işlem, haciz için borçluya yapılan işlemden daha zor. Her cuma adliyeye gidilir, ücret yatırılır. Sonra çalışan memurlara Pazar günü sizinle gelsin diye yalvarılır. Her konuda! anlaştığınız memur Pazar günü gidilip evinden alınır, adliyeye getirilir, dosya alınır. Daha sonra karakola gidilir, Polis alınır. Kızımın evine gidilir. Sağlam aldım-sağlam verdim diye teslim-tesellüm tutanağı polis ve memur gözetiminde karşılıklı imzalanır. Sonra sırası ile polis karakola ve memur evine bırakılır. Anca bir alışveriş merkezine adım atılır. Annesinin verdiği alışveriş listesi kanter içerisinde bitirilir. Paket fast-food’lar arabada yenir. Çünkü; Memuru evinden, polisi karakoldan alıp 17:00’da kızını teslim etmezsen bu „çocuk kaçırma“ya girer ki bu konuda aleyhime açılmış davalar vardır. Sadece bunlarla mı sınırlıdır açılan davalar? Hayır...Toplam açılan 20 davanın 3-4 tanesi nafaka arttırımı, diğerleri defaaten haneye tecavüz, darp, hakaret, ölümle tehdit v.s. dir. Artık teknolojiyi tanıyan hakimler, evindeki telefonunda yıllardır duran dinleme cihazındaki kayıtları bilgisayarda „cutter“ programı ile manipule edip, „yeni mal“ gibi mahkemeye sunan kadından bıktılar. Kabul etmiyorlar artık açtığı davaları.

        15 yaşına kadar anne-teyze-anneanne üçgeninde yalanlarla doldu kafası prensesimin. Son 10 senedir, yani yeni evliliğim boyunca kızımı hacze gitmiyorum. Evliliğimin ilk yıllarında rahatlıkla kızımı gösteren annesi son iki senedir yine eski silahını kullanır oldu. Kızımı okulu dışında yine göremiyorum. Detaylar başka bir zamana, ama çok yakında yeni bir Bayram daha geliyor. Ve benim Prensesime sarılamayacağım, onu öpüp koklayamayacağım bir başka Bayram. Tıpkı bundan 35-40 sene önce babacığıma sarılamadığım bayramlar gibi. Kader diyorlar bunun adına.

Hala içim gider sokakta baba-kız gezen çocukları görünce. Bu nedenle bayram sabahları herkes sevinçle uyanırken, ben hep aynı kabusla uyanırım. Kızım mezar taşıma haykırır..

Bayramın kutlu olsun.. „SENi ÇOK SEViYOR(D)UM BABA“...  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayat insanı sınava tabi tutuyor. Sizinde sınavınız bu galiba... İyi bayramlar...

rukiye orhan 
 09.10.2013 21:59
Cevap :
teşekkür ederim. saygılar  24.10.2013 14:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 252
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 4745
Kayıt tarihi
: 23.01.07
 
 

Kayseri doğumlu, 1977'den beri Sektörde (Otel, Çarşı, Yurtdışı Acente, Profesyonel Turist Rehberi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster