Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '07

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1335
 

Yine bir hikaye-Sabah Kahvaltısı

Yine bir hikaye-Sabah Kahvaltısı
 

Kahvaltı yapmadan evden çıktığım sabahların sayısı o kadar azdır ki, koca bir yıl içinde gün gün sayabilirim. Eğer yapmadıysam, ya heyecandandır ya da gideceğim yere cok geç kalmışımdır. Bu sefer ki heyecandandı. Bir an once kendimi evden dışarı atmak için adeta çırpınıyordum.

Durakta otobüsün gelmesini bekledim, belki beş dakika sürdü bu bekleyiş ama bana yıllar gibi geldi. Böyle heyecanlı olduğumda içim içime sığmaz benim. Hiperaktif olmaya başlarım, dikkatim bir yerden bir yere o kadar hızlı akar ki ben bile bu hıza yetişemem. Heyecanlı bir tipim işte, ne yapayım…Ne kadar aksine çabalasam da bu hiperaktivite anlarında kontrol duygumu yitiriveriyorum.

Neden heyecanlıydım o gün?

Hala anlatmadım değil mi?

Müthiş bir iş teklifi almıştım ve onun için yapılacak mülakata gidiyordum, aslında hepsi bir formaliteydi. Beni istiyorlardı. Fakat yine de bu bir prensip meselesiydi. Görüşmem gerekiyordu. İste tüm heyecanımın sebebi buydu.

Otobüs geldi ve hemen atladım…öylesine bir atlayıştı ki bu, neredeyse şoförün üzerine düşecektim.

Görüşmenin yapılacağı şirketin yakınlarında otobüsten indim. Kahvaltı yapmam lazımdı, yoksa kan şekerim düşebilir ve bir de üstelik bu heyecan varken, zavallı kalbim daha fazla dayanamayabilirdi. Hemen köşede favorim olan café yi gördüm. İnanılmaz güzel kekler, pastalar yapan bir yerdi. Her zamanki o sevdiğim çukulatalı kek ile tereyağlı ekmekten istedim. O kadar doluydu ki içerisi, mecburen birilerinin yanında bir boşluk aradı gözlerim.

İki kişilik bir masada oturuyordu. Önce çekindim ama çarem yoktu. Oturmak için izin istediğimde sadece gözleriyle onayladı, ama ben sanki “elbette” dediğini duyar gibi oldum….işte o kadar, sesliydi bakışları.

Hemen hızlı hızlı yemeğe başladım. Öylesine hızlı yiyordum ki, acelemi farketti.

“Çok aceleniz var galiba “dedi.

“Aslında...” dedim. “Çok heyecanım var”.

Sanki bunu söyledikten sonra zaman adeta durdu. Bu ismini bilmedigim ve fakat en az kendisi kadar hoş bir ismi olacağına inandığım bu tatlı kızın yüzüne öylesine büyük bir sıcaklık yayıldı ki, dudağının kenarına asılı kalan o gülümseme adeta bunun bir kanıtı oluverdi.

Hayran hayran ona bakmaya başladım.

“Ne oldu?” diye sordu.

“Çok müthiş”dedim.

“Ne?” dedi. “Müthiş olan nedir?” .

“Sizsiniz” dedim.

Yine zamanı durdurmuştum. Bu sefer o gülümsemesine, bir de bakışları eklenmişti. Öylesine derin ve öylesine güçlüydü ki, bakmaktan kendimi alamıyordum. O muhteşem çukulatalı kekimi ve tereyağlı ekmeğimi unutmuştum. Çayım çoktan soğumaya baslamıştı bile.

Çok gençti, kızıl saçları vardı. Ve o derin gözler, o derin yeşil gözler, ne de inanılmaz duruyorlardı karşımda.

“Öğrenci misiniz?” diye sordum.

Neden böyle bir şeyi sordum bilemiyorum, sanki sırf sessizliği bozup ne olursa olsun onunla konuşabilmek için yapmıştım bunu.

“Evet” dedi. “Gazetecilik okuyorum, son sınıftayım”.

“Hep gazeteci olmaya gizli bir hevesim olmuştur, ama ne yazik ki gerçege dönüştürebilmek için o kadar cesaretim olamamıştır” dedim.

Gözlerini çok ama çok acarak, hayretle “Neden?” dedi.

“Bilmiyorum, belki artık gerçekten dönülmez bir noktadayım, kariyerimi bundan sonra değiştiremem ki…..yani öncesinde de bu gizli isteği sanırım pek ciddiye almadım, alamadım”.

Hafif bir ürperti ile birlikte,

“Ciddiyetsiz bir iş mi gazetecilik, bunu mu demek istiyorsunuz?”diye sordu.

“Hayır, hayır kesinlikle bu değil demek istediğim, sadece ben ciddi bir şekilde istiyor muydum? Iste bunu bilemiyordum…artık şimdiden sonrası için de çok geç….şu an ki kariyerimden de oldukça mutluyum.” diyerek toparladım durumu.

Doğrusu toparlamak denemezdi buna, ne düşündüysem onu söylemiştim. Hiç sormadı mesleğimin ne olduğunu, ...farklıydı…pek çok insanın bu konuşmanın ardından sorması beklenen bir soruydu belki…Beni bu kadar mutlu eden kariyerim neydi?…Sormadı.

“Bu sabah, her sabahkinden farklı” dedim.

Bu sefer bunu merak etmişti, ne ilginç bir kızdı.

“Neden?” dedi yine.

“Çünkü kahvaltı etmeden çıktım bugün evden”

Gülümseyen bir yüz ifadesiyle, “Doğrusu, epey belli oluyor, zaten kahvaltı etseydiniz burada olmazdınız değil mi?”dedi.

“Evet” dedim sadece ve açıklamadım.

“Aslında, ben hep kahvaltı yapıp çıkarım….” demedim.

Iyi ki burada kahvaltı ediyorum ve iyi ki burası bu kadar kalabalık ve iyi ki bu harika bayanın yanına oturdum” dedim.

Yine zamanı durdurmuştum işte. O müthiş gülümsemesi yine fena halde çıktı ortaya. Saatime baktım, aslında zamanın durduğu filan yoktu ve biraz daha oturursam, o toplantıya asla yetişemeyecektim.

“Benim şimdi acilen çıkmam gerekiyor” dedim.

“Benim de” dedi.

“Fakat sizi, gerçekten tanımak isterim” dedim.

“Ben de” dedi.

O an sanki havaya uçacaktım….Ama birazdan gerçekten uçacagımı da hiç bilemiyordum. Hemen telefon numaraları verildi. Görüşmek üzere denildi. Vedalaştık.

Hayatımda son kez gülümsediğim insanın o olacağını hiç tahmin etmemiştim zaten nasıl edebilirdim ki? Fakat bu bakımdan çok şanslıydım. Ne de güzel gözleri vardı onun. Harika bir derinliği vardı gözlerinin. Arkamı döndüğümde aklımda iki görüntü yer etmişti. Biri, o dudağının kenarına asılı kalan muhteşem gülümsemesi , diğeri de o derin gözler.

Sonra ne mi oldu? Sadece duyduğum acı bir fren sesiydi. Yolun tam ortasına gelmiştim ki, bu ses herşeye son noktayı koydu. Umut vaad eden bir geleceğimin olduğu söyleniyordu. Biraz sonra önemli bir iş görüşmesine katılacaktım. Büyük ihtimalle de beni kabul edeceklerdi. Bunların hepsini zaten söylemiştim degil mi? Ama herşey öylesine yarım kaldı ki ben bile inanamadım. En çok üzüldüğüm şey ise o derin gözlere bir daha bakamayacak olmam. Ve ne yaparsam yapayım, o harika gülümsemesini dudağının kenarına bir daha hiçbir zaman için konduramayacağım.

Şimdi, o kazanın olduğu günün üzerinden yıllar geçti, hala onu izliyorum. Evlendi, çocukları oldu hatta yakında büyükanne olacak. Ha?...Ben, ne mi yaptım bunca sene boyunca? Dedim ya onu izledim, tüm bu uzun yıllar süresince.

Yeniden dünyaya geldiğimde de, onun gibi birini bulmaya çalışacagım ve bir sonraki hayatımda bu kadar dikkatsiz, bu kadar aceleci davranmayacağım. Şimdiler de sıramın gelmesini bekliyorum. Gelecek yüzyıl deniyor, sabırla bekliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şimdi psikanlitik olarak baktığımızda acaba bu acı ama ilginç öykünün yazılmasında kazada kaybedilen arkadaşın bi etkisi var mı diye düşündüm? Ve ruhun bakış açısından yazılmış çok ilginç. Elinize sağlık. Değişik denemeler yapıyorsunuz öyküde ve bu iyi bi yaklaşım.ben ise öykünün yarısna kadar o güzel kızın konuşmaya gideceği yerdeki bir ki,şi olabileceğini ummmuştum. sonuç çok değişik. selam ve sevgiler

Ezgi Umut 
 03.05.2008 20:49
Cevap :
Acikcasi boyle oyku denemelerimde ozellikle olayin bir yerinde ya da sonuna bir surpriz koymayi ozellikle seviyorum ve de dikkat ediyorum koymaya...hani derler ya bazi filmlerde bir twist vardir...hic beklenilmeyen bir yone dogru gider. Onu biraz denemeye calisiyorum acikcasi. Sevgi ve selamlarimla  03.05.2008 22:24
 

rastlantilar labirenti; uzgunum. Yazini zevkle okudum. Ilginc bir son.ESEN KAL...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 17.09.2007 23:31
Cevap :
Tesekkurler:) "Hersey olmasi gerektigi gibi degil" e bir ornek vermek istemistim.  18.09.2007 14:45
 

Güzel,hoş bir hikaye olmuş.Hayatı ıskalamamak gerek...Sevgiler.

Ufaklık 
 13.09.2007 13:38
Cevap :
Tesekkurler.:)  13.09.2007 15:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 237
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 1274
Kayıt tarihi
: 06.08.07
 
 

Biyolojinin son yıllarda, özellikle son 10 yılda içeriğinin yoğun bir şekilde moleküler düzeye inmes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster